Hüküm Dergisi 86. Sayı, Makaleler, Selim SEYHAN

TEBBET SÛRESİ: MUKADDESATA UZANAN ELLER KURUSUN!

Allah Rasûlü’nün ﷺ en yakın akrabalarından olmasına rağmen düşmanca davranışlar sergilemekten bir an bile geri durmayan amcası Ebû Leheb ve karısının yerildiği, onlar gibi servet ve gücüne mağrur olanların karşılaşacakları hazîn âkibeti haber veren bu sûrenin Allah Azze ve Celle’nin وَاَنْذِرْ عَشيرَتَكَ الْاَقْرَبينَ / (Önce) en yakın akrabanı uyar![1]  tâlimâtına iktidâen Peygamber-i Ekber’in ﷺ Kureyş’i uyarıp İslâm’a dâvet etmek için Safâ Tepesi’ne çıktığında, amcası Ebû Leheb’in kızarak, “Kuruyup yok olasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?” diyerek tepki göstermesi üzerine تَبَّتْ يَدَٓا اَبي لَهَبٍ وَتَبَّ  / Ebû Leheb’in elleri kurusun! Kurudu da zaten. مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ / Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı başka şeyler. سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍ / O, alev alev yanan ateşe atılacak! وَامْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ / Dedikodu yapıp söz taşıyan karısı da. في جيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ / Boynunda da ipten bükülmüş bir halat bulunacak.” âyetlerini ihtivâ eden “Tebbet” sûresinin nâzil olduğu rivâyet edilmiştir.[2]

Ebû Leheb: İslâm’ın Azılı Düşmanı

Asıl adı Abdülüzzâ olan Ebu Leheb, alev gibi çok parlak, Abdülmuttalib’in oğlu ve Hz. Peygamber’in ﷺ baba bir amcasıdır. Parlak yüzlü olduğundan ya da öfkelendiğinde yanakları kızardığı için babası tarafından kendisine bu lakab verilmiştir.[3] Bi’setten önce yeğeni Hz. Muhammed’i ﷺ çok sevdiği, hatta iki oğlunu O’nun kızlarıyla evlendirdiği hâlde peygamber olduktan sonra en azılı düşmanlarından biri oldu.[4] Peygamber-i Ekber ﷺ, Allah katında “insanların tarağın dişleri gibi eşit olduğunu”[5], “üstünlüğün ancak takvâ ile olduğunu”[6] ilân ederken gurur ve kibir âbidesi olan Ebû Leheb zengin biri olduğu için fakir ve zayıf insanların kendisine eşit tutulmasını kabullenemiyordu. Allah Rasûlü insanları hidâyete dâvet etmek için gecesini gündüz yaparken o da arkasından gider ve çevresindekilere onun yalancı olduğunu söylerdi.[7] Peygamber-i Ekber’e ﷺ karşı dâima onun düşmanlarıyla birlikte hareket eden bu Allah ve Rasûl düşmanı çiçek hastalığına yakalandığı için Bedir Savaşı’na katılamamış, fakat yerine adam göndermiş, ayrıca müşriklere mâlî destekte bulunmuştur. Kureyş’in Bedir’deki yenilgisini ve ağır kayıplarını haber aldıktan yedi gün sonra kahrından öldüğü söylenmektedir. Çiçek hastalığı kendilerine de bulaşır endişesiyle ailesinden bile hiç kimsenin ona yaklaşmadığı, öldüğünde ücret karşılığında Sudanlılar’a defnettirdikleri rivâyet edilir. Ebû Leheb’in kızı müslüman olarak Medine’ye hicret etmiş, oğulları Utbe ile Muttalib de Mekke’nin fethinden sonra İslâm’la şereflenmişlerdir.

Kendi de Fikri de Helaka Mahkûm

Ebû Leheb ve onun fikir soyundan gelenlerin helâk olması yönünde bir bedduâ ile başlayan bu sûrede “tebbe” fiiliyle bedduânın tahakkuku da inananlara müjdelenir. Filhakîka öyle de olmuş; Ebû Leheb helâk olmuştur. O hâlde onun fikir soyundan gelenler de eninde sonunda helâk olacaktır. Ebû Leheb’i kazandığı şeyler: malı mülkü, makamı mevkisi, çoluğu çocuğu uğradığı korkunç âkibetten onu kurtaramadığı gibi onun yolunun takipçilerini de kurtaramayacaktır.

Ayrıca bu sûrede amcası olması hasebiyle Allah Rasûlü’nü ﷺ düşmanlarına karşı müdafaa etmesi gerekirken bilâkis karısıyla birlikte O’na eziyet ettiği için[8] ateşi son derece şiddetli olan cehenneme gireceğinin haber verilmesi bu sûreyi okuyan Müslümana Allah ve Rasûl dâvâsı uğrunda mücâdele ederken hiç ummadığı kişilerin belki en yakın akrabalarının kendisine karşı koyabileceğini ihbâr ederek Peygamber-i Ekber’e bakarak teselli olmasını, ayakta kalıp yıkılmaması gerektiğini tenbîh eder.

Cehennemini Harlayan Kadın: Ümmü Cemil

Yanacağı cehennem için odun taşıyan Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemîl’in hâli ateşe girmesi yetmiyormuşçasına yanında benzin bidonu getiren kişinin hâline benzer. Çünkü o inkâr etmesi yetmiyormuşçasına bir de eziyet etmek maksadıyla diken, çalı çırpı toplayıp geceleyin Peygamber-i Ekber’in ﷺ yoluna serer, sözleriyle, hâl ve hareketleriyle de O’nu incitirdi.

Beş vakit namazda bu sûreyi okuyan kardeşim! Bu sûre sana, bana bundan sonra mücâdelenin ırklar adına, boylar adına, soylar adına olmayacağını, bilâkis kıyâmet sabahına kadar devâm edecek olan hakla bâtıl mücadelesinin bir imân ve küfür mücâdelesi olduğunu beyân ediyor. Nitekim bu sûre kendisine vahyedilen Peygamber-i Ekber ﷺ, “Ebû Leheb ben doğduğumda sevincinden beni emziren câriyesi olan ilk sütannem Süveybe’yi âzâd eden amcam; şimdi ben bu sureyi nasıl okur, nasıl teblîğ ederim yâ Rabbi?” demedi. Bilakis “Irkımdan da, boyumdan da, soyumdan da olsa Allah ve Rasûl düşmanlarına sonsuza değin veyl olsun, الكفر ملة واحدة /Küfür tek millettir!” dedi.

Mukaddesata Uzanan Eller Hep Kurudu Yine Kuruyacak

Ey bugün bu sûreyi okuyan kardeşim! Dün Peygamber-i Ekber’e ﷺ hakâret edip eziyet ettikleri gibi bugün de sana hakaret ediyorlar; gerici, mürteci, yobaz diyorlar, çarşafınla, cübbenle, sarığınla istihzâ ediyorlar. Daha da ileri gidip otobüste, metroda, deden Fatih’in fethedip sana emânet ettiği İstanbul’un sokaklarında bile tâciz edip sana saldırıyorlar. Allah ve Rasûl dâvâsının önüne geçebilmek için yırtınıp seferber oluyorlar, servetlerini harcıyorlar. Müsterih ol kardeşim! Cehennemi alevlendirecek odunlar mesâbesinde olan yüklendikleri bu günahlar, taşıdıkları sözler, yaptıkları hakaretler, bu uğurda harcadıkları mallar bir gün onları kuşatacak Ebû Leheb ve karısı gibi helâk edecektir. Sabret kardeşim! Dün Lât ve Uzzâ isimli putlara yemin ederek mücevherden yapılmış kıymetli gerdanlığını Hz. Peygamber’e ﷺ düşmanlık uğrunda harcamaya ahdeden Ümmü Cemîl’in[9] boynuna ateşten bir ip takmaya kâdir olan Rabb’in bugün de mallarını tâğutun yolunda harcayanların ellerine cehennemde ateşten kelepçeler, ayaklarına prangalar, boyunlarına bukağılar vurmaya kâdirdir.

Şunu da unutma ki Allah Azze ve Celle bu mübârek sûreden başka bir sûre indirmemiş olsaydı yine de akıl sâhipleri Kur’ân-ı Kerîm’in Allah Kelâmı olduğunu anlarlardı. Şöyle ki cehennemlik olduğu îlân edilen Ebû Leheb ve karısı bu sûre indikten sonra îman ettiklerini söyleselerdi gece gündüz Peygamber-i Ekber’in ﷺ tebliğine muhatâb olanların peşinden koşturup O’nun bir yalancı olduğunu iddiâ etmelerine gerek kalmazdı. Ama onlar bu sure indikten sonra Allah Rasûlü’ne ﷺ gelip: “Hani sen Müslüman olamayacağımızı, cehenneme gideceğimizi söylüyordun, işte Müslüman olduk!” diyemediler. Çünkü Allah Azze ve Celle her şeyi bildiği gibi kalplerde olanı da bilir; onların imân etmeyeceğini bildi, bildiğini de Kâinâtın Efendisi’ne bildirdi. Biz O’na îmân ettik.


[1]-Şuarâ 26/214

[2]-Bkz. Buhârî, Tefsîr, 111.

[3]-İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübra, c.1, s.74.

[4]-İbn Esîr, Usdu’l-gâbe, c. 7, s. 384; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 6, s. 18; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 490.

[5]-Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslâmiye ve Istılahât-ı Fıkhiye Kamusu, 2/73-74.

[6]-Hucurât, 49/13.

[7]-Kurtubî, Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân, XX, 236.

[8]-İbn- Esîr, el-Kâmil, c. 2, s. 70; İbn Hişam, es-Sîre, c.1, s. 376.

[9]-Bkz. Kurtubî, a.g.e., XX, 242.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir