Hüküm Dergisi 1. Sayı, İhsan Şenocak, Mahmut SİVASLI

YALNIZ SECCADEMİN YÜNÜNDE ŞEFKAT

Arkadaşları babaları ile dolaşırken bir kenara çekilip onları izleyen bir yetim için anne, bütün annelerden daha farklıdır. Yetim, sokakta, okulda, bayram sabahında sırılsıklam yalnızlığı yaşadığında annesine koşar, onun eteklerine yapışır, kucağında teselli bulur. Çünkü anne onun rükn-ü şedidi, en güçlü dayanağıdır.

Daha güçlü olana iltica, insanda bastırılamaz bir duygudur. Bu yüzden yaşlılar gibi gençler de güvenli bölgeler arar, okula, hastaneye yakın yerlere yerleşir. Reaya için adil sultanlar bir sığınaktır. Fakat onlar da hayatlarının her aşamasında çaresizliği yaşarlar. Hasta olur, varlıkta yokluğu yaşar, yakınlarını kaybeder yani ezeli takdir sürekli ona “mülteci” olduğunu hatırlatır.

Yeryüzünde insan için sınırsız güvenli bir alan yoktur. Her dayanak noktasının hükümsüz olduğu bir an vardır. En güvenli şehirlerin dahi gündüzünde, gecesinde varlığımızı tehdit eden riskler mevcuttur.

Mesai saatinden sonra devlet kurumlarının sadece belli servisleri, hastanelerin acil bakım üniteleri açıktır. Ne var ki onların da gücü sınırlıdır. Bir bina yandıktan ya da bir hasta öldükten sonra itfaiye bütün imkanlarını seferber etse ya da en uzman doktorlar hastaya müdahil olsa yanacakla, öleceğe kim çare olabilir?

 Namaz, her tabakadan insanın sığındığı bir kurtuluş limanıdır. Zayıf için de güçlü için de sürekli bir korunmuşluk halidir. Her şeyi bilen (alîm), gören (basîr), duyan (semî’), rahîm, kerîm olan Allah Azze ve Celle’ye sığınmadır.

Namaz, günbatımıyla devlet daireleri kapandığında, güvenlik güçleri daha düşük bir yoğunlukta çalıştığında, yıldızlar kaybolduğunda, uykusu, uyuklaması olmayan Allah Azze ve Celle’ye (Bakara, 255) hali arzediştir. Rabbanî olmaya “ya lebbeyk” deyiştir.

Müslüman namazda, sadece suda yaşayabilen bir balık gibidir. Balık, sudan çıktığında ya da çıkarıldığında yaşamak için suya dönmelidir. Müslümanların camiye muttasıl yürekleri de ancak namazla mutmain olur. Bunun için her yaştan Müslüman günün farklı saatlerinde huzura çıkar, yakarışta bulunur. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı gözünün nuru olarak tarif eder (Nesâî, H no: 3946, VII, 66).

Seccade anne kucağından daha müşfiktir. Müslümanı günde kaç defa alnından öper. Fani olan insanla, baki olan Allah Azze ve Celle arasında ki rabıtayı tesis eder.

Namaz çölde vurha vur yürüyen, öğle sıcağında kavrulan insan için bir anda zuhur eden ağaç altı gölgeliği gibidir. O, zor anların sığınağı, uçsuz bucaksız sahraların barınağıdır.

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), Darü’n-Nedve’nin dezenformasyonu karşısında çaresiz kaldığında namazla Rabbine iltica eder, secdeyle teselli bulurdu. Baskılara dayanmakta güçlük çeken ashabına da sabır ve namazla dayanmayı telkin ederdi. Yakınlarına bir musibet geldiğinde onlara da namazı emretmiş ve şu ayeti okumuştu (Beyhakî, Şuabu’l-İman, Beyrut, 2000, III, 152): “Ailene namazı emret, kendinde ona sabırla devam et!” (Tâhâ: 132). Babasına mecnun, sihirbaz, kahin denen Hz. Fatıma (radiyallahu anha) da namazla ayakta kalabilmişti.

Münafıklar, Yahudiler bazen farklı bazen de aynı meclislerde toplanıp Allah Resulü’nü durdurmaya dair yeni stratejiler geliştirirken Cebrail Ona: “Sana vahyedileni oku ve namaz kıl!” emrini ulaştırmıştı. Ayetle zahir olmuştu ki, namaz belalar mahşerinden cennete yürüyenlerin azığıydı. Bütün peygamberler onunla ayakta kalabilmişti. Bu yüzden Efendimiz (sallalalhu aleyhi ve sellem) de daraldığında Bilal b. Rebah’a Kalk Bilal! Ezan oku, insanlar toplansın; Bizi namazla rahatlat! Bilal kalk ve bizi namazla dirilt.(Ebû Davûd Edeb 87; Ahmed, V, 371).

Namaz bütün dayanaklar çöktüğünde, bağlantılar koptuğunda çökmeyen, kopmayan hep yerinde kalan en sağlam kulptur. Gökten yeryüzüne inen Kur’an’la, tekrar Allah’a yükselişin nasıl olacağını gösteren bir habl-ı metindir. Onun için Allah Resulü’ne bir musibet geldiğinde kalkar namaz kılardı. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) güneş tutuldu namaz kıldı. Ay tutuldu açılıncaya kadar namazda kaldı. Çünkü namaz, balığın karnında Hz. Yunus’u duyan, ateşe atılan Hz. İbrahim’e imdad eden, tufanda Hz. Nuh’u koruyan Allah Azze ve Celle’nin himayesine giriştir.

Namaz, hesap gününde, Alemlerin Sahibi’nin huzurunda oluşu hatırlatır. Namazda nerede, niçin durduğunu idrak edenler her nev’î düşüncenin karşısında muhkem dağlar gibi durur. İdeolojiler, istikbal temennileri en izzetli insanları, en zelil hale getirirken namaz kılanlar sarsılmaz.

Namaz için abdest alıp günahtan temizlenenler, evden camiye giderken yol boyu o büyük gündeki hesabı tefekkür eder. İbn Abbas’a (radiyallahu anhuma), “Rabbin’in adını anıp namaz kılan kurtuluşa erdi.” (ela’lâ: 14-15) ayetleri sorulduğunda namazın yerle gök arasındaki irtibatına dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştu: “Temizlenen ve ahirette Rabbinin huzurundaki duruşunu hatırlayıp namaz kılan kurtuldu” (Nesefî, Medarik, IV, 513).

Namaz kadim bir duruştur. Tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Bütün zamanlardaki Rabbanî kulların Hakk’a yakarış şeklidir. Sadece Hz. Muhammed ve ümmetine ait değildir. Nitekim kıyametteki sorguyu düşünerek namaz kılanların kurtuluşa ereceği ilk gönderilen kitaplarda, İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde de vardı.” (el-a’lâ: 18-19).

Mahşeri hatırlatan namaz her nev’i derde devadır. Aşılmaz gibi görünen müşkillerin halçaresidir. İnsanı bir halden alır başka bir hale taşır. Ruh hastalarının sahte bir ümitle merhamet dilendiği psikiyatristin de kurtarıcısıdır.

Namaz yeryüzüne ait değerler sistemini yeniden inşa eder. Musalli namazla, hakim güce göre değil, Hakk’ın takdirine göre yaşamayı öğrenir. İftitah tekbiriyle kurbet iklimine dahil olur, bir daha hiç çıkmaz. Zahirde halkla, hakikatte ise Hakk’la birliktedir.

Namaz beşer aklının keşfettiği, sonra da kayda geçtiği bir terapi değildir. Birkaç musahhihin tashihinden geçtikten sonra tedavüle çıkan bir eserin mevzuu da değildir. O bir miraçtır. O yeryüzündeki en esaslı inkılabın rüknüdür. Bunun için Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ondan çok bahsetti. Onun vesilesiyle günde en az beş defa ashabıyla buluştu. Bana dinimi öğret, muhtasar bir içerikte bana İslam’ı anlat! diyen sahabiye: Namaza kalktığında kendini dünyadan ayrılacak kişi gibi farz et. Dünyaya elveda demeye hazırlanan kişinin namazını kıl.” buyurdu(İbn Mâce, Zühd 15).

Mümini her secdede göklere yükselten namaz, her defasında en son kılınan namazdır. İşte yalnız bu namaz, bütün bir cemiyeti değiştirecek, tepetaklak olmuş ruhlar ehramını yeniden inşa edecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir