Abdulhakim İMAMOĞLU, Abdullah KARGILI, Hüküm Dergisi 4. Sayı, Söyleşiler

ŞAM ALİMLER BİRLİĞİ BAŞKANI VE BİLADI-ŞAM İNKILABININ LİDERİ USAME ER-RİFAİ: HEDEFİMİZ İSLAM NİZAMININ HAKİMİYETİ

Hüküm: Arap Baharıyla başlayan sürecin bir İslam İnkılabına doğru gittiği, Âlem-i İslam’ın bir ittihat iklimine girdiği görülüyor. Bu noktadaki görüşleriniz nelerdir?

Tek Devlete Doğru

Usame er-Rifai: Siz de biliyorsunuz ki bu ümmet, her ne kadar yıllardır laik sistemlerle yönetilmiş olsa da mütedeyyin insanlardan müteşekkildir. Bu sistemler ümmetin dindarlığını yok edemedi. Allah Teâlâ, ümmeti korku ve parçalanmışlıktan kurtarmayı dileyince ümmet ayağa kalktı ve Rabbim ona birçok ülkede yardım ve zafer nasip etti. Ümmet ruh köküne dönüyor. Bu çerçevede emperyalistlerin Sykes-Picot anlaşması ile aramızda ördüğü sınırları tanımadığını ilan ediyor.

Biz Müslümanların devleti de, Rabbi de, Kitabı da, Peygamberi de , düşüncesi de tektir. Ümmeti birleştiren bu unsurlardır. Bu gün her ne kadar Müslüman ülkelerde fesat ve bozgunculuk hüküm sürse de ümmet bilinci fesadı yok edecek, İslam milleti aslına dönecektir. O zaman bu ülkeler Allah’ın izniyle yine tekrar tek devlet olacaktır.

Suriye Halkının Değil Nusayrîlerin Ordusu

Hüküm: Tunus ve Mısır’da sistemler daha kolay devrilirken Suriye’de inkılap neden bu kadar gecikti?

Usame er-Rifai: Tunus’ta inkılap başlayınca, ordu halkın yanında yer aldı. Aynı şekilde Mısır ordusu da hemen safını belli etti ve zalim yönetime karşı milletin safında durdu. Fakat Suriye’de böyle olmadı. Ordu, rejimin bekçisi olarak kalacağını ilan etti. Çünkü kolonyalist Fransa Suriye’den 1946’da ayrılırken burada Şark Ordusu adında bir ordu kurmuştu. Bu ordu, Suriye ordusunun temelini oluşturur. Subayların yüzde sekseni Nusayri mezhebindendir. Bu da Fransa’nın tasarrufudur. Ordudaki bu Nusayrî yapılanma sürekli korundu, diğer mezhep ve dinlerden aldıkları subaylar mevcut yapı içinde asimile oldu. Bunlar ordunun tamamını ifsat etme konusunda birbirleriyle anlaştılar. Sonuçta ordu onların elinde ve kontrolünde kaldı. Suriye’de bu mübarek inkılap başlayınca, doğal bir durum olarak, bu mezhepsel ordu rejimin yanında durdu. Çünkü ordu Suriye halkının özünden çıkmamıştı. Bu yüzden milletinin değil Nusayri mezhebinin menfaati doğrultusunda tavır aldı.

Sahabe Ruhu

Hüküm: Uluslararası siyasi terk edilmişliğe ve uzun bir askeri mücadeleye rağmen, Suriye’deki Müslüman gençlerinin/mücahitlerin, moral bakımından en küçük bir kırılma yaşamamalarını Sahabe ruhunun, Bilâd’ı Şam’da mücahitlerde yeniden temessül etmesi diye anlayabilir miyiz?

Usame er-Rifai: İnşallah, Allah’tan bunu temenni ediyoruz. Suriye’deki mücahit kardeşlerimiz ve genel olarak tüm Suriye halkı, elli yıllık zulüm ve kahırdan sonra, düzenlenen o gösterilerle hürriyeti tattılar. Artık bundan sonra hiç bir şekilde zilleti kabul etmeyecektir. Bu duruş rejimin ordusunu moral bakımından çökertti, mensupları nerede Hür Orduyla karşılaşsa kaçıyor.

Hür Ordu’nun mukavemet ve mücadele azminde zerre kadar sarsılma yok. Morali her geçen gün yükseliyor. Bunu bütün tugaylarda görmek mümkündür. Allah’a hamd olsun. Tabii ki, bunların hepsi geçmiş büyüklerimizin bereketidir. Bu tugaylardaki mücahitlerin tamamı veya büyük bir çoğunluğu Allah’ın evleri camilerde okudu, sahabenin ahlakını kuşandı. Şimdi onları örnek alıp, onlara benzemeye çalışıyorlar. O sahabe ruhu, bu gençlere sirayet etti.

İran İçin Suriye Ne Anlam İfade Eder?

Hüküm: İran hala Suriye’nin en önemli müttefiki. Hem siyaseten hem de askeri açıdan Suriye’de yer alıyor. Sanki bu katliamın komuta merkezi İran’ın idaresinde. Bu noktada neler söyleyeceksiniz?

Usame er-Rifai: Evet, İranlı bir molla şöyle bir açıklama yaptı: “Ahvaz (İran’ın petrol bölgesi) düşse, bu bizim için Şam’ın düşmesinden daha hafiftir. Suriye, İran illerinin otuz beşincisidir.” Onlar biliyorlar ki, Şii uzantısı Suriye’den izale olursa Şia bütün bölgede kaybolacak. Arapların ve Suriye’nin komşularının çok iyi bilmesi gereken bir hakikat var ki o da şudur: Bugün Suriye, Şii İran’ın genişleme projesine karşı birinci savunma hattıdır. Suriye düşerse, bu tehlike tüm komşuları kuşatır. Nusayri cephe Suriye’de kaybedince bölgede Şii yayılması da duracaktır.

Biz Yardıma Koştuk, Hizbullah ise Katliam Yapıyor

Hüküm: Suriyeliler, iki yıl öncesine kadar evlerinde ve işyerlerinde Hasan Nasrallah’ın posterini asarlardı, ona dua eder, onun zaferini kendi zaferleri gibi görürlerdi, ama şimdi Nasrallah’ın emriyle Hizbullah militanları Müslümanları şehit ediyor. Bir Suriyeli âlim olarak nasıl bir duygu içindesiniz?

Usame er-Rifai: 2006 yılında, İsrail ve Lübnan arasında savaş başlayınca, biz susmayı tercih ettik. Fakat bir müddet sonra, Suriye istihbaratından Ali Memluk bizden Lübnan konusunda konuşmamızı istedi. Merhum Said Ramazan el-Buti Hoca gönüllü olarak konu hakkında açıklama yaptı ve Hasan Nasrallah’ın bedeninde bir parmak ucu olmayı istediğini söyledi. Ben bir açıklama yapmakta gecikince istihbarat konuşmam hakkında ısrar etti. Bende dedim ki: “Düşünceme göre istediğimi konuşurum”. Kabul ettiler. Bunun üzerine minberde dedim ki: “Ehli Sünnet ve Şia iki ayrı mezheptir. Kim ki Ehli Sünnet ile Şia’yı bir bütün görürse o dinen ve tarihen yanlış yapar. Bizimle Şia arasında bazı itikadi meselelerde, birçok fer’i konuda ve ayrıca bazı tarihi olayları tahlilde çok ciddi farklılıklar vardır. Özellikle Sahabe-i Kiram hakkında mülahazalarını kesinlikle kabul edemeyiz. Herkes iyi bilmeli ki Ehl-i Sünnet ve Şia birbirinden farklıdır. Fakat dünyanın herhangi bir yerinde bir Müslüman herhangi bir belaya dûçar olursa, bütün Müslümanlara ona yardım etmek farzdır. Şia, gayr-i Müslim bir ülke tarafından işgale maruz kalsa Ehli Sünnet’e düşen onların yanında yer almaktır. Aynı şekilde Sünniler herhangi bir krizle karşılaşınca, Şia’nın da böyle yapması gerekir.” Tabii Ehli Sünnet ile Şia’yı bu şekilde ayırmam istihbaratın hoşuna gitmedi. Zira onlar Sünnilerle Şia’nın bir olduğunu göstermeye çalışıyorlardı ve âlimlerin çoğu da onlara muvafakat etmekteydi. O gün böyle bir dayatmanın karşısında durdum. Hizbullah meddahlığını reddettim.

2006’da ki İsrail-Hizbullah savaşının hakikatine gelince o da şudur: Zannedildiği gibi bu savaşı Hizbullah kazanmamıştır. Bu tamamen evhamdır. Çünkü işler neticelerine göre değerlendirilir. İsrail’e bir kaç füze atıp, bir kaç kişi öldürmek zafer olmaz. Zafer için bu yeterli değildir. Bu parti (Hizbullah) ümmetimize hezimet getirmiştir. Çünkü bu parti Lübnan’ın güneyinden tamamen çekilip o bölgeyi Birleşmiş Milletler’in kuvvetlerine teslim etti. Hakikat budur. Bunların Güney Lübnan’da çok geniş bir alanda, stratejik değeri yüksek askeri merkezleri vardı, hepsini boşaltıp kuzeye çekildiler. O halde bu bir zafer değil, hezimettir. Fakat bunlar bugüne kadar insanlardan gizlendi.

Hasan Nasrallah ve bu partinin mensupları nankördür. 2006 yılında bunlar Suriye’ye sığınınca tüm Suriye halkı onlara kapılarını açtı, hiç bir konuda onlara cimri davranmadı. Bu halk, onları kendi kardeşleri, kendi akrabaları gibi kucakladı. Suriye’den binlerce ton gıda maddesi Lübnan’a, savaştan kaçan insanlara gönderildi. Bunlar ise o yardımların üzerine milleti kandırarak kendi isimlerini yazıp dağıttılar. Bu önemli değil, biz bunun hesabında değiliz. Fakat neden bunu yaptıkları önemli. Şiilerin Ehl-i Sünnet’e muhabbet duymalarına mani olmak için bunu yaptılar. Tüm bu iyiliğe nankörlük ettiler. Şimdi Suriye’de bizim hanımlarımızı ve çocuklarımızı boğazlıyorlar.

Hür Ordunun Elindeki Bölgelerin İdaresi

Hüküm: Hocam, başından beri Suriye’deki inkılabın komuta ve idare merkezinde yer aldığınızı biliyoruz. Olayları sevk ve idare ettiniz. Suriye’de, Hür Ordu’nun elindeki kurtarılmış bölgelerde siyasi, iktisadi ve içtimai olarak nasıl bir teşekkül var?

Usame er-Rifai: İster kurtarılmış, ister hâlâ rejimin elinde olan bölgelerde olsun Suriye’nin her yerinde mahalli meclisler oluşturuldu. Bu meclisler Ulusal Konsey’de, her bölge için bir kişiyle temsil ediliyor. On dört bölge var. Dolayısıyla şu anda konseyde on dört temsilci var. Bu mahalli meclisler devlet müesseselerinin yerini aldı. Mesela, bütün kurtarılan bölgelerde polis karakolları var, bunlar emniyeti sağlıyor. Fetva heyetleri var, ayrıca mahkeme kurulları var, bunlar da suçluları, hırsızları vs. mahkeme ediyor. Gıda ürünlerini muhafaza edip eşit şekilde dağıtılmasını yürüten heyet var. Bu heyet fiyatların insanların güç yetiremeyeceği düzeylere çıkmaması için yoğun bir çaba içerisinde. Allah’a hamdolsun, bütün bu birimler başarılı bir şekilde hizmetlerini yürütüyor. Tüm bölgelerde, hatta daha yeni kurtulan Şam banliyösünde bile, bu saydığımız işler en güzel şekilde yerine getiriliyor elhamdülillah.

İslam Ülkelerinin Konumu

Hüküm: İslam dünyasının Suriye meselesindeki konumunu nasıl yorumluyorsunuz, kim nerede duruyor? Şöyle bir intiba var: Katar ve Suudi Arabistan gibi devletler Amerika adına Suriye’deki Müslümanlara dayatmada bulunuyor?

Usame er-Rifai: Hakikat şu ki devletlerin hepsi bir değil. Bu noktada en önemli ülke Türkiye’dir. Zira Türkiye kendisine sığınan Suriyelilere sınırlarını, hatta kalbini açtı. Gerek siyasi gerek insani açıdan Suriye halkına yardımda kusur etmedi. Türk kardeşlerimizin gerek hükümet gerekse de millet olarak gayretlerini kimse inkâr edemez. Suriye konusunda kendilerinden istenenden daha fazlasını yaptılar. Allah hepsini hayırla mükâfatlandırsın. Katar, Türkiye kadar olmasa da ikinci sırada gelir. Diğer devletler ise istenilen düzeyde bir yardım yapamadılar. Bilakis bazı devletler Suriye halkına yardım etme konusunda fevkalade isteksizler. Unutmamak gerekir ki Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur.

Rejime Direnenler Emperyalizme de Direnecek

Hüküm: Efendim, görülen o ki Suriyeli Müslümanlar yalnız bırakılsalar da Allah’ın nusreti ve kendi yürekleriyle cihadı kazanacaklar. Her geçen gün düşen havalimanları ve askeri tesisler bunu gösteriyor. Bundan sonra emperyalizmin siyasi baskıları devreye girince aynı direnişi onlara karşı da gösterebilecek misiniz?

Usame er-Rifai: Yeni dönemde Müslümanlarla diğerleri, her ne kadar görüş ve meşrepleri farklı olsa da hükümetin tesisi noktasında millet menfaatini önceleyeceklerdir. Fakat yabancı devletlerin ülkemizi vesayet altına alma hamlesine karşı mübarek inkılap sürecinde ödenen bedellere hürmet bizi emperyalizme karşı duruş almaya icbar edecektir. Bu durumda izzet ve kuvveti izhar etme devri başlar. Biz ödediğimiz tüm bu bedelleri, bu kadar şehidi ve bu kadar akan kanı bu zalim rejimden kurtulup başka emperyalist bir cuntanın kontrolüne girmek için ödemedik.

Milletimizin geçen elli yılda yaşadığı zillet ve ihanetten sonra bir daha birine boyun eğmesi düşünülemez. İnşallah bu halk yakında tam bir zafere ulaşacak, çünkü hürriyetin manasını idrak etti. Artık bunu hiç bir şekilde geri vermez.

Hüküm: Said Ramazan El Buti hakkında neler söyleyeceksiniz?

Usame er-Rifai: Efendimiz ölülerinizi hayırla yâd edin buyuruyor. Allah Teâlâ ona rahmet etsin ve kusurlarını affetsin.

Esed Rejimi İsrail’in Muhafızı

Hüküm: Bu rejimin yerine gelecek İslami bir idarenin İsrail için tehdit olduğu açık. Bu durumu gören İsrail’in Suriye’deki rejimi desteklemeye kendini mecbur hissettiğini söyleyebilir miyiz?

Usame er-Rifai: Hiç şüphe yok ki Hafız Esed’in iktidara gelmesi İsrail’le yapılan pazarlığın sonucudur. Bu pazarlık ile Esed Suriye halkının çok sevdiği Golan topraklarını onlara vermiştir. Hafız Esed, bu bereketli ve mümbit toprakları, çok ucuz bir bedelle, iktidar olmak için Yahudilere hediye etti. Bu satıştan sonra İsrail’le yaptığı anlaşmaya sadık kaldı ve onlarla tam bir barış içinde yaşadı. Bir gün Ariel Şaron yaptığı bir açıklamada Hafız Esed’e üzüldüğünü söylemişti. “O sözünde duran bir adamdı” demişti. Rejim, İsrail’le stratejik ortak. Herkesle yaptığı anlaşmaları bozdu fakat İsrail’le yaptıklarına sadık kaldı. İsrail, zenginliğini, sanayi gücünü kaybetmesine mal olsa da Esed rejiminin ayakta kalması için çabalayacak. Çünkü bu rejim onun güvenliğini sağlayan Golan bölgesini muhafaza ediyor.

Nusra Cephesi

Hüküm: Uluslararası arenada mücahitlerin nüfuzunu kırmak isteyen çevreler bu cihadı el-Kaide’nin yönettiği noktasında haberler yapıyorlar. Fakat Suriye’den edindiğimiz izlenimler bunların yüzde beşe bile tekabül etmediği noktasında, bu konuda sizler neler söylemek istersiniz?

Usame er-Rifai: Evvela size şunu açıklıkla söyleyeyim ki el-Kaide Suriye’de kesinlikle mevcut değildir. Bizde Nusra Cephesi diye bir oluşum var, biz bunu inkâr etmiyoruz. Bu Nusra Cephesi de el-Kaide değildir, ayrıca dediğiniz kadar da yoktur. Tabii bu oluşumda aşırı saydığımız bazı selefi görüşler var fakat bu fikirler Müslümanları tekfir derecesinde değil. Yani bu oluşum tekfirci bir hareket değildir. Bir de, her ne kadar bunlarla birçok fetvada ihtilaf içinde olsak da, birlikte hareket ediyoruz. Birçok bölgeyi kurtardılar ve operasyonlarda cami cemaatinden oluşan diğer tugaylarla, hatta sufi tugaylarla birlikte hareket ettiler. Aramızda olan ihtilaf şu zamanda bizi ilgilendirmiyor. Hepimizin ortak hedefi bu rejimin yıkılmasıdır. Bundan sonra da, Allah’ın izniyle onlarla bir ihtilafa düşmeyiz.

Diktatör

Hüküm: Efendim, bir ay kadar önce Beşşar Esed muhaliflere diyalog çağrısı yaptı. Böyle bir diyalog başlarsa muhaliflerin talepleri ne olur ve Esed buna karşılık ne verir?

Usame er-Rifai: Beşşar Esed, en açık ifadeyle bir diktatördür. Ve işgal ettiği devlet başkanlığı makamının zerresinden bile vazgeçmeye razı olmaz. Bundan dolayı çağrıları boştur. Kendisine karşı ayağa kalkmış olan bu halka kahır ve öldürmeden başka verecek bir şeyi de yoktur. Halkın hürriyeti için mücadele veren muhalifler Esed nazarında komplocu, hain ve Amerikancıdır.

Esed asla yetkilerinden feragat göstermez. Fakat yine de zahire bakalım, çağrıyı tahlil edelim. Teklifi kamuoyuyla paylaşan Dışişleri Bakanı Muallim, Rusya’da şunları söylemişti: “Rejim muhaliflerle, hatta silahlı güçlerle de diyaloğa hazırdır.” Bu çok tehlikeli bir sözdü, burada rejimin bir tavizi söz konusuydu. Ama hemen iki üç gün sonra, Beşşar Esed Sunday Times gazetesine Muallim’in sözünün doğru olduğunu, kendisinin muhaliflerle diyaloğa hazır olduğunu, fakat silahı bırakıp da devlete teslim olmaları şartıyla olduğunu açıkladı. Akla ziyan bu söze dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir cemaat ki Suriye’nin yarıdan fazlasını ele geçirmiş ve sen ey Beşşar Esed gece gündüz korkundan titriyorsun, sonra da diyorsun ki: “Bunlar silahı bıraksın.” Hangi mantıkla dünyada emsalleri olmayan bu büyük mücahitlere bu sözü söyleyebiliyorsun? “Siz silahı bırakırsanız sizinle konuşurum” diyorsun. Bu adam ve babasının yaptıkları ortada, bunlarla asla diyalog olmaz. Bunların tek bir şeyi var o da top, havan, patlayıcı variller, zehirli ilaçlar ve insanları yaşlı, dul ve yetim ayırmadan öldürmek. Bu adam ancak bunları bilir.

Hüküm: Hocam, Suriye’deki inkılap hareketi üçüncü yılına girdi. İslam Âlemi’ne, Suriye’deki mücahitlere ve onları dışardan destekleyenlere neleri tavsiye edersiniz?

Usame er-Rifai: Evvela, Suriye’de mücadele eden can ciğer evlatlarımız, göz nuru mücahit kardeşlerimiz için Allah Teâlâ’dan sebat ve sabır dileriz. Onlardan istenen şey sabretmektir, parlak bir istikbal çok yakındır inşallah. Bir de bilmeliler ki onların düşmanla karşılaşma anları duaların kabul edildiği vakitlerdir. Efendimiz , Allah Teâlâ’nın duaları kabul ettiği durumları sayarken düşmanla karşılaşıp safların birbirine karıştığı anı da zikrediyor. O halde sevinin ve çok parlak bir geleceğe doğru yürüdüğünüzü bilin! Yakın bir zafer ve güzel günler göreceksiniz inşallah. Allah Teâlâ bu gayretlerinizi zayi etmeyecektir.

Suriye’de yaşayan kardeşlerime tavsiyemiz mücahitlere kucak açmaları, onlara karşı yumuşak, cömert ve merhametle davranmalarıdır. Ey kardeşlerim! Bu mücahitler sizin çocuklarınız, bunlar sizin evlerinizden çıktı, size yabancı değiller. Onların tek maksadı sizi müdafaa edip, hürriyetinizi temin etmektir. O halde imkânlarınız dâhilinde onlara yardımcı olun. Onların hedefi bu rejimi düşürüp yerine Allah ve Rasulü’nün razı olacağı nizamı kurmaktır.

Suriye dışında yaşayan Müslüman kardeşlerimizden ise bu cihadı desteklemelerini istirham ediyorum. Gıda maddesine şiddetli ihtiyacımız var. Fakat silaha daha çok ihtiyaç var. Bu yüzden silah gönderme imkânı olanlar silah yardımında bulunsunlar. Zira bir tugayın silahı yetersiz olunca tamamı şehit oluyor. Son olarak da bu cihadı dualarıyla desteklesinler. Çünkü müminin mümine gıyapta yaptığı dualar reddedilmez. Allah Teâlâ’dan kardeşleriniz için sebat, yardım ve izzet isteyin, muhakkak O duaları işitendir.

Hüküm: Efendim, sorularımıza verdiğiniz cevaplardan dolayı çok teşekkür ediyoruz.

Usame er-Rifai: Suriye meselesine karşı hassasiyetinizden dolayı biz teşekkür ederiz, derginiz konusunda sizlere başarılar dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir