Hüküm Dergisi 4. Sayı

SULTAN ALPARSLAN’IN EVLATLARIYLA SELAHADDİN-İ EYYUBÎ’NİN ÇOCUKLARI “İ’LA-İ KELİMETULLAH” SAFINDA

Anadolu’da bazı Türk Beylikleri Osmanlı Devleti’ne katılmayı reddetmiş, bu noktada uzun süreli mücadeleler yaşanmıştı. Fakat Müslüman Kürtler ilk anda, Müslüman Türkler’le birlikte olma noktasında irade göstermişti.

Yavuz’u doğuya, İdris Bitlis-i davet etti. Diyarbakır kendi iradesiyle Osmanlı Devleti’ne katıldı. Farklı İslam beldelerinde mustagribler İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yaparken, Müslüman Kürtler ümmet yapısına sadakat gösterdi ve Osmanlı Devleti’nin safında kaldı.

Zamanla bu topraklarda hakim olan ulus telakkisi, Müslüman Kürtleri, dağa taşa, “Ne mutlu Türküm diyene” yazarak rencide etti. Kürt çocuklara her sabah, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” diye and içirildi. Bir el, onları faşist olmaya zorladı. Bölgesel İslami müesseselerin çeşitli baskılardan dolayı siyasi alanda insiyatif alamaması ve Müslümanların mevcut hareket ve ameliyelere karşı esaslı bir şekilde karşı koyamaması Marksist yapılanmaların önünü açtı. İslam’a adaveti olanlar, Müslüman Kürtler adına sözcülük iddiasında bulundu. Hadise, faşist bir düğüme dönüştü.

Madem ki Müslüman Kürtlerdeki, “ümmet hassasiyeti” daha büyük siyasi savrulmalara engel oldu yani Selahaddin-i Eyyubî’nin torunları Alparslan’ın evlatlarından ayrılmadı; o halde hadisenin tam olarak çözümü ve akan kanın durması yapılan yanlışların izalesi ve İslam’ın bir bütün olarak kabul edilmesiyle mümkündür. Bu da Marksist unsurları tasfiye edip, bölgedeki ulema ile birlikte bütün müesseseleri “sadece İslam” hassasiyetiyle yeniden tanzim etmeyle olacaktır. İşte o zaman, Sultan Alparslan’ın çocuklarıyla Selahaddin-i Eyyubî’nin evlatları, “İ’la-i Kelimetullah” safında yeni destanlar yazacaktır.

İslam Baharı Karşısında İsrail’in Yeni Pozisyonu

Tarihi, hesabı sorulmadık katliamlarla dolu olan İsrail’in ilk defa özür dilemesi, ıslah-ı halinden mi yoksa Arap Baharı’nın bir İslam inkılabı’na doğru evrilmesi ya da Siyonizm adına Türkiye’de taşeronluk yapan örgütlerin güç kaybetmesinden mi kaynaklanmaktadır? Hadiseyi kendi varlık zemininde değerlendiremeyenler kavanozun değişmesiyle zehrin de bal olacağına hükmederek, milletin siyasi şuurunu zehirleme gayreti içerinse girdi.

Özür, siyasi açıdan bir başarıdır. Fakat bunda asıl amil, İsrail’in değişen şartlara ve güçlenen Türkiye’ye karşı yeni pozisyon alma iradesidir. –Hafizanallah- Bölgede şartların tekrar Müslümanlar aleyhine dönmesi durumunda İsrail, yine eski moduna geçer ve katliam ajandasına yeni cinayetler kaydeder. Bu yüzden habbeyi kubbe yapıp özrün, İsrail’in tezkiyesine dönüşmesine vesile olmak vahim bir hatadır. İsrail, bütün katliamlardan özür dileyip yargılanmadan ona dair iyi niyet izharında bulunmak, bir buçuk milyarlık ümmetin bir parçası olmanın sorumluluğuyla ambargoyu aşmaya niyet eden ve Marmara Gemisi’nde şehid olan kardeşlerimizin mirasına hürmetsizliktir.

Sabra ve Şatilla, Kudüs ve Cenîn gibi katliamların faili olan bir devlet nasıl olurda bir özürle tezkiye edilebilir? Bu durum, İsrail başta olmak üzere ümmet üzerinde yeni katliamlar tasarlayan bütün mücrimleri yeni cürümler işleme noktasında cesaretlendirecektir. Hadise, Kur’an’ın ve Sünnet’in tayini ayrıca ümmetin tarihi ve siyasi tecrübesi çerçevesinde tahlil edilmelidir.

İlmin Yücelttiği Sarayın Şehid Ettiği Allame: el-Butî

Allah Resulü mütevazi bir evde yaşadı. Sade bir mescitte kulluk yaptı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer (radiyallahu anhuma) de aynı çizgide kaldı. Bilâd-ı İslam’da devlet müesseseleri, halkın en rahat girebildiği mekanlardı. Hz. Ömer, Küfe’de halktan tecrit edilen vilayet binasını yıktırdı. Uygarlıkların siyaset merkezi olan saray, İslam Dünyasına dışarıdan geldi ve zaman zaman büyük çaplı ifsatlara da yol açtı. Bu yüzden alimleler saraya mesafeli durdu, saraydan gelen davetlere iltifat etmedi. Ulema vakarlı olunca, saray ihtiyaç hissettiğinde ilmin ayağına gitti. Müctehit imamların tamamı saraya karşı mesafeli durdu. İmam Gazzali, İmam Rabbani ila ahir… sultanların yanında oturan alimlerin şerîr olduğuna ve zehirlenebileceklerine vurgu yaptı.

Bu ihtarlara itibar etmeyen Said Ramazan el-Butî, ilmin yücelttiği sarayın katlettiği bir allame olarak dünyadan ayrıldı. Onun, “ellâmezhebiyye, Davâbidu’lMaslaha, Kübra’l-Yakîniyyât, Fıkhu’s-Sîre” gibi ilim, fikir ve amelde istikamet tayin eden muhteşem eserlerine kan damladı. Maalesef ki Allame, ilimdeki istikametini siyasi alana taşıyamadı.

Vefatından önce gelen son haberler, siyasi alanda da istikamete meylettiği ve Hür Ordu’yu destekleme yönünde açıklama yapacağı yönündeydi. Nitekim gerek Özgür Suriye Ordusu gerekse de Nusra Cephesi cinayetin hemen sonrasında el-Butî’yi kesinlikle kendilerinin şehit etmedikleri yönünde resmi açıklamalar yaptı. Ayrıca kendisine çok sayıda reddiye yazan Muhammed Ebu’l-Huda el-Yakubî’nin el-Butî’nin son günlerde Suriye’den çıkış yolları aradığını, sık sık Nusayrilere beddua ettiğini söylemesi, Said Havva’nın oğlu Muhammed Said Havva’nın da aynı istikametteki açıklamaları cinayetin arkasında Esad rejiminin olduğunu göstermektedir. Esed Rejimi, elButî’nin şahadetiyle mazlum halka: “İşte mücahitler camileri bombalayıp âlimleri şehid ediyor.” diyerek cihadın toplumsal desteğini kırmayı hedeflemiştir.

Hadiseyi dünyaya Özgür Suriye Ordusu’nun cinayeti olarak servis eden Suriye Resmi Haber Ajansı ise kırk yıllık yalanlarına bir yenisini daha eklemiş oldu.

Bazı Müslümanların el-Buti’nin siyasi hatasını, meşrebsel bağlamda değerlendirip hadiseyi muhteşem eserlerinden intikam alma ve ilmi mağlubiyetlerini teselli vasıtası yapması ne insafa ne de İslami ahlaka sığar. O Rabbine gitti. Ona dair en doğru hükmü Allah Tela verecektir.

Esed Rejimi’nin bu ve benzeri katliamları Bilad-ı Şam’daki İslam İnkılabı’nın tahakkukunu engelleyemeyecektir. Bu vesileyle Allame el-Butî’ye Allah Teala’dan rahmet, Özgür Suriye Ordusu’na ve mustazaf Suriye halkına da nusret niyaz ediyoruz.

HÜKÜM

Hüküm, Allah Azze ve Celle’nin rızasını esas alan “yalnız İslam” diyen yeni yazılarıyla fikir ve hareket dünyanıza konuşmak üzere dördüncü sayısını neşretti. Her sayıda artan trajımız Hüküm’ün milletimizin özlemini çektiği bir mecmua olduğunu göstermektedir. Allah Teala’dan niyazımız, yazarından okuruna kadar Hüküm’le münasebeti olan herkesi lütfuna mazhar kılması ve Suriye başta olmak üzere bütün Bilâd-ı İslam’ı nusretiyle teyid etmesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir