Hüküm Dergisi 82. Sayı, Mustafa Özcan

SONER YALÇIN’IN YAVELERİ!

Yılmaz Özdil’in tarihçi olduğu bir ülkede Soner Yalçın’ın da tanınmış bir yazar olması şaşırtıcı olmasa gerek. Her ikisi de zaman zaman zülfiyare dokunuyor, İslâmî kesimleri yönlendirmeye çalışıyor ve bazen de açıktan hedefe alıyorlar. Soner Yalçın şaz ve aykırı rivayetler ışığında ve eşliğinde algıları yönetmeye ve yönlendirmeye çalışmaktadır. Sözgelimi İslâmî kesimlerin Moskof edebiyatından vazgeçtiklerini hatta Moskof çığırıyla barışık hale geldiklerini ifade etmektedir. Evet! İslâmî kesimde bir kırılma ve eksen kayması yaşanıyor. Bunun bazı temel sebepleri var. Yoksa hakikatte Moskof ile barışmak, zulme çanak tutmaktır. Müslümanın zulme ilkeli yaklaşımı nedeniyle Moskof ’a bakışı bellidir, bedihi düzeydedir (a priori), değişmez. Bir dindar da bunu yapmaz. Kardeşlerini katleden bir gücün büyümesinden, gelişmesinden kendisine pay çıkarmaz ve telezzüz etmez. Belki kaygı duyar. Bununla birlikte son dönemlerde gerçekten de bazı algı kaymaları olmuştur. Bunun temel nedenlerinden ve saiklerinden birisi zındıka çizgisi, eğilimi ile beslenen ve onunla karışık ve barışık İslâm’ın Acem yorumuna kulaç açmaktır. İran devrimiyle birlikte bu hatla veya “ hattı imam” ile birlikte büyüyen ve gelişen kitleler oldu. Bu hatta yaklaşanlar zamanla kendi asli çizgisine yabancı hale gelmiştir.

İran veya Acem yorumuyla barışık hale gelen ve dolayısıyla asli çizgisini kaybeden zümreler kum yığınları gibi oradan oraya intikal etmişler, temellerinden sarsılarak oraya buraya savrulmuşlardır. Bunlar aynı zamanda Moskov çizgisiyle de barışmışlardır. Moskof ile Acem İslâm yorumundan müteşekkil iki itizal çizgisi (schism) zamanla birbiriyle bütünleşmiştir. Bu bölünme çizgilerinden veya itizal hatlarından birisi İslâm’ın ana kolundan ayrılan Şiiliktir, ikincisi de Batı ana damarından ayrılan Ortodoksluktur. Her iki schism çizgisi, ayrılık veya itizal akımı (sözlük anlamında) da günümüzde sarmal halinde birbiriyle sırt sırta vermektedir. Bu dini ayrılıkçı akımlar günümüzde kombinasyon haline gelmişlerdir. Dışarıdaki destekçileri de her iki akımı birden desteklemektedir. Söz gelimi dahilde Haydar Baş ve zümresi hem İran’ı hem Putin’i desteklemektedir. Hem de aynı anda milliyetçi veya Türkiye sevdalısı kalabilmektedirler! Soner Yalçın bunları kastediyorsa yerden göğe kadar haklıdır. Bunlar kendisi gibi aynı anda hem Rusya hem de İran’ın bendeleridir.

Bunların harici versiyonları da var. Sözgelimi Filistinli Bessam Nihad Cerrar’ın “Kürsüdeki Şeytan” olarak tanımladığı Trinidad ve Tobagolu Şeyh İmran Hüseyin bunlardan birisidir. İslâm adına Putin hayranıdır. Onu dünyanın sonu sürecinde ve kıyamet alametlerinde (signs of the apocalypse) doğru tarafta konumlandırmaktadırlar. Aynı zamanda İran ekseninin İslâmî anlamda doğru tarafı temsil ettiği görüşündedir. Kıyamet alametleri meselesinde yorumlarıyla ünlenen İmran Hüseyin, Türkiye’yi Deccal cephesine yerleştirmekte ve Türkleri İstanbul’da işgalci olarak görmekte, Ayasof ya’nın asıl sahiplerine iade edilmesini, geri verilmesini istemektedir. Bu olsa olsa “Haçlı Şeyhi” olmalıdır. İranlılar da katil Putin’i Ebu Ali lakabıyla anmaktadırlar. Lakin Ebu Ali diğer gözüyle de Beyazıt (Ebu Yezid) cephesine göz kırpmaktadır. Çankaya Köşkü’nde Suudilere çağrı yapan Putin, S-400’ lerin savunmalarını tahkim edeceğini ve gediklerini kapatacağını söylemiştir.

Soner Yalçın, Mustafa Kemal ile Rıza Şah beraberliğinden yola çıkarak İran’ı kardeş ülke ilan etmiştir. Açıkça Putin Rusyası ile Humeyni İran’ı en azından konjonktürel düzeyde katil ülkelerdir. Katil veya fail millet olmaz; ama devlet olabilir. Bu ülkeler, Soner Yalçın gibilerinin kardeş ülkesi olabilir; ama samimi ve hakiki dindarların kardeş ülkesi değildirler.

HZ. EBUBEKİR İLE HZ. ÖMER, PEYGAMBER’E (ﷺ) SUİKAST GİRİŞİMİNDE BULUNMUŞ!

Soner Yalçın her fırsatta İran-Rus eksenine çalışıyor. Hiç olmayacak konulardan onlar lehine argüman üretiyor. Bunun en tipik örneklerinden birisi 25 Eylül 2019 tarihinde yazdığı “Rehine Ödülü” başlıklı yazısıdır. Türkiye, Esad’ı tanırsa Suriye’de üç yıldır tutuklu bulunan Amerikalı rehine (Majd Kamalmaz) lehine arabuluculukta bulunabilir ve bu yolla Trump’ın gönlünü kazanabilirmiş! Maşallah kırk dereden su getiriyor! Bakın hele! Rahip Brunson hakkında neler yazdı bilmiyorum ama Trump’ı memnun etmenin yolunun Esad’ı memnun etmekten veya tanımaktan geçtiğini söylüyor.[1] Kısaca adamın bütün derdi AKP kadrolarını imale etmek ve ideolojik dürtüleri doğrultusunda yönlendirebilmek. Belki bunu Doğu Perinçek kadar sarih söylemiyor; ama yapıyor. Nitekim Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek son konuşmalarından birisinde “İttifakta değiliz; ama iktidarı yönlendiriyoruz” demiştir.[2] Bir benzerini 12 Eylül sonrası Alparslan Türkeş söylemiştir: “Bedenimiz hapiste, fikirlerimiz ise iktidarda!”

Asıl tehlikeli olan ise ideolojik yönlendirmedir. Bu ideolojik yönlendirmeyi yapanların başında ise Soner Yalçın geliyor. Bir zamanlar Brejnev döneminde Sovyet ideoloğu olan Mikhail A. Suslov gibi Soner Yalçın da hariçten AKP ideoloğu haline gelmek istiyor. Rusya’da Dugin, Türkiye de Soner Yalçın.

Soner Yalçın bir yönden Şii veya teşeyyü kampına çağırırken diğer taraftan da ehl-i sünnet çizgisiyle mücadele ediyor. Unutulmuş ve değeri olmayan bayatlamış eski tezleri, temcit pilavı gibi yeniden ısıtıp önümüze sürüyor. Bu yönde sistematik bir çaba içinde olduklarından şüphe yok. Eski tezleri yeni konular içinde eritiyor, harmanlıyor. Yeni konular içinde işlediği, giydirdiği eski tezlerden birisi de Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz Osman’ın (radıyallahu anhum) yani Hz. Peygamber’in (ﷺ) en yakın dostlarının maskeli bir biçimde suikast düzenlemeleri ve bu suikastın başarısız kalması. Ama bu arkadaşların ardından hiçbir şey olmamış gibi Hz. Peygamber (ﷺ) ile yollarına devam etmeleri! Gizli münafıklar listesini bilen Huzeyfe bin Yeman’ın bundan haberdar olması ve bu nedenle de ahir ömründe Hz. Ali’nin (ra) safında yer alması! Hakikat sofistikedir, keşke Soner Yalçın’ın inandığı kadar yalın olabilse. Şiilerin dediği gibi veya arzu ettiği gibi hakikat sadece Hz. Ali (ra), ondan öte Ali taraftarları etrafında dönebilse, deveran edebilse. Burada Hz. Ali’nin (ra)hakkını tenkis yok, bununla birlikte Hz. Ali (ra) vahiy alan bir masum değil. Bu nedenle de halk genellikle onun tarafında olsa bile bu mutlak anlamda değildir. Kısaca Hz. Ali (ra) ilim kapısı olmasına rağmen en azından nazarî olarak içtihadi bazı hatalardan masum, münezzeh değildir. Bununla birlikte kaza ve içtihat alanında uygulamaları diğer Râşid Halifeler gibi sünnete mülhaktır.

“ERDOĞAN’IN SIRLARI” BAŞLIĞI ALTINDA 6 EYLÜL 2019 TARİHİNDE SONER YALÇIN ŞUNLARI YAZIYOR:

Polisiye roman okumayı çok severim.

Tarihteki cinayetler-suikastler hep ilgimi çeker.

Son günlerde aklımda bir soru var:

Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer, Bizanslılara karşı yapılan Tebük Seferi dönüşünde Hz. Muhammed’e suikast girişiminde bulundu mu?

Bu soru 1.389 yıldır yanıt arıyor!

Sünni İslâm âlimi İbn Hazm, İslâm hukuku “el-Muhalla” kitabının 11. cildinde şunu yazdı: “Ebubekir, Ömer, Osman, Talha ve Sa’d bin Ebu Vakkas, Tebük’te Rasûlullah’ı öldürmeye kalktı…”

Olay şuydu:Yıl 630…

Tebük Seferi dönüşü Hz. Muhammed, dava arkadaşlarına vadi yolundan gitmelerini tavsiye etti ve kendisi dağ yolunu tuttu/tercih etti. Yanında sadece -birbirine kardeş ettiği- Ammar b. Yasir ile Hüzeyfe b. Yeman adındaki iki sahabe vardı.

Yolculuk sırasında vadi yolunu tutan Müslüman askerlerden 14-15 kişilik yüzleri maskeli grup, Hz. Muhammed’e doğru saldırıya geçti.

Hz. Muhammed’i dağdan aşağıya atıp “ kazayla düşüp öldü” diyeceklerdi.

Hz. Muhammed saldırganları görüp bağırdı; Huzeyfe’ye binek hayvanların yüzlerine elindeki kamçıyla vurmasını söyledi.

Hz. Muhammed’in suikastin farkına vardığını gören ve korkuya kapılan saldırganlar panikle kaçıp vadideki savaşçıların arasına karıştı…Hz. Muhammed suikastçilerin bindikleri hayvanlardan kimler olduklarını anladı ve isimlerini sadece sırdaşı Hüzeyfe’ye söyledi…

Sır açıklanmadı…

İslâm kaynakları, Tebük Seferi dönüşünde Hz. Muhammed’e suikast girişiminde bulunulduğu konusunda hemfikir. O dönem Medine’de nüzûl eden 129 ayetten oluşan Tevbe Sûresi’nde bu olayın izleri var. (Zaten her türlü şerden kurtulmak için yedi kez okunmaz mı?)

Ayet diyor ki: “Söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Oysa inkârcılık içeren sözü söylemişler, Müslüman olduklarını beyan ettikten sonra inkârcılığa sapmışlar ve başaramadıkları o işe yeltenmişlerdir. Onların öç almaya kalkışmaları için Allah’ın ve O’nun lütfu sayesinde Rasûlü’nün kendilerini zengin etmesinden başka bir sebep de yoktu. Eğer pişman olup tevbe ederlerse bu kendilerinin iyiliğine olur; yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da âhirette de elem verici bir azaba uğratır; artık yeryüzünde onlara ne bir dost ne bir yardımcı bulunur.”

Hz. Muhammed suikastçilerin adını açıklamadı. Yorumcular bin yıldır, bin bir iddia ileri sürdü. Örneğin Hz. Ebubekir’i Medine’den uzaklaştırmasını buna yorumladılar falan…

Hüzeyfe de açıklamadı isimleri. Hz. Ömer’in zaman zaman “Bu kişiler arasında benim de adım var mı?” diye sorduğu biliniyor.

Hüzeyfe’nin Hz. Ali’ye “biat etmesi” ve çocuklarına da bunu öğütlemesini nasıl yorumlamak lazım?’

Olayın kurgusu müthiş! Ama gerçekten de İbni Hazm böyle mi söylüyor? İbni Hazm, İbni Teymiye gibi keskin tabiatlıdır. Zâhiriye mezhebi üzerinedir. Bununla birlikte bu suikast iddiasında çapraz bir sorgulamada bunun böyle olmadığını anlamamak imkansızdır.

Birincisi Hz. Ebubekir (ra) ve Hz.Ömer (ra) ile bir hesabı olan tek topluluk Şiilerdir. Böyle bir rivayetin ya Şiiler ya da Yahudiler kanalıyla gelmesini iktiza eder. Aksi takdirde Sünnilerin böyle bir rivayeti benimsemeleri kendi ayaklarına sıkmaktır.

İkinci olarak ise nerede hikaye edilirse edilsin bu nakil sadece şifahi kayıtları zapta geçirmek maksadına mebni olabilir. Taberi’nin zaman zaman vahi/zayıf haberleri nakletmesi gibi. İbni Hazm’ın sahabe anlayışı Ehl-i Sünnet’e uygundur. İbn Hazm hukuk alanında sahabe mezhebini veya görüşlerini itibara almaz, doğrudan Kur’an ve hadisi kaynak almıştır. Muhalla kitabında dile getirdiği ve ifade ettiği gibi sıralamaya göre insanların en faziletli kuşağı Rasûller ardından Nebiler yani Peygamberlerdir. Ondan sonra ise Hz. Peygamberin güzin ashabıdır. Ondan sonra da Salihlerdir. İbni Hazm, Rasulullah’dan (ﷺ) sonra en faziletli insanların Peygamberin eşleri, ondan sonra da Hz. Ebubekir (ra) olduğunu ifade etmektedir.[3]

Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer (ra) noktasında İbni Hazm’ın Şiilerle hiçbir ortak yönü yoktur. Kaldı ki Muhabbiddin Hatib’in el-Hutut el Ariza adlı eserinde naklettiği gibi İbni Hazm, Şiileri Müslüman saymamaktadır. Yani tekfir etmektedir. Bu itibarla Soner Yalçın sahte tezlerine başka kaynak arasın! İbni Hazm Hz. Ebubekir’i (ra) tebcil ederken Şiileri tekfir etmektedir. İbni Hazm’dan ona malzeme çıkmaz! Bu yönde İbni Hazm’ı kaynak göstermesi lehinde değil; bilakis aleyhindedir. Zira denkleme uymuyor ve mantık dışı. Kaldı ki kaynaklarda Soner Yalçın’ın dile getirdiği husus Şii rivayeti veya yaveleri olarak değerlendirilmektedir.

İbni Hazm üzerinden Şiileri haklı çıkarmak iyi numaradır. Bununla birlikte Muhalla’daki bu konuyla ilgili veriler tetkik edilmiş ve Soner Yalçın’ın takdim etmeye çalıştığı gibi olmadığı ortaya konulmuştur. Bu haberle ilgili rivayet zincirindeki şahıslardan bazıları algı bozukluğu veya yanılma illeti ile ma’ lüldür. Senet ilmiyle ilgili bu hususta öne çıkan isimlerden birisi Velit bin Cemi adlı şahıstır. Hadis ricali arasında hakkında söz edilmiştir. İbni Hacer Takrîb’inde onu vehim sahibi olmakla birlikte saduk ve güvenilir bir ravi olarak nitelendirmiştir. Yine bu yöndeki haberi tetkik eden ilim adamları bu rivayetin ona atfen uydurulduğunu ve onunla bir alakası olmadığı, isminin isnada sonradan eklendiği ifade edilmektedir. Muhtemelen Şii kaynakları veya ricali, Sünnileri ikna edebilmek için Velit bin Cemi ismini rivayet zincirine eklemişlerdir. Bu yalan ve uydurma yani hadis ıstılahlarınca uydurma bir haberdir. İbni Hazm’dan bu yöndeki nakiller gerçek dışı ve saptırmadır. Gerçekten de Huzeyfe bin Yeman (ra), Hz. Peygamber’in (ﷺ) sır katibidir. Doğrudan veya ima yoluyla da olsa ondan şeyhaynı (Hz. Ebubekir (ra) ve Hz.Ömer (ra) suçlayıcı ifadeler sadır olmamıştır. Bu rivayetin dolaştığı ve kendisine yer bulduğu eserlerden birisi Şii asıllı müellif Muhammed Haşim el-Horasani’nin Muntehab et Tevarih adlı kitabıdır.

İbni Hazm, Velit bin Cemi’nin bu rivayeti kimin uydurduğunu bilmediğini aktarmaktadır. Şiiler nezdinde bile Hz. Ebubekir (ra), Hz.Ömer (ra) ve Hz.Osman’ın (ra) Akabe veya Tebük’te Hz. Peygamber’e (ﷺ) suikast düzenlediklerine dair benimsedikleri veya kaynaklarında aktarılan bir rivayet bulunmamaktadır. Muhammed Haşim el-Horasani’nin Muntehab et Tevarih kitabı tali kitaplardandır ve bir istisnadır.

İbni Hazm’a göre Şiiler, Müslüman değildirler ve Şiilik Hz. Peygamber’in (ﷺ) irtihalinden en erken 25 yıl sonra teşekkül etmeye başlamıştır.[4]

En büyük hile, Sünniler üzerinden Şiileri haklı çıkarmaktır. Soner Yalçın da gizli maksatlarla bunu yapmaya yeltenmektedir. Soner Yalçın, Doğu Perinçek gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ayar vermeye ve ayartmaya çalışmaktadır! Bunu yaparken Şii rivayetlerden medet ummakta ve onları aklamaktadır. Bir taşla iki kuş. Bundan iyisi Şam’da kayısı!

Bununla birlikte laymen biri olarak uzmanlık dışına çıkarak kendi kendini gülünç duruma sokmuştur.

Kaynakça

[1] https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/soner-yalcin/rehine-odulu-5352213/

[2] Sözcü gazetesi, derin siyaset, 24 Eylül 2019

[3] https://www.islamweb.net/ar/fatwa/202621/

[4] https://islamqa.info/ar/answers/131386/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir