Ahmet YAZICI, Hüküm Dergisi 1. Sayı, Söyleşiler

SURİYE İSLAM İNKILABININ MANEVİ LİDERİ VE ŞAM ALİMLER BİRLİĞİ BAŞKANI USAME ER-RİFÂ’Î HOCA:CİHAD, ALLAH’IN ADIYLA BAŞLADI, ONUN RIZASI İÇİN DEVAM EDİYOR…

Hüküm: Hocam Suriye’de 22 aydır devam eden bir cihad var. Farklı şehirlerde birbirini hiç tanımayan insanlar tugaylar oluşturdular, düzenli bir orduya karşı mücadele ediyorlar. Özgür Suriye ordusu nasıl oluştu, bu kadar insan nasıl bir araya geldi?

Usame er-Rifâ’î: Hamd Âlemlerin rabbi olan Allah’a, salat ve selam onun Resulü’ne olsun. Yüce Rabbimiz; Kitabında ashabın kalplerini cem eden müessir sebebi vasfederken Resulüne şu şekilde hitap ediyor: “Allah müminlerin kalplerini birleştirdi. Eğer sen dünyadaki her şeyi harcasaydın yine de onların kalplerini sevgi üzere birleştiremezdin. Fakat Allah onların kalplerini birbirine kaynaştırmıştır.”(Enfal-63). Biz inanıyoruz ki; kâinatta hareket eden her şey Allah’ın izni ve müsaadesine tabidir. Fakat biz insanlara düşen sebeplere sarılıp gücümüz nispetinde tedbirlerimizi almaktır. Ama hakikatte her şey Allah (azze ve celle)’nin kudret elindedir. Nitekim Rabbimiz Yüce Kitabında “Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Elindeki oku attığın zaman da sen atmadın, Allah attı.” buyurarak hakiki manada bütün fiillerin kendisine ait olduğunu beyan etmektedir. Aynı zamanda kalplere sevgiyi ve muhabbeti koyan, onları birbirine yakınlaştıran da Yüce Rabbimizdir. Suriye’de ki cihada bu zaviyeden baktığımızda, yaşlısıyla genciyle, kadınıyla erkeğiyle insanları harekete geçiren, kalplerini bu yolda birleştiren ve onlara bu şekilde mücadele azmi verenin sadece ve sadece Allah (azze ve celle) olduğunu görürüz.

Âlimlerin Konumu

Hüküm: Suriye’de ki Ulemanın cihada bakışı nasıldır, farklı değerlendirmeler var mı?

Usame er-Rifâ’î: Suriye’deki âlimlerin az bir kısmı rejimi desteklemektedir. Bunların rejimi desteklemekteki amaçları ya maddi menfaat temini ya da akıl tutulmasıdır. Bunlar her ne kadar allame olsalar da halk bu âlimlere artık itibar etmiyor. Bu yüzden bunların rejime desteği hiçbir anlam ifade etmez. Suriye’deki âlimlerin büyük ekseriyeti ise rejimin karşısındadır ve mücahitleri desteklemektedir. Ancak bunların önemli bir bölümü Suriye’de ikamet etmeye devam ettiğinden pasif muhalefeti tercih etmektedir.

Buti

Hüküm: Said Ramazan el-bûtî Hoca’nın rejimin yanında yer alması, hala hutbelerinde düzenli orduya dua etmesi hakkında neler söyleyeceksiniz?

 Usame er-Rifâ’î: Bûtî âlimdir. Dininde samimidir. Dünya menfaati için dinini satmaz. Biz böyle biliyoruz. Fakat Hoca, bütün siyasi haberleri rejimin adamlarından alır. Onların söylediklerini doğru kabul eder. Kendisine Esed’in zulmünü anlatan arkadaşlar gönderdim. Onları dinledi ve “bunlar olamaz” dedi. Taaccüp etti, hemen vakıflar bakanını arayıp haberlerin doğru olup olmadığını sordu. Onlarda tabiki kendilerini tezkiye etti. Yani Bûtî’yi halktan uzaklaştıran yönetimdeki insanlara itimadıdır.

Molla Ramazan – Hasan Habenneke

Hüküm: Peki sizin Hocayla doğrudan bir diyaloğunuz oldu mu?

Usame er-Rifâ’î: Bûtî ile aramızda geçen bir olayı aktararak sorunuza cevap vereyim. Biz, Suriye’deki âlimlerle iki haftada bir toplantı yapardık. Hoca da bu toplantılara katılırdı. Kardeşim Sariye er-Rifâ’î istihbarat tarafından takip edilmeye başlanınca Bûtî toplantılarımıza katılmamaya başladı. Kendisine “neden toplantılarımıza iştirak etmiyorsun” diye haber gönderince, “kardeşin Sâriye takip ediliyor” dedi. Ben de haberi getiren kardeşimize o’na babası Molla Ramazan Bûtî’nin şu olayını hatırlatmasını söyledim. Şeyh Hasan Habenneke (rahimehullah) rejim tarafından 60’lı yıllarda tutuklanıp hapse atıldığında, hiç kimse Şam’da korkusundan sokağa çıkamıyordu. Senin baban Molla Ramazan Bûtî (rahimehullah) ilerleyen yaşına rağmen Şam’ın bir ucundan diğer ucuna yaya olarak yürümüş, Şeyh Hasan Habenneke’nin evine gitmiş, kapısını çalmış, beni üstadın odasına götürün demiş, gitmiş, oturmuş ve “o özgürlüğüne kavuşuncaya kadar bu odadan çıkmayacağım, gelsin beni de alsınlar” demişti. Benim kardeşim sadece takip ediliyor, Şeyh Hasan Habenneke ise idamla yargılanıyordu, senin allâme baban Molla Ramazan o zor şartlarda böyle bir kahramanlık sergilemişti. Sen ise toplantılarımıza katılmıyorsun ey Bûtî dedim. Maalesef Bûtî, ehlisünnet noktasındaki müstakim duruşunu halkının yanında yer alarak gösterememiş bu vesileyle Suriye halkı nazarındaki itibarını tamamıyla kaybetmiştir.

Suriye Ordusu

Hüküm: Hocam, Mısır devriminde ordunun tarafsız kaldığını, en azından halka müdahale etme noktasında çekimser bir tutum izlediğini biliyoruz. Bu açıdan değerlendirdiğimizde Suriye ordusu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Usame er-Rifâ’î: Maalesef Suriye ordusu rejimin yanında yer almakta ve zalimlerin bekçiliğini yapmaktadır. Ancak orduda görevli Müslüman asker ve komutanların önemli bir bölümü cihadın başlamasıyla birlikte ordudan ayrılmış ve hür orduya katılmıştır. Fakat yine de mevcut Suriye ordusu içerisinde cihadı destekleyen ve yeri geldiğinde halkını koruyan komutanlar mevcuttur. Şam’ın Guta Şarkiyye mıntıkasında beş çocuğuyla birlikte bir evde yaşayan Abdulfettah isimli kardeşimizin başından geçen şu olay bu duruma güzel bir örnektir. Bu kardeşimizin evde olmadığı bir günde bir komutan şikâyet üzerine eve gider, evin hanımına arama yapacaklarını, çocukları bir odaya kilitlemesini söyler. Daha sonra şebbihaları içeriye çağırır ve onlara evi aramalarını söyler. Evi ararlar, bir şey bulamazlar. Sadece kilitli odaya bakmadıklarını söylerler. Komutan da o odaya kendisinin baktığını söyler. Ancak komutan kendisinden başka bir asker eve gelmesin diye emrindeki şebbihalara evi tam üç defa aratır. Silah bulamadıklarını söylediklerinde de onları azarlar ve gönderir. Daha sonra evin hanımına dönerek “kardeşim! karşıdaki evin çatısında Yahudi asıllı İranlı bir keskin nişancı var, sizi gözetliyor. O taraftaki abajuru açmayın, evin o tarafında da dolaşmayın” der ve gider. Elhamdülillah Beşşar’ın ordusu içinde Suriye halkını korumaya çalışan böyle komutanlar da mevcuttur.

Cihadın Arkasındaki Güç

Hüküm: Efendim! Bazı çevreler tarafından Suriye’deki cihadın arkasında Avrupa, Amerika hatta Siyonistlerin olduğu iddia edilmektedir. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Usame er-Rifâ’î: Şunu özellikle vurgulamak isterim ki Suriye’deki inkılabın arkasında ne Amerika, ne Avrupa ne de herhangi bir ülke vardır. Bu inkılabın arkasında sadece ve sadece Allah’ın kudreti ve lütfu vardır. Bu inkılabın sebebi ise insanların elli yıldır yaşadıkları zulümdür. Her ne kadar bazı insanlar bu olayların arkasında hâkim güçleri arasalar da samimi olanlar batılıların Suriye’deki bu harekete karşı olduğunu kısa zamanda fark etmektedir. Çünkü bu mücadelenin yegâne amacı Allah’ın rızasını kazanmaktır. O’nun dinini hâkim kılmaktır. Batılıların bizim yanımızda olmadığının en büyük göstergesi de mücahitlere silah ulaştırılmasına engel olmalarıdır. Libya’dan bazı kardeşlerimiz gemiyle mücahitlere dağıtılmak üzere ağır ve hafif silahlar gönderdi. Ancak Amerikalılar Akdeniz’de gemilere el koydular ve silahların mücahitlerin eline geçmesine engel oldular. Silahları gasp edip Katar’daki üslerine götürdüler. Bu olay Amerika’nın Suriye’deki mücahidlere yaklaşımını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Şunu herkes bilsin ki Suriye’deki cihad ne Amerika’nın ne de başka bir gücün işaretiyle başlamıştır. Bu cihad Suriye’nin bir ucundan diğer ucuna “Allah’ın adıyla” başlamıştır, onun rızası için devam etmektedir.

Hüküm: Bu olay, Batılı ülkelerin dolaylı olarak Suriye’deki Beşşar Esed rejimini desteklediğini göstermektedir.

Usame er-Rifâ’î: Batılılar Esed’in yönetiminden ümitlerini kestiler. Açıkça destek vermiyor görünüyorlar. Özgür Suriye Ordusu’nu da karşılarına almıyorlar. Gelecek hesapları var; fakat Allah Teâla’nın da hesabı var. O’nun hesabı galip olacaktır. Unutmayalım ki Amerika bir şey ister, batı başka bir şey ister Allah ise dilediğini yapar. Çünkü dilediğini yapmaya muktedir olan sadece Yüce Allah’tır. İran’ın Konumu Hüküm: Hocam Beşşar Esed ve ailesinin Nusayri olduğunu, Nusayrilerin de gulat-ı Şia’dan olduğunu biliyoruz. Bu süreçte Şia’nın rolü nedir? Usame er-Rifâ’î: İran, Irak hükümeti ve Hizbullah denen örgüt bütün bu zulümlere rağmen Suriye’de ki mevcut rejimi desteklemeye devam ediyor. Hatta pek çok cinayeti onlar işliyor. Başımdan geçen bir olayı anlatarak bu ülkelerin konumunu somut bir şekilde ifade edeyim. Cihadın ilk günleriydi. Mescitten çıktım, eve geldim. Evdekiler misafir odasında Hımıs’lı bir kadının benimle görüşmek istediğini söyledi. Odaya gittim. Kadını tanıyordum. Saliha, zahide bir hanımefendiydi. Fakat yaşadıkları onu şoka sokmuştu. Beni görünce, yüksek bir sesle, “sizler burada yiyin, oturun, bizler Hımıs’ta öldürülelim, bizi doğrasınlar.” diye çıkıştı. Ben de kendisine “Kardeşim! sakin ol, durum nedir, elimden geldiği ölçüde sana yardımcı olayım.” dedim. Biraz sakinleşince sesini yükselttiği için özür diledi ve dışardaki bir otobüste kadın ve çocuktan oluşan elli kişinin olduğunu söyledi. “Hımıs’tan geldik. Bize barınacak yer lazım. Artık benim yapabileceğim bir şey yok. Ben onları tecavüz ve katliamdan kurtararak buraya getirebildim.” dedi. Ben de evimi onlara tahsis ettim ve ailemi başka bir eve götürdüm. Daha sonra kadın başından geçen ve onu şok eden hadiseyi şu şekilde anlattı: “Biz Hımıs’ta falan mahallede oturuyorduk. Şebbiha ve rejimin askerleri mahallemizi kuşattı. Evlere girip insanları katlediyorlardı. Bir ara evimden çıkıp yakın komşumun evine gittim. Kapıyı açtığımda bir de ne göreyim çoluk çocuk demeden hepsi öldürülmüş ve vücutları lime lime doğranmıştı. Gördüğüm manzaranın dehşetiyle bir süre baygınlık geçirdim. Ayıldıktan sonra çıkıp kız kardeşimin evine gittim. Kardeşimin beş çocuğu vardı. Ne yazık ki onları da aynı şekilde katletmişlerdi. Hunharca katledilen yeğenlerimin minik bedenlerini görünce yine kendimi kaybettim. Daha sonra toparlanıp eve gitmek için oradan ayrıldım. Yolda katliamı yapan askerleri gördüm. Hepsinin elinde otomatik silahlar ve kemerlerinin her iki taraflarında büyük bıçaklar asılıydı. Başlarında da “ya Hüseyin!” yazan bantlar vardı. Sordum, öğrendim ki onlar İran’dan ve Hizbullah kanalıyla Lübnan’dan gelen Şii milislerdi. Bunların herkesi öldüreceklerini anladım ve ne yapabilirim diye düşündüm. Aklıma siz geldiniz. Mahallede ne kadar kadın ve çocuk varsa bir otobüse bindirdim ve buraya getirdim.”

Adı Ömer Diye Öldürülen Genç

Hüküm: Açıkça sünni Müslümanlara karşı bir katliam var.

Usame er-Rifâ’î: Evet. Şia militanlarının bizzat Suriye’deki Müslümanlara zulmettiğinin bir başka örneği de Şam’da yaşayan Hımıs’lı bir kardeşimizin başına gelenlerdir. 18 yaşındaki Ömer kardeşimiz Hımıs’taki dedesini ziyaret amacıyla bir taksi kiralayarak yola çıkar. Şehrin çıkışındaki kontrol noktasında Şii militanlar yolu keser ve kardeşimizi arabadan indirirler. Kardeşimizin ismini soran militanlar, adının Ömer olduğunu duyunca “senin adın Ömer ve hala yaşıyorsun ha” diyerek onu orada şehit ederler. Taksinin şoförü olayın şokunu atlatınca askerlerden o kardeşimizin cesedini ister. Onlar “senin kafana da sıkmadan buradan çek git.” derler. Taksi şoförü Hımıs’a gidip Ömer’in dedesini bulur ve hadiseyi ona anlatır. Şehid kardeşimizin yaşlı dedesi taksi şoförüne beni oraya götür, olur ki onları ikna ederim de en azından torunumun cesedini alırım der. Beraber kontrol noktasına giderler. Yaşlı adam oradaki askerin elini öper ve “benim torunum eceliyle ölmüştür, takdiri ilahi böyleymiş” diyerek torununun cansız bedenini ister. Yaşlı adamın bunca iltifatına rağmen memnun olmayan militanlar silahın kabzasıyla vurarak başını yararlar. Taksi şoförü kan revan içinde kalan yaşlı adamı alarak oradan uzaklaşır. Bu ve bunun gibi yüzlerce hatta binlerce olay anlatmak mümkündür. Ancak ben iki tanesini anlatmakla iktifa ediyorum. Fakat şunu özellikle belirtmek istiyorum ki İran, Irak hükümeti ve adına Hizbullah denen örgüt sadece Beşşar’a para ve silah yardımında bulunmuyor bilakis İran, devrim muhafızlarını, Hizbullah da militanlarını göndererek Beşşar’a yardım ediyor ve Müslümanları katlediyorlar.

Türkiye Ensar, Biz Muhacir

Hüküm: Hocam! Ümmetten ve özellikle de Türkiye’de yaşayan Müslümanlardan beklentileriniz nelerdir?

Usame er-Rifâ’î: Allah Resulü Medine’ye hicret ettiğinde ilk olarak Ensar ve muhacir kardeşliğini tesis etmişti. Gerek Suriye’de inkilab başladığı günden ve gerekse de Türkiye’ye geldiğimden beri elhamdülillah siz Türk kardeşlerimden hep bu ensar kardeşliğini gördüm. Gerek hükümet olarak, gerek halk olarak bize ensar kardeşliğinin en güzel örneğini sundunuz. Rabbimden niyaz ediyorum -inşallah- bizleri de muhacir konumunda kabul etsin.

Bazı Arap devletler, az da olsa yardım göndermektedir. Ancak yardım gönderen bu Arap ülkelerinin büyük çoğunluğunun Beşşar sonrası dönem için Batılılarla ve Amerika ile görüş birliği içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Türkiye hem devlet hem millet olarak, hem batınen hem de zahiren Suriye halkının yanında yer almakta, aynı şekilde hem Beşşar’ın gidişi noktasında hem de Beşşar sonrası dönem için mücahitlerle aynı düşünceyi paylaşmaktadır. Bu açıdan siz Türk kardeşlerimize ve hükümetinize teşekkür ediyoruz.

Muaz El-Hatip

Hüküm: Hocam! Suriyeli muhaliflerin Doha’da bir araya gelmesi ve mutabakata varması ile alakalı farklı spekülasyonlar var. Bu konsey nasıl teşekkül etmiştir ve Suriye halkı nezdindeki karşılığı nedir?

Usame er-Rifâ’î: Aslında Doha’daki toplantının tertip edilmesindeki asıl amil Avrupalılar ve Amerika’dır. Aynı zamanda o toplantıda oluşturulan konseyin Suriye halkı nezdinde çok da bir karşılığı yoktur. Bu toplantıyı tesis edenlerin amacı Suriye’deki rejimin gitmesinin ardından orada yine laik bir sistem oluşturmaktır. Bu toplantı bize haber verilmeden tertip edilmiştir ve bizim de adımız, Şam Âlimler Birliği Başkanı olarak o toplantıda yer almıştır. Daha sonra Katar’dan bir bakan beni aradı ve katılmam yönünde ikna etmeye çalıştı. Ben de kesinlikle bu oluşumu desteklemediğimizi kendisine ilettim. Fakat sonuç Batılıların istediği gibi olmadı. Toplantının sonunda bizim de kendisini sevip takdir ettiğimiz, vizyon sahibi bir âlim olan Şam Emevi Camii imamlarından Muaz el-Hatib başkan seçildi. Bu oluşumun başına Muaz el-Hatib’in getirilmesinin amacı Suriye halkı nezdinde bir itibar kazanmaktı. Netice itibarıyla şunu söyleyebiliriz ki Mücahitler kesinlikle İslami bir nizam istiyorlar. Başka bir ideolojiye asla müsaade etmeyecekler. Bu nedenle bizim Suriye halkı olarak ihtiyacımız olan şey, birlik ve beraberliğimizi bozmadan kalplerimizin aynı duyguyla çarpmaya devam etmesidir ve bunun için sizlerden hususen seher vakitlerinde dua istirham ediyoruz.

Hüküm: Hocam son olarak neler söylemek istersiniz?

Usame er-Rifâ’î: Allah Azze ve Celle’ye tevekkülümüz tamdır. Böyle olunca da hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmayız, çekinmeyiz. Bizim gayemiz sadece ve sadece Allah Teala’nın rızasıdır. Biz şuna inanıyoruz ki kainatta hareket halinde olan bir şeyi durdurmak üzere bütün insanlar, cinler ve melekler bir araya gelecek olsalar onu durdurmaya güç yettiremezler. Durmakta olan bir şeyi de hareket ettirmeye çalışsalar Allah’ın izni ve müsaadesi olmadan buna da güç yettiremezler. Dolayısıyla sizler ve bizler bu şekilde tevekkülümüzü Allah’a yaptığımız zaman hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamıza gerek yoktur.

İşte Özgür Suriye Ordusu tugayları bu derin iman ve tevekkül üzeredirler. Onlar nasıl canlarıyla rejime karşı dinlerini savunuyorlarsa, dayatılacak gayri İslami rejimlere karşı da canlarını feda edeceklerdir. Allah’ın inayetiyle Suriye’de zafer Müslümanların olacaktır ve zafer yakındır.

Hüküm: Hocam yoğunluğunuz içinde vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Usame er-Rifâ’î: Ben teşekkür eder, muvaffakiyetler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir