Hüküm Dergisi 85. Sayı, Makaleler, Zübeyir AKSOY

SİHİRLİ SÖZCÜKLER

Diriliş neslinin fikir çilesini çekmiş, yaşayan büyük mütefekkirlerimizden Sezai Karakoç; özelde Asya’ya genelde bütün insanlığa Batı’nın yeniden keşfedilmesi gerektiğini tavsiye ediyor ve şunları ilave ediyor:

“Asya’nın doğabilmesi veya tohumlar atılmışsa bu tohumların büyüyüp gelişmesi için Batı’nın yeni baştan keşfi gerekir. Asya Avrupa’yı yeni tanıyormuşcasına işe başlamalı, incelemelerini derinleştirmeli. Kendisine empoze edilmiş bütün kavramları yeni baştan hesaba çekmeli. Onlara kendi eliyle giydirdiği harikalık kılığını soymalı, onları çıplak anlamlarına kavuşturmalı. Özgürlük kavramı, eşitlik kavramı, insan hakları kavramı, bilim kavramı, hoşgörü kavramı… gibi bütün kavramların çıkışı, tarihi gelişmeleri, ne anlamlara geldikleri inceden inceye soğukkanlılıkla içine mümkün oldukça duygu ve peşin hüküm karıştırılmadan incelenmeli. Doğu’ya sihirli eşyalar gibi ithal edilen bu kavramlar ve benzeri binlercesi asıl özlüklerine indirgenmeli. Ondan sonra Batı’nın gerçek portresini bu malzemeyle yeniden çizilmeye kalkmalı. Böyle bir tablo yapılmaya çalışılırsa korkarım bugün görülen Batı çehresi yerine yüzüne bakılmayacak korkunçlukta bir çehre çıkacaktır.”[1]

Üstadın Batı’nın gerçek çehresini görme adına yeniden hesaba çekerek inceden inceye soğukkanlılıkla incelenmesini tavsiye ettiği kavramlardan biri olan “özgürlük” kavramını bu yazımızda yaşanmış bir vakıa örnekliğinde incelemeye çalışacağız.

SİGARAYLA GELEN ÖZGÜRLÜK

Amerikan Tabacco Company şirketinin sigara satışları kötüye doğru gidiyordu. O zamanın (1920’lerin) New York’unda sigara içen kadınlara “kötü kadın” gözüyle bakıldığı için şirketin muhatap kitlesi sadece erkeklerdi. İşlerin yoluna girmesi için kadın nüfusunun da zehirden payını alması ve buna karşı olan toplumsal direncin yıkılması gerekiyordu.

Bu biraz zaman aldı…

American Tabacco Company şirketi bu konuda tarihi bir adım attı. Meşhur psikoanalizin kurucusu kabul edilen Avusturyalı Freud’un yeğeni olan Edward Bernays’ı kiralayarak ondan kadınların sokaklarda sigara içebilmesinin önündeki engelleri kaldıracak bir çalışma yapmasını istedi.

Bernays, ilk iş olarak kadınların sigara içme nedenlerini öğrenmeye çalıştı. Çeşitli psikiyatrik araştırmalar, sigara içen kadınların sigarayı erkeklerle eşit olduklarını ispat etmek için içtiklerini ortaya koyuyordu. Böylelikle Bernays, çalışmasını bu yönde geliştirdi. Eşitliğin bir şekilde görünür hale getirilerek normalleştirilmesi ve bu algının yaygınlaştırılması gerekiyordu. Basın ise algıyı değiştirmek için en güçlü silahtı. Bir fikir, basında yeteri kadar tekrar edildiğinde kalabalıklar sorgulamadan bunun doğru olduğunu düşüneceklerdi.

Algı kampanyası için 1929 yılının Paskalya yürüyüşü seçildi. Günlerden pazardı ve bahar güneşi altında yürüyen kalabalığın ön saflarında şehrin tanınmış simalarından on genç kız vardı. Kızlar aldıkları talimat gereği yürüyüşün belirli bir anında hep birlikte sigaralarını yaktılar. Parayla kiralanmış muhbirler ise yattıkları pusudan çıkarak bu tarihi anı fotoğraf makineleriyle ölümsüzleştirdiler.

1 Nisan 1929 tarihli gazeteler, bu sansasyonel olayı Bernays’ın direktifiyle “Hürriyete Yakılan Meşale’’ sloganıyla verdiler. Sigara içen kızlar “Cesur’’ olarak nitelendirildi ve tüm gazeteler bu cesur kızların fotoğraflarıyla süslendi. Bu manşetler bir toplumsal kırılmaya neden oldu. New York’un en önde gelen simalarının sokak ortasında yaptığı ve basının manşetten vererek onayladığı bir eylem kötü olmazdı ya!

Halk artık kadınların da erkekler gibi sokaklarda sigara içmesinin gayet normal bir şey olduğunu düşünmeye başladı. Böylelikle sokaklarda sigara içen kadın figürü New York’tan başlayarak tüm dünyaya yayıldı. İçerdiği yüzlerce zehre aldırılmadan sigara, kadınların “Özgürlük Sembolü” haline getirildi.

Algı bir kez kırılınca gerisi geldi. 1923-1935 yılları arasında sigara kullanıcı sayısı %20 oranında arttı. Sigara firmaları çok büyük kârlar elde ettiler. Berneys ise kampanyasıyla neredeyse bir servet kazandı.

Tek gayesi ekonomik çıkar olan ferdiyetçi ve bencil kapitalist sistemler kendi çıkarları uğruna bütün insanlığı madden ve manen ifsad etmeye varoldukları günden beri ara vermeden devam ediyor. Geçmişte sigara kullanmayı özgürlük olarak bizlere lanse eden düzen, bugün aynı şekilde kadınların çalışmasını, en az erkekler kadar dışarıda sosyal ortamlarda yer almasını  “Özgürlük” olarak bizlere empoze etmeye çalışmakta, bunun için vazgeçilmez silahı olarak basını ve medyayı kullanmakta ve geçmişinden ders almayan bizleri aynı hataya düşürmektedir.

Yakın geçmişte Nazi kamplarının kapısında “Çalışmak özgürleştirir!” yazarak esirleri istediği gibi yönlendiren algı merkezleri bugün evde bir tek kocasına ve çocuklarına hizmeti kölelik, iş yerinde birçok insana hizmeti özgürlük olarak göstermeye çalışmakta ve aile mefhumu başta olmak üzere birçok değerimizi dünyevi çıkarları uğruna yok etmeye çalışmaktadır.

Üstad Sezai Karakoç’un tavsiye ettiği gibi Batı’ya ve Batı’dan ithal edilen sihirli sözcüklere karşı gereken önlemi almazsak her geçen gün aynı hataya defalarca düşmeye, bizi ayakta tutan kültürümüzü, değerlerimizi kaybetmeye, zihnen ve bedenen işgal edilmeye devam ederiz.


[1]-Sezai Karakoç, Çağ ve İlham II, s. 15-16.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir