Hüküm Dergisi 84. Sayı, Makaleler, Selim SEYHAN

YETİMİ KUCAKLAYAN CİMRİYİ-RİYÂKÂRI SARSAN SÛRE: MA’ÛN SÛRESİ

اَرَاَيْتَ الَّذي يُكَذِّبُ بِالدّينِ /Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! فَذٰلِكَ الَّذي يَدُعُّ الْيَتيمَ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكين /İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi teşvik etmeyen kimsedir. فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّينَ اَلَّذينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ اَلَّذينَ هُمْ يُرَٓاؤُنَ /Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki  onlar namazlarını ciddiye almazlar, onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ /Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

Allah Rasûlü’nün ﷺ şahsında bütün hitâba kâbil olanlara seslenen bu sûrenin sebeb-i nuzûlü hakkında müfessirlerimiz ihtilâf etse de Mâverdî, Ebu Cehil hakkında nâzil olduğunu nakletmiştir.[1] Şöyle ki Ebu Cehil bir yetimin vâsisi bulunuyordu. Bir gün o yetim çırıl çıplak ona gelmiş, kendi malından bir şeyler istemişti; fakat Ebu Cehil aldırmamış ve onu itivermişti. Kureyş’in büyükleri de çocuğa: “Muhammed’e git de sana şefaat ediversin.” diyerek alay etmek istemişlerdi. Onların maksatlarını bilmeyen zavallı çocuk Allah Rasûlü’ne ﷺ gelip yardımcı olmasını istemişti. Hiçbir muhtâcı reddetmek âdeti olmayan Peygamber-i Ekber  ﷺ kalkmış, onunla beraber Ebu Cehil’in yanına gitmişti. Ebu Cehil kemâl-i edeple onları buyur etmiş, yetimin malını vermişti. Kureyşliler bunun üzerine Ebu Cehil’e serzenişte bulunup “Sen de sapıttın, Muhammed gibi Sâbiileştin!” dediler. Bunun üzerine Ebu Cehil: “Hayır, sapıtmadım velâkin onun sağında solunda birer harbe gördüm, vermezsem vuracak diye korktum.” dedi.

Asrın Ebu Cehilleri

Ekramü’l-Ekramîn’in bütün bu nimetlerine karşılık nimetin gerçek sâhibini unutup O’nun dinini yalanlayanların ne büyük bir cinâyet işlediklerini tenbîh eden bu sûre, aktörler hep değişse de senaryonun hiç değişmediğini nazara veriyor. Dün yetimi itip kakan Ebu Cehil gibi onun fikir soyundan gelenlerin de bugün mazlûmu, garibanı, dul ve yetimi itip kaktığını görürsün. Petrol hırsıyla gözlerini kan bürüyen emperyalistlerin harâbeye çevirdiği Âlem-i İslâm’dan kalkıp sığınacak bir merhamet kapısı arayanlara kaşlarını çatar onlar. Dağları taşları boş olan şu mübârek vatanda sığınabilecekleri bir çadırı bile çok görürler onlara. Her gün şu kadar ekmeğin ve yiyeceğin çöpe gitmesine râzı olurlar da o yetim sabilerin kursaklarına bir lokmanın gitmesine râzı olmazlar. Hiçbir şey yapamazlarsa sözleriyle, uydurdukları haberlerle, sosyal medyada yaptıkları paylaşımlarla onları incitir, kalplerini kırarlar. 

Veyl Olsun “-mış” gibi Yapanlara

Ne hazîndir ki namazda seninle birlikte saf tutmasına rağmen bu hususta Ebu Cehil’in torunlarıyla birlikte hareket edenleri görürsün. Yazıklar olsun namaz kıldığı hâlde onlar gibi düşünüp onlar gibi davrananlara; yetimi incitenlere. Veyl olsun Âlemlerin Rabbi’nin dâvetiyesi kendisine ulaştırıldığı hâlde duymamazlıktan gelenlere. Rabbiyle randevusuna önem vermeyip geciktirenlere; onlar Allah Azze ve Celle’nin rızâsı için değil de birilerine şirin görünmek, ikbâl basamaklarını daha hızlı tırmanabilmek için namaz kılarlar. Kıymetlendirme hususunda Kâinâtın Efendisi’nin “gözümün nuru” dediği namazı, üç kuruşluk dünyâ menfaati için âlet ederler. Hazret-i Mevlâna’nın dediği gibi “baş yerde kuyruk havada” tavuğun tane topladığı gibi namaz kılarlar.

Zekâtı vermedikleri gibi infâk nâmına hiçbir hayırları da yoktur onların, hattâ kendilerinden küçük bir şey ödünç olarak istense onu bile vermeye yanaşmazlar.


[1]-Mâverdî, en-Nüketü ve’l-Uyûn, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1971, c. 6, s.350.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir