Ahmet YAZICI, Hüküm Dergisi 2. Sayı

SEMADA “ANCAK MÜMİNLER KARDEŞTİR” SANCAĞI DALGALANIYOR

Cahiliyye toplumunun en bariz vasıflarından birisi kavmiyetçilikti. Mezarlardaki ölüleri saymaya kadar varan soya dayalı üstünlük anlayışı, imanın kalplerde temerküz etmesiyle yok oldu. Kendisini tahkir etmek için babasının adını soran Sad bin Ebi Vakkas’a “ben Selman bin İslam/İslamın çocuğu Selman’ım” diyen Selman-ı Farisi, arapların en soylu kabilesi Kureyş’e aidiyetini yok sayıp kendini Ömer bin İslam olarak tanıtan Hz. Ömer, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu anlayışla yetiştirdiği güzide talebelerden sadece ikisiydi. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in semasında “Ancak müminler kardeştir” sancağı dalgalandı. O sadece fertlerde değil, toplumun bütününde değişime öncü oldu. Nitekim 120 yıl birbiriyle savaşan ensarın iki büyük kabilesi Evs ve Hazreç, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in çağrısıyla geçmişi unutup, İslam kardeşliğinin “üsvei hasenesi” olmuşlardı.

Bugün ümmetin birliğini istemeyenler olduğu gibi, o zaman da Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı arasındaki ülfet, sevgi ve kardeşlikten rahatsız olanlar vardı. Bugün insanlar arasına tefrika sokup, onları birbiriyle savaştırıp kendilerine silah pazarı oluşturan, servetlerine servet katanlar olduğu gibi, o zamanda Medine’nin iki büyük kabilesi olan Evs ve Hazreci birbiriyle savaştırıp, Medine’nin ticaretine hakim olanlar vardı. Bunlar arasında tefrika çıkarmak için planlar yapmışlardı. Bu çerçevede Yahudi Şas bin Kays, akrabasından birisini, aralarında muhabbet eden ensar gençlerinin yanına göndermiş, eski günleri hatırlatıp onları tahrik etmesini sağlamış, Medinenin hemen yanındaki Harre’de toplanan ensar, savaşın eşiğine gelmişti. Son anda durumdan haberdar olan Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) olay yerine intikal etmiş, muhtemel savaşı engellemişti. Bir an olsun Kur’an’ın ayetlerinden gafil olan ashabın bu hareketi üzerine Allah Teâla “Ey iman edenler! (Sizden evvel) kendilerine kitap verilmiş olan (Yahudi ve Hıristiyanlar)’lardan herhangi bir topluluğa uyarsanız, sizi imanınızdan çevirirler, kâfir yaparlar” (Ali İmran, 100) ayeti kerimesini indirmiş, ümmeti o en büyük düşmana karşı uyarmıştı.

“Allah katında yegane üstünlük vesilesi takvadır.” (Hucurât, 14) ilahi buyruğunu, “Hiçbir arabın aceme, acemin de araba üstünlüğü yoktur” hadisi şerifiyle taçlandıran Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), eski cahiliyenin insan onurunu aşağılayıcı değerlerini kaldırdığı gibi, modern cahiliyenin milliyetçilik, ulusçuluk, ırkçılık gibi putlarını da yıkmıştı. Hayatın bütün şubelerinde değişime talip olan İslam, son yirmi otuz yıldır ülkemizin gündemini meşgul eden ve “Kürt Meselesi/Sorunu” adı altında cereyan eden tartışmalara da esastan müdahale eder. Bu nedenle bizzat müsemmasında ayrımcılığı teşvik eden “Kürt meselesi/sorunu” gibi ötekileştirici kavramlarla meseleyi sadece belli bir etnik kökene hasr etmek, yanlışı yanlışla düzeltme çabasıdır. Bu da zincirleme yanlışları doğurur. Nitekim sorumsuz insanların uçsuz bucaksız dağlara “Ne mutlu Türküm diyene” ibaresini yazdırarak türkçülük yapması kürtçülüğü tetiklemiş, maalesef bu gün, dış güçler tarafından yönetilen, zerdüştlük gibi batıl dinlerin propagandasını yapan, namazla dalga geçen, gayri islami hayat yaşayan kimseler, Allah’ın kitabına ve Resulün sünnetine tabi olan kürt kardeşlerimizi temsil etme konumuna gelmiştir.

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefatının ardından 1400 küsür yıl geçti. Alemi İslamın dört bir yanında kan var, göz yaşı var, zülüm var. Suriye’de, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Mali’de ve daha başka yerlerde ümmet parçalanmanın bedelini ödüyor. Sureta Müslüman olduğunu söyleyip, yaşantısıyla gaflet vadilerinde dolaşan, çölün ıssız tepelerinde bina dikme yarışında olanları görüyoruz. Ebu Cehil’lerin, Ebu Leheb’lerin, Abdullah bin Ubey’lerin, Şas bin Kays’ların bu ümmetin birliğini bozmak için dün olduğu gibi bugün de var güçleriyle çalıştıklarını görüyoruz.

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) veda hutbesinde 124 bin sahabesinin şahsında bizlere şöyle sesleniyordu: “Sizlere iki şey bırakıyorum. Eğer onlara sımsıkı sarılırsanız asla dalalete düşmezsiniz. Onlar, Allah’ın kitabı ve sünnetimdir”. Gün, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in çağrısına icabet edip “yeniden İslam” diyerek, Allah ve Resulü’nün bizlere gösterdiği ittihadı İslam yolunda yürüme günüdür. İşte o zaman Allah azze ve celle yardımını gönderecek, “üzülmeyin, gevşemeyin, eğer inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz” ayeti kerimesi tecelli edecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir