Arka Kapak, Hüküm Dergisi 7. Sayı

YAVUZ’UN KIYMETİNİ BİLMEYEN NESİLLER, KIYAMETLERİNİ BEKLESİNLER!

Yavuz Sultan Selim hakkında bir kaşık suda fırtına koparılıyor. Neden acaba? İyi de, Yavuz Sultan Selim, bu kadar aşağılanmayı, bu kadar hakareti hakedecek biri mi peki?

Bir Karakter Ve Ahlâk Anıtı

Oysa Yavuz, gerek kişilik özellikleri bakımından, gerekse devlet adamı nitelikleri açısından yalnızca bizim tarihimizin değil, yalnızca Müslümanların tarihlerinin değil, bütün bir insanlık tarihinin en çarpıcı, en dikkat çekici, en büyük şahsiyetlerinden biridir. Kişilik özellikleri ile devlet adamı nitelikleri, Yavuz portresinin ayrılmaz parçalarıdır.

Kişilik özellikleri, devlet adamı özelliklerini besler, bütünler Yavuz’un. Devlet adamı nitelikleri de, kişilik özelliklerini pekiştirir, derinleştirir.

Yavuz, karakter sahibi biridir; şecaati, iradesi, kudreti güçlü bir kişidir.

Ama öte yandan, tevazusu, hiçbir cihan hükümdarında bulunmayacak kadar da derindir. Hilâfetin anahtarlarını devraldığımız yorucu Mısır seferinden dönüşünde, halkın büyük teveccüh göstermesinden “ürperdiği” için, payitahta, gündüz değil, gece sessizce girmeyi düşünecek kadar nefsini dizginleyebilmiş, nefsini avucunun içine alarak dize getirmiş ve yenmiş bir ahlâk âbidesidir.

Manevî Dünyası Derin Bir Velî

Yavuz’un manevî şahsiyetinin derinliği, uzun, yorucu ve kavurucu çöl yolculuğu sırasında bütün nefasetiyle, bütün “hararetiyle”, bütün nezafetiyle gün ışığına çıkar: Çölü, büyük manevî önderlerin rehberliğinde, hepsinden önemlisi de ’in rehberliğinde, ’den sürekli direktifler alarak sühûletle aşar ve Kahire’ye silm-ü selâmetle ulaşır.

Kahire’ye ulaştığında, Cuma hutbesinde, kendisinin adı “hâkimü’l-Haremeyn” diye anılınca, oturduğu yerden fırlar ve “hayır, hâkimü’l-Harameyn değil, hâdimü’l- Harameyn” diyerek, davasının kuru bir cihangirlik davası olmadığını, ilâ-yı kelimetullah davası olduğunu dünya âleme ilan eder.

Birliğimizin Ve Dirliğimizin Kaynağı Ehl-İ Sünnet Omurganın Mimarı Bir Deha

Yavuz, yalnızca derin irfan sahibi bir hükümdar değildir; derin ilim sahibi bir hükümdardır aynı zamanda. Yavuz’un, irfanının derinliği, ilminin derinliği ile birleştiği içindir ki, tarihin akışını değiştiren, İslâm dünyasını ilk kez AKİDE’de, FİKİR’de ve SİYASET’te Ehl-i Sünnet Omurga üzerinde birleştiren bir dehâ, bir strateji dehâsı ortaya çıkabilmiştir.

Evet, Yavuz, tarihin akışını değiştirmiş bir öncüdür. Ayağımızı yere sağlam basmamızın yollarını açmış bir önaçıcı.

Müslümanların yaşadığı birinci medeniyet buhranının aşılmasında, Osmanlı’nın medeniyet yolculuğunun en zirve noktasına ulaşmasında kilit rol oynamış büyük bir devlet adamı, büyük bir fâtih, büyük bir strateji dehasıdır.

İslâm tarihi boyunca bütün Müslümanları ilk defa Ehl-i Sünnet omurga üzerinde birleştirmiş, bütünleştirmiş, böylelikle meşrep, mezhep, ırk ve dil farklılıklarının yüzyıllardır Müslümanları perişan etmesine, zayıf düşürmesine, birbirine düşürmesine ve güçten düşürmesine son noktayı koymuş büyük bir feraset ve basiret anıtının adıdır Yavuz.

Birliğimizin ve dirliğimizin, diriliğimizin ve kardeşliğimizin mimarı bir dehayı, küfürle değil, şükürle hatırladığımız zaman, zamanın önünde sürüklenmekten kurtulabilir, zamanı önümüze katarak uçsuz bucaksız denizlerde umut ve ufuk açıcı kanatlandırıcı yolculuklara çıkabiliriz yeniden.

O yüzden, Yavuz’un kadrini kıymetini bilmeyen nesiller, kıyametlerini beklesinler, diyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir