Ahmet AÇIKGÖZ, Hüküm Dergisi 86. Sayı, İhsan Şenocak, Makaleler

TAKVİMDEN KOPAN YAPRAKLAR

Akşam olup “Takvimden bugün de bir sayfa koptu.” dediğinde yarın da takvimden bir yaprak eksileceğini, üç yüz küsûr gün sonra takvimde yaprak kalmayacağını ve mazinin sayfalarında yerini alan “geçen yılın” aslında bir celselik kadar kısa olduğunu unutma! Gelecek yıllar her ne kadar uzun gibi görünse de geçen zamanlar su gibi akıp gitmiştir. Ömür dediğin “Bir varmış, bir yokmuş”

Bugün var olan, gün gelecek yok olacak sonra da unutulacak.

Maziye dönüp baktığında bir asır yaşayanlardan da ömürlerinin kısa olduğunu  duyarsın. 

İnsan geriye dönüşü olmayan bir yolda yürüyor. Ahirette hüsrana uğramamak için, yılsonu hesap yapan tacirler gibi hesabını iyi tut; eksileri, artıları tesbit et, zararlara çare ara, fırsatları değerlendir.

Fecirden gece yarılarına kadar süren yoğunluk içerisinde çoğu defa derin gafletlere dalıp “Dünya hayatının geçici, ahiretin ebedi olduğunu unutanlardan olma!” Mü’minin Mü’mine yapacağı en büyük iyiliklerden biri, yaptıklarından ve yapması gerekirken yapmadıklarından hesaba çekileceğini hatırlatmak.

Melekler bizi seyrediyor, bizse kâinatı temaşadayız. Seyre mevzu olan insan, hayat yolunda deliler gibi koşuyor.

Sabah kalkınca kimisi güne namazla kimisi de isyan türküleriyle başlıyor. Gece uyku gözleri kapayıncaya kadar çalışıyor, kızıyor, seviniyor insan. Bütün bunlar olurken her gün takvimden yeni yapraklar kopuyor. Güneş dünyanın üzerinden karanlık perdesini, ömür de takvimden yaprakları koparıyor.

Bütün sa’y-u gayretimiz, sabahında uyandığımız, gecesinde de uykuya daldığımız şu hayat içinse vah halimize! Allah Teâlâ bizden ne istedi, biz neler yapıyoruz? Neleri arzuluyor ve nelerin peşinde koşuyoruz?!

Ne isterdin bu dünyada, mesela nelere mâlik olmak seni sevindirirdi? Şarkta ve garpta adı anılan, hakkında tezler yazılan, eserleri dilden dile çevrilen, birkaç dilde konferans veren bir ilim adamı olsan; lâkin bütün gayretin alkışlanmak, birinci olmak, plaket almak içinse uzaktan saadet gibi  gördüğün her şeyin ahirette serap olduğuna şahit olacaksın. Bunlara sevinmeli mi insan?!

Zengin olunca rahat yaşayacağını düşünen zavallı, bilmez ki malı arttıkça düşmanları da artacak. Patron ne kadar âdil olursa olsun farklı saiklere kapılan çalışanların bir bölümünü razı edemeyecek, kendilerini malının ortağı gibi görenler, proleterya masallarına kanıp büyük sömürü sistemine hizmet edecek. Gafil olan, büyük servet sahiplerinin huzursuzluğunu görünce mücerred olarak zenginliğin huzur değil, ayrılık getirdiğini anlar belki; fakat hikaye bitmiş olur.  

Allah Teâlâ’dan mal isteyen fakir; onunla işlerinin düzeleceğini, dünyanın en mutlu insanı olacağını düşünür. İşi ve işçileri arttıkça yükü de artar. Malı çoğalır fakat ömrü azalır. Bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister. Sonra da hepsini bırakıp gider bu dünyadan.

Âşıklar sevgiliye varmak için diyar diyar dolaşır, sevgilinin yaşadığı mekana dokunmaktan, onun bastığı toprağa basmaktan büyük bir zevk alır. Kavuşur, buluşur, evlenir… Her şey bittiğinde insan, aradığının sevgiliden başka bir şey olduğunu anlar. Mecnun da Leyla’yı bulunca onu Allah’ın  yarattığı kadınlardan biri olarak görmüş, aradığı Leyla’nın o olmadığını söylemişti.

Makam da servet gibi uzaktan güzel görünür. Ağalar, paşalar karargâhlarından koruma araçları eşliğinde çıkar, siren sesleri sanki “Açın yolları! Önemli bir adam geliyor.” diye söyler. Nefis, “Koruma araçlarıyla dolaşan bir ağa da sen ol!” der. Hayalle geçer en güzel zamanlar… İster ki onun da sağında solunda muhafızlar yürüsün, insanlar “Başka bir emriniz var mı efendim?” diye sorsun. Vali olsa da daha yukarılara çıkmak için yeni planlar kurar. Hayal ettiği her şeye sahip olur; lâkin huzuru bulamaz. Nihayet gün gelir kazandığı her şeyi “huzur” gibi görünen “huzursuzluğu” satın almak için harcar. Her yeninin eskimesi, her gencin yaşlanması gibi ağalar, paşalar da adım adım çıktıkları kariyer basamaklarından iner. Ağaların peşinden ayrılmayanlar, basına beyanat  verirken sağlı sollu etrafını saranlar sessizce çekilir, yeni bakan etrafında yer ararlar. İnsan saadetin koltukta olmadığını anlayınca neyi, nerede araması gerektiğini de öğrenir. 

Dünya lezzetleri haramlarla doludur. Ecir yollarında ise meşakkatler vardır. Nefis galip olunca yollar harama, iman hâkim olunca ise helale açılır.  O halde geçici lezzetlere aldanma! İbadetten usanma! Bir gün ibadetlerin elemi gidecek, sevabı kalacak; günahın lezzeti gidecek, azabı kalacak.

İnsanların sahip olduğu her şey uzaktan bakınca “su” gibi görünen, yanına varınca ise “hiç” olduğu anlaşılan serap gibidir. Zenginlik de makam da insanlığın serabıdır. Bu yüzden insana ne makam ne de servet huzur verir. Sen, İbnü’l-Vakt ol! Yarınların projelerini hazırla; lâkin yaşadığın zamanın kıymetini bil! Tûl-i emele mahkûm olma! Çevrendekilerin “Ânı yaşa, geçen gitti; düne takılma, yarınların korkusuyla bugünün keyfini kaçırma!” demelerine kanma! Ânı yaşa! Lâkin vakti zayi etme! Dün ise geçip gitmedi, kayda geçti, vakti gelince hesabı sorulacak. Yarınlar için yürek fetihlerine hazırlan!

Halleri, batmak üzere olan bir geminin vurdumduymaz yolcularına benzeyen insanlara bakıp moralini bozma! Lâkin “Gemi batıyor!” denmesine rağmen kurtarıcı gemiye binmeyen, can yeleğini giymeyen buna mukabil duvarları tezyin eden adamlar gibi de olma!

Tek gayesi dünya olan insanın hali, gemi batarken duvarları boyayan adamınkinden farksızdır. Dünya ve ahireti tek bir nazarla seyretmek varken bâkî olan ahireti bırakıp fânî olan dünyaya yönelmek ne büyük bir gaflettir.

Mü’min, el açıp geçimini başkalarına havale eden bir miskin değil; ahireti için dünyayı imar eden bir zahittir. Maharet, çöllere bir asa bir heybe ile açılmak değil; hem yürümek hem de mazlumlara el uzatmaktır.

Kâtipler yazıyor, şairler derdini söze döküyor, hatipler minberleri sallıyor, talebeler okuyor, dinliyor, görüyor; lâkin insanlık ibret almıyor. Oysa bugün de takvimden bir yaprak daha kopacak. Yol bitiyor, hesap yaklaşıyor, ne azığımız ne hazırlığımız var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir