Abdullah KARGILI, Hüküm Dergisi 2. Sayı, Söyleşiler

TÜRKİYE MÜFTÜSÜ HALİL GÜNENÇ HOCA: TÜRKÇÜLÜK DE YOK KÜRTÇÜLÜK DE

Hüküm: Efendim, öncelikle tahsil hayatınızdan bahsedecek olursak, ilme nasıl başladınız, Mardin’de ilk olarak hangi alimlerden ders okudunuz?

Halil Günenç: 11 yaşımda iken babamdan birkaç ders okudum. Sonra babamın hocasında okumaya devam ettim. Daha sonra Suriye’ye gittim. Suriye’de Şeyh Muhammed Latif isminde alim bir zat vardı. Onda tahsile devam ettim. Evvela talebelerinden ders aldım, sonra kendisinden. Hocam aslen Türkiye’liydi. Suriye Türkiye’den 1923’te ayrılmıştı. Ben de 20 sene sonra gitmiştim. Bu sebeple çok sayıda Türkiye’li vardı. O zaman millet fakirdi, bu günkü gibi değil. Şimdi ne güzel medreseler, Kur’an kursları, camiler yapılıyor. Çok büyük değişiklikler oldu elhamdülillah.

Hüküm: İlim için yaptığınız rıhlelerden, bu esnada çektiğiniz sıkıntılardan, ilim ortamından bahseder misiniz?

Halil Günenç: Suriye’nin memleketim olan Mardin’e yakın yerlerinde eğitim gördüm. Oralara El Cezire diyorlardı. O zaman Şam’da, Halep’te cemaatler, dernekler vardı. Onlar para topluyor, talebeleri okutuyorlardı. Bizim doğuda ve Suriye’nin Türkiye’ye yakın olan yerlerinde böyle bir yardım faaliyeti henüz yoktu. Çok sıkıntılar çektik. Bu çilelere rağmen Allah rızası için okuyanlar, okutanlar vasıtasıyla ilim mirasımız bugünlere ulaştı.

O yıllar Türkiye’de sıkıntılar çektik. Çünkü Kur’an-ı Kerim ve İslami İlimler okumak yasaktı. Oraya gittik orada da sıkıntılarımız devam etti. Şimdi elhamdülillah hürriyet var. Devlet İslam’ın aleyhinde değil, bizzat yanında, yardımcı oluyor.

Ezan-ı Muhammedi Yasaktı

Hüküm: Suriye’ye hangi saiklerle gittiniz? O yıllarda geçişlere izin veriliyor muydu?

Halil Günenç : Hayır izin verilmiyordu. Biz 1941’de kaçak olarak gittik. Benim yurt dışına çıkma gayem şuydu: Babam köyde imamdı. Ondan okuyorduk. Jandarma köye geldiği zaman saklanıyorduk. Kuran-ı Kerim’imizi de görmesinler diye saklıyorduk. Bir gün babam akşam ezanını Arapça okudu. Jandarmalar bunu duyunca babamı yakalayıp önce nahiyeye, sonra da kazaya götürdüler. Karakollarda süründürdüler bir müddet. Ezan-ı Muhammedi’yi Arapça okudu diye günlerce uğraştırdılar. Çok sıkıntılıydı o yıllar. Bir köye maliyenin bir tahsildarı gelirdi. Sanki reis-i cumhur gelmiş gibi karşılanırdı. Kelle vergisi, hayvan vergisi toplarlardı. Zorbalık yaparlardı, kimse bir şey diyemezdi.

Kardeşliği Yitirince Ümmet Parçalandı

Hüküm: Efendim, siz bir dönem Urfa Müftülüğü de yaptınız. O dönemlerden bahseder misiniz biraz?

Halil Günenç: Önceki yıllarda bugüne nispetle daha canlı bir kardeşlik hakimdi. Bozulmalar, fitneler vardı ama şimdiki kadar derin değildi. Gerçi bu nifak da 100-150 sene öncesine dayanıyor. Kardeşlik duygusunu yitirince ümmet parçalandı. Hadiseler insanları çok farklı mecralara sürükledi. Araplar ayrıldı. İngilizler onları aldattı. Bir de Türklerin bir kısmı ırkçılığa, Turancılığa meyletti. Hülâsa müslümanların zihinleri bulandı.

Türkçülük de Yok Kürtçülük de

Hüküm: Hocam, medreselerin kardeşliğin tesisinde özellikle doğu ve güneydoğuda çok önemli rolü vardı. İnsanlar alimler etrafında toplanırdı. Herkes İslam kardeşliği etrafında kaynaşmıştı. Sanki medreselerin etkisi azaldıktan sonra ırkçılık, terör olayları daha da arttı.

Halil Günenç: Tabii, İslam’dan uzaklaşıldığı için Kürtçülük, Türkçülük hareketi başladı. İslam’da ırkçılık yoktur. Kürtçülük, Türkçülük, Arapçılık yoktur. Müslümanlar kardeştir. İslamiyet ırkçılığın kökünü kazımıştır. Asabiyetçilik yoktur. Kürt de olsa, Arap da olsa, Türk de olsa benim kardeşimdir. Kuran-ı Kerim böyle buyurur: ‘’Sizi bir erkek ve dişiden yarattık.’’ Yani kardeşsiniz diyor. Müminler kardeştirler. Onları sevmemek büyük bir afettir. Büyük bir musibettir. Müminleri sevmek ise ibadettir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde, ‘’Bir mümin bir mümin kardeşini seviyorsa kendisine sevdiğini söylesin.’’ buyurmaktadır. Ben seni seviyorum desin ki, o da ona karşı muhabbet beslesin. Allah için seviyorum, desin. Menfaat için değil. Şan için, şeref için değil, sadece Allah için. Yine bir hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz(s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Allah’a yemin ederim ki sizden biriniz mümin bir kardeşini kendi nefsi gibi sevmedikçe iman etmiş olmaz.” Maalesef bu muhabbeti yaraladılar.

Medrese Günümüzün Sorunlarıyla da İlgilenmeli

Hüküm: Bölgede az da olsa var olan medreselerin daha etkin hale getirilmesinin İslam Kardeşliğinin yeniden tesis edilmesine ne gibi katkıları olabilir?

Halil Günenç: Unutmamak lazım ki İttihad-ı İslam’da alimlerin büyük rolü vardır. Ancak, günümüzü iyi okumak lazım. Ben doğuluyum. Bugün Doğu’da her medrese okuyan tam istediğimiz gibi yetişemiyor. Neden? Çünkü pek çoğu 500-600 sene evvel yazılmış kitapları okumakla yetiniyor. Bu yetmez. Ben bu zamanda yaşıyorum. Dolayısıyla bugün nice meseleler var ki eskiden yoktu. Kitaplar da yazmıyor. Sadece gramer kitapları okumakla olmaz. Eski meseleleri bilmem gerektiği gibi bu zamanın problemlerini de öğrenme mecburiyetim var. Mesela: Önceden borsa yoktu, kan nakli yoktu, organ nakli yoktu.Bugün birçok şey var ki bunlar yaşadığımız asrın problemleridir. Bu sebeple hem eskiyi, hem yeniyi bilmemiz gerekir. Hurafelere yer vermeden meseleleri çözmemiz gerekir.

Molla Açılımı

Hüküm: Geçen sene hükümet, kamuoyunda molla açılımı olarak bilinen medrese mezunu hocalara resmi din görevlisi olma kapısını açtı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Halil Günenç: Aslında bu yeni değil. Tarihte Molla Hüsrev, Molla Gürani, Molla Fenarilerimiz vardı. Devlet gerçek Mela açılımını o zaman yapmıştı. Onların sözü dinleniyordu. Bunlar gerçek Melaydılar. Molla ile Mela aynı şeydir. Aslında Mela kelimesi Farsça’dan gelmiştir. Eskiden Mevlana diyorlardı. Yani büyüğümüz, demektir.

Hüküm: Malum medreseler yasaklanmasına rağmen özellikle doğu bölgelerimizde zor şartlarda da olsa İslami ilimler tahsili devam etti. Fakat 1950’lerden sonra sanki burada da bir kırılma yaşandı. Neydi bunun sebebi?

Halil Günenç : O devirde İmam-hatip okulları açıldı. Bu okullardan mezun olanlar imam olarak atandı. İmam-hatip okullarını bitirenlere imamlık verilmeye başlanınca medreseler gözden düştü. Bundan sonra medreseden mezun olanlar ne müezzin, ne imam, ne vaiz, hiçbir şey olamadı. Var olan medrese hocaları da maişet sıkıntısına düşünce başka işler yapmaya başladılar.

İttihad-ı İslam Ashabı Sevenlerle Olur

Hüküm:Bütün İslam Coğrafyasın’da İttihad-ı İslam, uhuvvet tekrar nasıl tesis edilebilir? Hangi noktalara dikkat edilmeli?

Halil Günenç: Efendim Allah’ın indirdiği hükümlere, Peygamberin söz ve fiillerine inanan insanlar kardeştirler. “Ancak müminler kardeştir” buyuruyor Kuran-ı Kerim. İster Hanefi, ister Şafii, ister Maliki, ister Hanbeli, isterse de başka bir cemaat olsun, Kuran’ı Kerim’e ve Peygamberimizin sünnetine tabi olanlar bizim kardeşimizdir. Şayet bir grup Kur’an’ın hükümlerine tamamen veya kısmen muhalif olursa o zaman ‘’kardeşimizdir’’diyemeyiz. Mesela biz Hz. Ali’yi seviyoruz. Onun sülalesinden gelen büyük insanlara inanıyoruz ve onları da seviyoruz. Onların aleyhinde olmamız düşünülemez. Ancak biz aynı zamanda başta Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman (radıyellahu anhüm) olmak üzere bütün Ashabı Kiramı da seviyoruz. Bunları kabul etmeyen, saygı göstermeyen insanları biz de kabul etmeyiz. Yani bugün Hz. Ali’yi sevme iddiasında olanların bir kısmı Kur’an ve Sünnetin emrettiği namaza inanmıyor. Oruca inanmıyor. Hacca inanmıyor. Zekata inanmıyor. Sünni de olsa bunlara inanmayan insan müslüman değildir. Bir kimse Şafii, Hanefi, Hanbeli ve Malikilerin içtihad ettiği meseleler dışında Kuran’ın veya sahih sünnetin hükümlerini reddederse veya onların bir kısmını kabul etmezse müslüman sayılmaz. Şii olsun, sünni olsun bunları kabul ederse bizim kardeşimizdir. Ama Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman’ın, Hz. Aişe’nin aleyhinde olursa, bunları tekfir ederse, elbette ki bu insanlarla bir münasebetimiz olamaz. Hz. Ali’ye biz de taraftarız. Büyüğümüzdür, dördüncü halifedir, Peygamber efendimizin damadıdır. Hz. Fatıma annemizin eşidir, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizin babasıdır. Biz onları seviyoruz. Allah onlardan razı olsun. Sevmeyen kimse müslüman değildir. Biz namaz kılarken ne diyoruz: “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.” Yani hem Peygamber Efendimize hem de onun ailesine salavat getiriyoruz. Ama bazı kimseler ne yapıyor. Hz. Ali’nin taraftarıyız, diyor. Ashab-ı Kiram düşmanlığı yapıyor. Hz. Ali, Hz. Ebubekir’in ve Hz. Ömer’in halifeliğini kabul etmiştir. Hatta Hz. Ömer halifeyken kızını ona vermiştir. Hz. Ali, Hz. Osman’ı, Hz. Aişe’yi kabul etmiştir. Eğer sen onları sevmiyorsan, Hz. Ali’yi de sevmiyorsun demektir.

Suriye

Hüküm: Suriye’de büyük insanlık dramı yaşanıyor. Esed’in zulmü yüzünden milyonlarca insan yerini yurdunu terk etti. Yüzbinlerce insan hapishanelerde. On binlerce insan bebek, yaşlı, kadın demeden katledildi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Halil Günenç: Bilad-ı Şam’ın geçmişte İslam’a çok büyük hizmetleri olmuştur. O yüzden oraya Şam-ı Şerif diyoruz. Nusayriler Hz. Ali ile Allah’ın birleştiğine inanırlar. “Hululiye” diyoruz buna. 40 küsur senedir bu Nusayriler orada halka zulmediyor. Hafız Esed de büyük katliamlar yapmıştı Hama’da. Bugünkü zulüm ise Rusya, Çin, İran destek olmasaydı bu kadar uzun sürmeyecekti. Ama bilhassa İran ve Hizbullah malıyla, canıyla rejimin yanında. Şu anda Suriye’deki kardeşlerimizin durumu içler acısı. Zalim Esed, her tarafı yaktı, yıktı. İnsanları, suçsuz bebekleri, sivilleri öldürdü. Kadınlara tecavüz ediyorlar. Orada zulüm altında inleyen, mücadele eden kardeşlerimizin zafere ulaşmaları için Allah’a dua edip yalvarıyoruz. Allah onları ve bizi her türlü eşrarın şerrinden muhafaza eylesin.(Amin)

Hüküm: Teşekkür ederiz. Allah razı olsun Hocam.

Halil Günenç: Ben de teşekkür eder yayın hayatınızda muvaffakiyetler temenni ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir