Allah Rasûlü ﷺ, farklı ırklardan oluşan İslâm devlet yapısını tek bir merkezden yönetti. Sahâbe, tek devlet, yekpare ümmet yapısını esas alarak Hz. Ebû Bekir’e biat etti. Hz. Ali tek devlet, yekpare ümmet hakikatini korumak için mücadele etti. Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’da da tek devlet, yekpare ümmet anlayışı esastı. Kavmiyetin değerleri, İslâm millet tasavvuruna galip olup tek
devlet yapısı bozulunca işgaller Bilâd-ı İslâm’ı seller gibi istila etti. Osmanlı Devleti gidince-kavmiyetçilerin iddia ettiği gibi- Arap
İmparatorluğu değil, İngiliz, Fransız sömürüsü geldi. Yeniden tek devlet, yekpare ümmet olabilmek için mücadele vermek, her mü’minin hem dini hem de tarihi vazifesidir. Bu noktada yapmamız gereken; İslâm ümmet yapısına yönelik bir tehdit
algıladığımızda Muâz b. Cebel’in, sahâbenin yekpare hâlini parçalama iradesini izhar eden Kays b. Mutâtiyye’nin yakasına yapışması gibi ırklar üzerinden ayrışmaya çağıranların karşısında durmaktır.
Osmanlı, İslâm’ın emrettiği tek devlet, yekpare ümmet yapısının son tezahürüydü. İslâm aynı asaletiyle baki olduğuna göre bu ümmetin bağrından yeniden tek devlet, yekpare ümmet yapısını esas alan cihan devleti zuhur edecektir.
Allah Rasûlü’nün ﷺ hamurkârlığında İslâm ümmet yapısının nasıl kurulduğunu, tehditleri nasıl bertaraf ettiğini, nebevî ikazların gereği yapılmadığında nasıl dağıldığını ve tekrar nasıl yekpare olacağını anlatan bu eser, Müslümanca yaşayabilmek için ittihattan başka çaremiz olmadığını da izaha taliptir.

