Hüküm Dergisi 82. Sayı, Selim SEYHAN

NAMAZ MÜSLÜMANIN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR

Zaman zaman ekranlarda alnını bir defâ dahi secdeye koymayanların, “Siz onlara bakmayın, İslâm hoşgörü dînidir, biz ‘Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil’ diyen Yûnusların, ‘Gel, gel, ne olursan ol yine gel; ister kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir.’ diyen Mevlânâların torunlarıyız!” diyerek şeb-i arûs törenlerinde, ihtifallerde nutuk attığını, birilerini gericilikle, yobazlıkla, İslâm’ı doğru temsil etmemekle suçladıklarını görürsünüz. Filhakîka âyet-i kerîmenin işine gelen kısmıyla istidlâl edip namaz kılmayan Bektâşî mîsâli söyledikleri doğrudur; fakat eksiktir. Oysa Mevlânâ’nın Mesnevîsini okusalar “Allâh Azze ve Celle’den asla ümidini kesme, ne olursan ol gel; ama gelip hakîkâti görünce artık bâtılda ısrâr etme” dediğini, orjinali Süleymâniye kütüphânesinde olan divânına bakıp resmin bütününü görseler aslında Yûnus’un da namaz kılmayanları hakîkî ma’nâda Müslüman dahi kabûl etmediğini, şuurlu bir şekilde namaz kılanların ise hiç kimseyi incitemeyeceklerini ifâde ettiğini görürler. Fakat ya okumadıkları için fotoğrafın bütününü göremiyorlar ya da Bektâşî misâli işlerine gelmeyen bölümü görmemezlikten geliyorlar. Oysa Yûnusumuz o arı duru Türkçesiyle asırlar ötesinden namaz kılmayanları şöyle îkâz ediyor:

Müslümanım diyen kişi / Şartı nedür bilse gerek

Tanrının buyruğun dutup / Beş vakit nemazi kılsa gerek.

Tanla durup başın kaldır / Ellerini suya daldır

Nefs düşmandurur öldür / Nefs hemîşe ölse gerek.

Her kim bu sözden almadı / Beş vakit nemazi kılmadı

Bil ki Müslüman olmadı / Ol tamuya girse gerek.

Bugün herhangi bir Müslüman, namazın ehemmiyetini anlatmak için namaz kılmayan bir kimse hakkında bu ifâdeleri kullansa maalesef ne gericiliği kalır ne de yobazlığı…

MANGAL YÜREKLİ İHTİYÂR DELİKANLI

Bir gün bir sivil toplum kuruluşunun lokalinde otururken ezân okunmaya başladı. Hâzirûndan bir kısmı abdest almak için, bir kısmı da cemaatle birlikte saf tutabilmek için câmiye doğru harekete geçerken diğerleri dama oynamaya devâm ediyordu. Müezzinin dâvetine kayıtsız kalındığını gören orta boylu, bembeyaz sakallı, pîr-i fâni denecek yaştaki biri, Üstâd’ın “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak” dediği gibi yüreğiyle ters orantılı olan naif bedeniyle kapıda dikilerek “Durun!” diye bağırdıktan sonra bastonunu kaldırıp bir aslan edâsıyla kükrer gibi şu beyitleri okuyarak hâlâ oyun oynamaya devâm edenleri îkâz etmişti:

İns-ü cinler ol sırattan sevk olunur karşıya

Yedi yerde suâl vardır benzemez bu çarşıya

Evveli suâli îmân hem ikincisi nemaz

Aklı olan bu dünyâda bir vakit kaza komaz

Ne mutlu nemazi böyle bilip böyle kılanlara

Yazıklar olsun Rahmân’a secde etmeyen zavallı insanlara!

KAFANDAKİ PEKMEZ AKMADAN KALK

Bu îkâzdan sonra çoğunluk elindeki oyun âletlerini bırakıp namaz için harekete geçmişti. “Biraz müsaade edersen bitirip hemen yetişiyoruz.” diyerek hâlâ oturmaya devâm edenleri kaldırdığı bastonunuyla “Kafanızdan pekmez akıtmamı mı istiyorsunuz bre edepsizler! Hâlâ ne bekliyorsunuz?” diyerek kovaladıktan sonra gönül huzûruyla câminin yolunu tutmuştu. Daha sonra adının Süleyman olduğunu öğrendiğim, herkesin derin bir saygı duyduğu amcamızdan ilk defâ duyduğum bu şiir, çok hoşuma gittiği için yazıp ezberlemiştim.

فَيُضْرَبُ الصَّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَانَيْ جَهَنَّمْ / Cehennemin iki yakası arasına “Kıldan ince kılıçtan keskin” (Müslim: 183) olan sırat köprüsü kurulunca (Buhârî: 806, Müslim: 182) şâirin dediği gibi bütün mükellefler/insanlar ve cinler karşıya sevk olunurlar. Fakat yedi suâle cevâb vermeden sağ sâlim karşıya geçip cennet sâhillerine ulaşılması mümkün değildir. En önemli soru îmân, hemen sonrasında ise namaz. Diğer sualleri merâk ediyoruz; fakat şâir onları zikre değer görmüyor bile. Pedagoji eğitimi alanlar bilirler ki öğretmen adaylarına “Ölçme Değerlendirme Dersi”yle öğrettikleri bilgiyi nasıl ölçüp değerlendirecekleri, başarılı bir öğretmenin talebelerini imtihân ederken nelere dikkat etmesi gerektiği öğretilir. Meselâ beş sorudan müteşekkil klasik bir imtihân yapacak olan öğretmenin sorulardan birini ancak sınıfta en çalışkan talebelerin yapabileceği, bir diğerini de çok az çalışanların dahi yapabileceği sorulardan seçmesi gerekir. Diğer suâller ise zorluk bakımından bu ikisi arasında derecelenir ve soruların zorluğuna göre bir puanlama yapılırsa imtihân neticesinde en çok çalışanların beş, daha az çalışanların ise çalışmalarına göre dört, üç, iki, bir ve nihâyet hiç çalışmayanların sıfır aldığı bir sonuç ortaya çıkar ki matlûb olan da budur. Aksi takdîrde herkesin yüksek veya düşük not aldığı bir imtihân adâletsiz olacak, çalışan talebeleri de tembelliğe sevk edecektir. Gerçekten de hiç çalışmayan arkadaşının da kendisi gibi yüksek not aldığını veya çok çalışmasına rağmen hiç çalışmayan talebe gibi düşük not aldığını gören çalışkan talebe, çalıştığının karşılığını alamadığına inanacak, kendini aldatılmış hissedecek ve tembelliğe yönelecektir.

NAMAZ ZOR SORUDUR

Allah Azze ve Celle de iyi bir öğretmen olarak âhirette en önemli soru olarak evvelâ îmândan, hemen akabinde ise namazdan soruyor. Eğer en zor olan bu iki soruya cevâb verebildiyseniz artık diğer sorular sizin için güle oynaya cevâb verebileceğiniz çocuk oyuncağı mesâbesinde olduğu için, şâir diğer soruları zikre değer bile görmüyor. Orada göreceği azâbı tahmîn ve tahayyül edebilen bir kişinin bırakın bu dünyâda namaz kılmamayı, aklı varsa bir vakti bile kazaya bırakmayacağını ifâde ederek îmândan sonra hesâba çekileceğimiz namazın ehemmiyetine dikkat çekiyor. Namazı farzlarına, vâciblerine, sünnetlerine, edeplerine dikkat ederek hakkıyla ikâme edenleri ise kavuşacakları nimetleri göz önüne alarak “ne mutlu” diyerek müjdeliyor. Elbette sorunun zorluğuna göre puanlama yapan iyi bir öğretmen gibi Allah Azze ve Celle’nin de sâlih amellere zorluklarına göre sevâb takdîr etmesinde yadırganacak bir taraf yoktur. Filhakîka sürekli olması hasebiyle namaz, belki nefse en ağır gelen ibâdettir. Oruç her ne kadar zor gibi gözükse de kişi nihâyetinde bir ay olduğu için dişini sıkabilir. Fakat namaz bitip tükenmek bilmediği için nefse ağır gelir. Nitekim oruç tuttuğu hâlde namaz kılmayan nice insanlar vardır; fakat namaz kıldığı hâlde şerî bir mâzereti olmadan oruç tutmayan yok gibidir.

Peygamber-i Ekber (ﷺ) Muâz b Cebel’in (ra) rivâyet etmiş olduğu bir hadîs-i şerîfte İslâm binâsının direğinin namaz olduğunu beyân buyuruyor:

قل:{ أﻻ أُخْبِرُكَ بِرَأسِ اﻻٔمْرِكُلَّهِ،وعمودِهِ،وذِرْوةِ سَنامِهِ } قُ لتُ:بلى يا رسول اللهِ:قال / رأْسُ/اﻻٔمْرِ الإسْﻻمُ،وعَمُودُهُ الصَّﻻةُ.وذروةُ سنامِهِ الجِهَادُ / Muâz b. Cebel (ra) diyor ki: “Râsûl-i Ekrem şöyle buyurdu: ‘Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?’ Ben: ‘Evet, bildiriniz Ya Rasûlallah!’ dedim. ‘İşin başı İslâm, direği namaz, doruğu Muâz b. Cebel (ra) diyor ki: “Râsûl-i Ekrem şöyle buyurdu: ‘Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?’ Ben: ‘Evet, bildiriniz Ya Rasûlallah!’ dedim. ‘İşin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihâddır.’ buyurdu.” (Tirmizî, Îmân 8. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 12) Bir binâ düşünün; temeli, kirişleri, kolonları olmadan o binânın ayakta durması mümkün müdür? Elbette hayır. Meselâ tedâvî olmak için bir hastâneye gittiniz; fakat binâ yıkılmış, moloz yığınına dönüşmüş. Oranın adı belki yine hastânedir; fakat orada tedâvî olmanız mümkün müdür? Veya bir okul düşünün, moloz yığınına dönüşmüş, orada siz ders yapıp eğitim, öğretim görebilir misiniz? Elbette hayır. Oranın artık sâdece tabelası kalmıştır, belki adı okul, hastanedir; fakat hiçbir işe yaramaz. Tıpkı bir kuş gibi… Yakalayıp kanatlarını yolsak, kolunu bacağını kırsak, sonra da ondan uçmasını beklesek; nâfile. Her ne kadar hâlâ adı kuş olsa da o artık uçamaz, nazlı nazlı gökyüzünde süzülemez, beklentilere cevâb veremez. O hâlde namaz kılmayan bir Mü’minin de adı belki hâlâ Müslümândır; fakat kolu bacağı kırılmış, uçamayan kuş misâli beklentilerden uzak bir zavallıdır o. En Faziletli Amel O hâlde kardeşim eslâfımızın dediği gibi عجلوا بالصالة قبل الفوت و عجلوا بالتوبة قبل املوت  / Vakti geçmeden namaz kılmakta ve ölüm gelmeden tevbe etmekte acele et ki Mâûn sûresinde “veyl” ile tehdîd edilen “namazından sâhûn” olanlar zümresinden olma, kendine yazık etme. Namazlarını ilk vaktinde edâ ederek sana aksi yönde iğvâ veren Şeytan aleyhilla’nenin belini kır ve o anda yapabileceğin en hayırlı ameli yaptığını unutma. Nitekim İbn Mes’ud’dan (ra) rivâyet edildiğine göre adamın bir Peygamber-i Ekber’e (ﷺ)” ,Amellerin/ ibâdetlerin en fazîletlisi hangisidir?” diye sormuştu da Efendimiz (ﷺ)” :Vaktinde kılınan namazdır.” buyurmuştu (Buhari, Tevhid, 48). Modern hayâtın getirdiği stres ve sıkıntıdan kurtulabilmek için şu kadar insanın ciddî meblağlar harcayarak psikiyatristlerin kapılarını aşındırdığı, yeşil reçetelerden çâre aradığı günümüzde sen ecdadına kulak ver: Gâfil olma, kıl nemâzi çün seâdet tâcıdır, Sen nemâzi şöyle bil ki, Mü’minin mîrâcıdır. Kulak ver de gafletten kurtul, mîrâca çık, sükûn bul. Yoksa ineği kutsayan bir anlayışın yogalarıyla Kâinâtın Sâhibi’nin yarattığı kalbi teskîn edemezsin. Çünkü O, Kerîm Kitâbı’nda “…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzûr bulur.” (Ra’d: 28) buyurmaktadır. Unutma ki bir adam yüzüğünü bir odada kaybetse; fakat diğer odalarda arasa bir ömür geçse bile aradığını bulamayacaktır. İşte her şeyi yoktan var eden Allâh Azze ve Celle seni îkaz ediyor. Aradığın huzûr ve sükûneti içki ve kumar masalarında, uyuşturucu partilerinde değil, “Allâh-u Ekber” deyip Âlemlerin Rabbi’nin huzuruna çıkıp derdini arzetmekle bulacaksın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir