Hüküm Dergisi 85. Sayı, Makaleler, Selim SEYHAN

YA HEP İSLÂM YA HİÇ İSLÂM’IN İLANI: KÂFİRÛN SÛRESİ

Peygamber-i Ekber’i ﷺ yolundan alıkoymak, alıkoyamazlarsa da İslâm’ın içini boşaltabilmek için küfür yobazları: “Bırak bu tuttuğun da’vâyı biz sana istediğin kadar mal, servet verelim, kızlarımızdan dilediğinle evlendirelim ve seni üzerimize melik yapalım, eğer bunu yapmazsan gel bizim ilâhlarımıza tap, biz de senin ilâhına tapalım, birlikte hareket edelim, böylece hayır hangisinde ise ona hepimiz de ulaşmış oluruz.”[1] dediklerinde قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْكَافِرُونَ /De ki: “Ey inkârcılar!  لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ/Ben sizin tapmakta olduğunuz şeylere tapmam. وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُ/ Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz.  وَلَٓا اَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ / Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُ  / Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.  لَكُمْ دينُكُمْ وَلِيَ دين  / Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” âyetlerinin nâzil olduğu rivâyet edilmiştir.

İman ile Şirk Gece ile Gündüz Gibidir

Yegâne din olan İslâm’a göre kâfir olanlardan bahsettiği için “Kâfirûn” ismini alan bu sûrede Allah Azze ve Celle, Mekke döneminin ilk yıllarında tevhîdin bir manifestosu olarak Mekkeli müşriklerin şahsında bütün putperestlere, kâfirlere hakla bâtılın, îmân ile şirkin gece ve gündüz gibi birbirinden ayrı şeyler olduğu, bu iki inanç sistemi arasında zerre kadar bir benzerlik bulunmadığı, dolayısıyla ikisinin birlikte bulunmasının ya da aralarında bir uzlaşmaya gidilmesinin mümkün olmadığı kesin olarak ifâde ve ilân etmiştir.

Evvelâ Peygamber-i Ekber’in ﷺ şahsında Mü’minlerin sadece kendisine kulluk etmelerini emretmiş, Allah’a ortak koşanlarla gerek inanç gerekse ibâdet bakımından hiçbir şekilde benzerliklerinin bulunmadığını vurgulamıştır. Daha sonra gelen وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُ  âyeti tekrardan daha ziyâde Hz. Peygamber’i ﷺ kendi dinlerine döndürmek isteyen putperestlerin içindeki son ümidini de kırmak için kullanılan beliğ bir üslûptur. “Sizin dininiz size, benim dinim banadır” şeklinde tercüme ettiğimiz son âyet ise daha kapsamlı ve daha vurgulu bir şekilde önceki âyetleri te’kid eder ve bu iki din arasında asla uzlaşmanın olamayacağını gösterir. Zirâ, bu iki dini uzlaştırmak, hak ile bâtılı, gece ile gündüzü uzlaştırmak, cem etmek anlamına gelir ki bu da muhâldir. Bu sûrenin Müslümanların zayıf durumda bulundukları Mekke döneminde indiği göz önüne alındığında son âyetten muradın din ve vicdan özgürlüğü anlamına gelen bir emir veya yasaktan manada belki bir vâkıanın tesbiti ve ifâdesi olduğunu söylemek daha isâbetlidir. Evet, kuşkusuz İslâm’da din, vicdan ve ibâdet özgürlüğü vardır; ancak bu özgürlükler daha çok Medine döneminde inen âyetlerde ifâde edilmiş ve Müslümanların hâkim oldukları zaman ve mekânlarda uygulanıp hayâta geçirilmiştir.

Ya hep İslâm Ya hiç İslâm

Kelime-i tevhîdin ilk cüzünün, yâni nefy kısmının başka bir ifâdesi olan bu sûreyi okuyan kimse tıpkı kelime-i tevhîdin لا اله /Hiçbir ilâh yoktur diyerek arsasına yeni bir binâ inşa etmek için mevcut gecekondusunu yerle bir eden adam misâli İslâm sarayını inşâ edebilmek için gönül dünyâsındaki gecekondular mesâbesinde olan bütün “izm”leri, bütün ideolocyaları yerle bir edip temizleyen adam gibidir. O “Bütün dikeyleri yatay hâle” getirmek için “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak, Haykırsam kollarımı makas gibi açarak” diye bir nidâ koparan İbrâhim olur, meydan yerine çıkarak “lâ” baltasıyla bütün putları bir bir yere serer. “Ya hep İslâm ya hiç İslâm; İslâm hepin olmadığı yerde hiçe tâliptir.” diyerek bütün sentez tekliflerini reddeder, İslâm’ın hiçbir ideolocyanın yedek parçası olamayacağını haykırır. Belki bu yüzden tevhîd ve ihlâsı emreden bu sûre Peygamber-i Ekber ﷺ tarafından ana hatlarıyla itikâd, ibâdât, muâmelât ve kıssalardan müteşekkil olan Kur’ân-ı Kerîm’in dörtte birine denk[2] kabûl edilip sabah ve akşam namazlarının sünnetlerinde okunması tavsiye edilmiş olabilir.  Nitekim İbn Mes’ûd’dan rivâyet edildiğine göre “Ben Allah Rasûlü’nü yirmi kere göz ucuyla tâkib ettim, akşamın farzından sonra kılınan iki rek’atle sabahın farzından önce kılınan iki rek’atte Kâfirûn ve İhlâs sûrelerini okuyordu.”[3] buyurmuştur.


[1]-Ebû Hayyan.

[2]-Taberanî, Evsât, Sağîr.

[3]-Nesâî, Salât 68, (2, 170).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir