Hüküm Dergisi 3. Sayı, Selim SEYHAN

ONLAR DA İMAMDI

İlmiye sınıfının çoğu Çanakkale’de ve İstiklâl harbinde şehid olunca millete oldum olası tepeden bakanlar bir fırsat buldular, toplumu dönüştürmeye karar verdiler. Fakat önlerinde iki büyük engel vardı. Biri ilmiye sınıfının bâkiyesi, diğeri ise mahallelinin itimadını kazanan imam. Bunun için ilk adımı harf devrimiyle attılar. Bir gecede âlimleri bir gazete parçasını dahi okuyamaz hâle getirdiler. Ebu’s-Suudlar, İbn Kemâller, Molla Câmiler, Mağnisiler yetiştiren medreselerin kapısına kilit vuruldu.

İmamın millet üzerindeki azîm tesirini sarsabilmek için ise yoğun bir karalama kampanyası yürüttüler. Evvela izzetini, ifetini ayaklar altına alan yüzlerce fıkra uydurdular. Bu fıkraları gazete ve dergilerde yayınladılar, içki meclislerinde anlattılar. Bu çerçevede hikâye, roman, senaryo yazdılar, karikatür çizdiler. Birbirine karışmış sakalı, hırpâni kılığıyla imamı mahallenin en sahtekârı, en düzenbazı gösteren filmler yaptılar, adına da ‘türk filmi’ dediler. Milletin değerlerini tahkir ettiler, inançlarına sövdüler.

Câmi ile okulu birbirlerinin alternatifi gibi göstererek olmayan bir kavga ihdâs ettiler. Köy enstitülerinde yetiştirdikleri öğretmenleri Anadolu’nun en ücra köşelerindeki imamlara rakip olarak gönderdiler. Yıllarca imama memurlar arasında en az maaşı vererek liderlik yapabilecek zeki talebelerin diyanete yönelmesine mâni oldular.

Bütün bu itibarsızlaştırma faaliyetlerine rağmen sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen hocalar bismillah diyerek yola çıktılar. Allah demenin gümrüğe tâbi olduğu yıllarda Bediüzzaman (r.a) yazdığı risâlelerle insanların imanını kurtardı.İskender Paşa Câmii’nde Mehmet Zahit Kotku(k.s) bir cumhurbaşkanı, iki başbakan ve onlarca bakan, bürokrat, akademisyen yetiştirdi. Ağa Câmii’nde Abdülhakim Arvasi(k.s) Cumhuriyet tarihinin en büyük şair, fikir ve hareket adamı Üstad Necip Fazıl’ı bize armağan etti.Adana’da, İstanbul’da Mahmut Sami Ramazanoğlu (k.s) esnafa helal kazançlarına haram karıştırmamayı öğretti. Kısıklı’da Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) Cumhuriyet tarihinin en önemli Kur’an-ı Kerîm öğrenme seferberliğini başlattı. Of’un Çifaruksa köyünde Mehmed Rüştü Aşıkkutlu (r.a) bu milletin evlatlarına unutulmaya yüz tutan Kıraat-ı Seba’yı talim etti. Menzil’de Muhammed Raşid Erol (k.s) gönülleri fethetti.İsmail Ağa Camii’nde Mahmut Ustaosmanoğlu Hazretleri kapılarına kilit vurulan medreseleri, nisyana terkedilen muhalled usûlü canlandırdı.

Mihrapta, minberde peygamber vârisi olan imam kardeşim! Allah Rasûlü’nün Hz.Ebubekir varken Hz. Ömer’in imâmetine razı olmadığını unutma. Seleferin gibi zirveye çıkabilmek için ilim irfan elbisesini giyin. Bembeyaz sarığındaki, cübbendeki en ufak bir lekenin bütün dikkatleri üzerine çekeceği şuuruyla takva ve verayı kuşan. Dün, ‘Benim dedem de hacıydı, hocaydı’ diyerek kamufe olup İslam’a saldıranları unutma. Hakla batılın mücâdelesi kıyamet sabahına kadar devam edeceğine göre muarızlarının ortaya çıkmak için uygun ortam beklediklerini unutma! Allah Rasûlü ‘nün bir kavme Kur’an-ı Kerim öğretmek için vazifelendirdiği sahabinin küçük bir hediye kabul ettiğini görünce, ‘Mahşerde Rabbinin huzuruna o yay boynunda asılı olduğun halde gelirsin’ diyerek ikaz ettiğini unutma. İzinden gittiğin ulu hocaların bir izzet ve ifet abidesi olduğunu unutma. Nitekim Bediüzzaman (r.aleyh) Mektubatın’da neden hediye kabul etmediğini izah ederken altı sebeb zikretmektedir. Bunlardan kulaklara küpe olması gereken iki tanesiyle iktifa edelim. Birincisi ehl-i dalalet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle ittiham ediyorlar. ‘İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar’ deyip onlarca hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzib etmek lâzımdır. İkincisi neşr-i hak için Enbiya’ya ittiba etmekle mükellefiz. Kur’ân-ı Hakim’de, hakkı neşredenler. “İn ecriye illa ala rabbilalemîn/Şüphesiz benim ecrim Alemlerin Rabbi olan Allah katındadır” (Şuara 127) diyerek, insanlardan istiğna göstermişler. Sure-i Yâsin’de 21. Ayette geçen “İttebiu men la yeselüküm ecren / Sizden hiçbir ücret istemeyen elçilere tabi olun”cümlesi, meselemiz hakkında çok manidardır.

O halde asıl vazifen servetine servet katmak değil, cemaatini birken on, onken yüz, yüzken bin yapmaktır. Sen kardeşim! Uyuyan destanını uyandırmak için daha ne bekliyorsun? Yoksa içinde bulunduğun şartlar bu kahramanlarınkinden daha mı kötüdür. Hayır, bin kere, yüz bin kere hayır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir