Fevzi TOKER, Hüküm Dergisi 82. Sayı

MİMSİZ MEDENİYET

Üstad Bediuzzaman’ın tabiriyle mimsiz medeniyete (aslı arapça olan “ مدنية “medeniyet kelimesinin ilk harfi çıkarıldığı zaman geriye “ دنية “ deniyet kelimesi kalır ki bu “alçaklık, adilik” demektir.) sahip Batı Deniyeti; ülkelerinde olan problemleri önce İslâm Dünyası’na taşımayı sonra da küstah bir şekilde onun hesabını Müslümanlardan sormayı şiar edinmiştir.

Baş düşmanımız olan Siyonizmi tanımak adına bazı tarihi gerçeklere temas etmek yerinde olacaktır. Evvela Yahudilerin iki kısma ayrıldığını vurgulamamız gerekmektedir. Almanya ,Fransa ve Doğu Avrupa’da yaşayan Yahudilere Aşkenaz Yahudileri, Müslüman ülkelerde yaşayan Yahudilere ise Seferad Yahudileri denilmektedir. Aşkenaz Yahudileri sık sık sürgünlere, katliamlara maruz kalırken, Sefarad Yahudileri ise rahat ve özgür bir yaşam sürmüşlerdir. Yahudilerden bir mesken arayışına girenler de Batılı Devletler’in Yahudilere eziyetlerinden dolayı Aşkenaz Yahudileri olmuştur. Yani bir asır öncesinden itibaren yaklaşık on küsûr asır boyunca Yahudiler, Hristiyanlardan işkence görmüş ve soluk alabilecekleri bir yer olarak Müslüman devletlere sığınmak talebinde bulunmuşlardır. (Osmanlı zamanında Selanik, İstanbul, Edirne’ye yerleştirilen Yahudiler misal olarak verilebilir.)

Asıl itibariyle Yahudinin mesken sorunu bir “Avrupa Sorunu” iken mimsiz medeniyetin başını çeken İngiltere’nin Filistin’i işgali ve peyderpey yerleştirdikleri -çoğunluğu Aşkenaz Yahudilerinden oluşan- gürûhun Müslümanların malını, toprağını işgaliyle bizim sorunumuz olmaya başlamıştır.

Bunu Siyonizmin babası Theodor Herzl’in 2.Abdülhamid Hazretleri’ne 13 Ağustos 1899’da Basel’den çektiği telgraftan anlayabiliyoruz:

“Haşmetlu Sultan Abdülhamid Han, Yahudi tebaasına karşı gösterdiği âlicenaplıktan ötürü Sultan Abdülhamid Han Hazretleri’ne içten gelen minnet ve şükran duygularını arzetmek görev olmuştur. Siyonistlerin arzusu Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde bulunan talihsiz kardeşlerinin (Burada kastedilen zamanında Avrupa’da eziyet gören Aşkenaz Yahudileridir.) imdadına koşmak ve onları Osmanlı İmparatorluğu’nun büyüklük ve cömertliğine tevdi etmektir. Onlar bu maksadın sadakatinin, Halife’nin hakim şahsiyeti tarafından da cesaretlendirileceğine samimiyetle inanmaktadır.”[1]

Tabi 2.Abdülhamid Hazretleri gibi siyasî bir dehayı bu taltif cümleleriyle kandıracağını düşünmek Theodor’un zaafiyeti olsa gerek. 2.Abdülhamid Hazretleri’nin meşhur cevabını da şuraya bırakalım: “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır.”

Herzl’in bu telgrafı çekmesi üzerinden 120 sene geçti. 120 sene öncesine kadar Müslümanlardan başka her kapıda tokat yiyen bir millet kendilerini tokatlayanlarla birlikte âdeta o tokatların / katliamların hesabını Müslümanlardan soruyor! Ne güzel bir tespittir mimsiz medeniyet! Sonuç olarak da Alemlerin Rabb’inin Y bildirdiği hakikat ortaya çıkıveriyor.

كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا ف۪يكُمْ اِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ

بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبٰى قُلُوبُهُمْۚ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ

“Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, ne akrabalık (bağlarını) ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.”[2]

Ağızlarıyla “Evrensel İnsan Hakları” safsatasını okuyan mimsiz medeniyet, hakikatte Aylan bebekleri katletmekten geri durmuyor. Bize düşen ise düşmanı bilmek, düşmana olan öfkemizi her gün tazelemek olsa gerek.

“Hiçbir amelime güvenmiyorum; lakin Allah Teala’nın düşmanlarına düşmanlığım var.” diyen âlim-i rabbanînin yolu, necat yolumuzdur.


[1] Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, s.162

[2] Tevbe, 8.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.