Hüküm Dergisi 82. Sayı, Muhammed ARSLAN

KALPTE TESLİMİYET, AMELDE GAYRET, DAVADA İLAHİ KİMLİKTİR EZAN

Zamanımızda Müslümanlar, kendi başlarına ayakta duramamanın cezasını çekmektedir. Dünyanın doğusundan batısına zulmün ihata ettiği bir ümmet coğrafyasıyla karşı karşıyayız. Bizi biz yapan ahlak, karakter, şahsiyet ve mukaddesatımızın değerini hakkıyla bilmemenin ya da bilememenin faturasını ödüyoruz ağır bir şekilde. Halbuki yapılması gereken şey basitti. Öğrendiğin kadarını hayata taşımak ve bunu yaparken samimi olmak. Biz maalesef muvaffak olamadık. Bu sebeptendir ki mukaddesâtımızın yani bizi biz yapan tüm kavramların yeniden gözden geçirilip günümüzde bize nasıl bir mesaj verdiği üzerinde ciddi ciddi kafa patlatmamız gerekir. O halde Müslümanların en fazla muhatap olduğu mukaddes kavramlardan olması hasebiyle ezanı yeniden düşünmekle başlayabiliriz.

HER “ŞEY”İN BİR ALAMETİ VAR

Kainattaki her varlığı diğer varlıklardan temyiz eden, varlığına delalet eden bir nişanı, bir alameti vardır. O nişanla tüm insanlığa “Ben buyum, ben başkası değilim” ifadesini haykırır. Dünyadaki en kıymetli azık olan din mefhumunun da alametleri var. O alametle bir din diğer dinlerden ayrılır; saf benliğini gösterir. İslâm’ın yeryüzünü şereflendirdiği yılların başında Hristiyanları ibadete davet eden çanı; Yahudilerin borusu; Mecusilerin ise ateşi vardı. Fakat Müslümanları cem ederek ibadet için toplayacak, benliğini gösterecek ve tüm insanlığa hakikatin ilanını yapacak bir vesile yoktu. Öyle bir şiar olmalıydı ki onu gören, duyan ve hisseden kimliğini hatırlamalı, başka bir kimliği hatırına bile getirmemeli; tek hakikatin İslâm olduğuna yüreğiyle inanmalıydı.

Muvaffakiyetin İlk Adımı: Dert Edinmek Medine döneminin başları… Mekkeli müşriklerin zulüm ve ambargosundan Allah’ın (ﷻ) emriyle sadece İslâm adına Medine’ye hicret eden Müslümanların bu derdine şahit oluyoruz. Çünkü kişisel bazda İslâm’ı yaşasalar da toplumu İslamlaştırmak için en önemli ibadet olan namaz ibadetini nasıl kimliğimiz haline getiririz onun derdine düşmüşlerdi. Normalde namaz için belli bir vakitte sözleşiyorlar; ama o vakitte gelemeyenler oluyor ve bu hal Müslümanlara ağır geliyordu. Namazı beraber kılmanın derdi, namazı toplumun merkezine koyma derdi vardı yüreklerinde. Bu dert onları bir araya getirdi. Öyle bir şiar bulunmalıydı ki kişiye Müslüman olduğunu hatırlatıp namaza getirmeliydi. Öyle bir alamet bulunmalıydı ki sadece İslâm nazarından doğmuş olup sadece İslâm’ı temsil etmeliydi. O yüzden Medine’de Yahudi, Hristiyan ve Müşrikler birlikte yaşamasına rağmen ümmetin bu derdine sadece İslâm nazarıyla nasıl çare buluruz diye ilk adım olarak sadece Müslüman olarak bir araya geldiler.

AMAÇ SADECE İSLÂM

O zamanda bir beldenin İslâm olduğunu ve orada yaşayanların İslâm’a mensup olduğunu hatırlayıp namaza gelmesi gerektiğini gösteren bir kimlik yok. Bazı Müslümanlar Hristiyanların çanı gibi bir çanı, ardından Yahudilerin borusu gibi bir borazanı, en sonunda da Mecusilerin ateşi gibi bir ateşi önerdiler. Ama bütün bu teklifler İslâm nazarına halel gelmesi endişesiyle kenara itilip ve yok sayıldı. Çünkü onlar “Lâ ilâhe illallâh” deyip İslâm’ın dışında ne düşünce varsa duvara fırlattılar. Müslümanlar madde planında gerekeni yaptılar. Sadece Müslüman olarak İslâm’ın derdiyle dertlendiler ve bir araya gelip kendi istişare heyetlerini kurdular. Madde plânında muvaffakiyet yok; ama tevekkül var ve sadece İslâm nazarı var.

YETER Kİ RABB’İNİN (ﷻ) YARDIMINI HAK ET

Madde plânında bir muvaffakiyet olmasa da Allah (ﷻ) yardımını peygamber olmayan birinin rüyasıyla gösterir. Abdullah bin Zeyd’e (ra) rüyasında üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam görünür. Elinde bir çan olduğunu fark eden Abdullah Bin Zeyd, “Ey Allah’ın kulu O elindeki çanı satıyor musun?” diye sorunca o adam “Ne yapacaksın?” diye sorar. Abdullah bin Zeyd (ra): “İnsanları namaza çağıracağım” deyince adam “Sana daha hayırlı olanı göstereyim mi?” diye cevap verir ve orada kutlu ezan ve kamet lafızlarını aktarır. Sabah Rasûlullah’ın (ﷺ) yanına gelir. Olayı anlatınca Rasûlullah (ﷺ) : “Bu sadık bir rüyadır, Bilal’e aktar ki o seslensin namaz için. Zira o senden daha gür seslidir”[1] diye onaylar. Böylece Müslümanlar gayret ve tevekkülün karşılığını görürler. Yalnız İslâm, sadece İslâm düşüncesi ile bir araya gelen Müslümanların yolunu Allah (ﷻ), peygamber olmayan birisinin rüyasıyla açmıştır. Kimse “Peygamber olmayan biri gördüğü için bağlayıcı değildir” diyemez. Çünkü Hz. Peygamber’in (ﷺ) onayı var. Hz. Ömer (ra) aynı rüyayı gördüğünü söyleyince “Ey Ömer, vahiy seni geçti” diyen bir Peygamber var.[2]

O KUTLU NESİL GİBİ NASIL OLURUZ?

Şu anda Suriye, Irak, Yemen, Doğu Türkistan ve daha nice İslâm beldeleri kan ağlıyor. Haritada parmağımızı nereye koyarsak koyalım iki adım altında veya üstünde kan ağlayan bir İslâm beldesi var. Bu yüzden “Müslümanlar zulümden nasıl kurtulur?” sorusunun cevabı ezanın meşru olmadan önceki Allah Rasûlü (ﷺ) ve ashabının (ra) sergilediği tavır ve teslimiyette saklı. İlk planda Müslümanlar olarak bir araya geleceğiz. ABD, İsrail, Rusya, kapitalizma ve sosyalizma gibi İslâm’ın dışında ne kadar ideoloji varsa hepsini kenara iterek onların parlamentolarından yardım dilenmeyi bırakıp sadece İslâm nazarını kuşanıp bir komisyon kuracağız. Ardından madde planında Müslümanların dertlerine derman olma adına neler yapılması gerekiyorsa onları yapmaya gayret göstereceğiz. Sonra Allah’tan (ﷻ) gelecek muvaffakiyeti bekleyeceğiz. Yani kendi içimizde Müslümanlardan başka muhatap aramayacağız. Ezan gibi bir manifestoda peygamber olmayan birisinin rüyası ile müslümanların önünü açan Allah (ﷻ) şimdiki Müslümanların dertlerini bir rüyayla bile gidermeye kadirdir. Yeter ki tevekkül ve tevekkülün gereğini topluca yerine getirelim. Ve’s-Selam…


[1] Ebu Davud, Sünen, Salat 28, Hadis no:399.

[2] Abdurrezzâk b. Hemmâm, el-Musannef, el-Mektebu’l-İslâmî, Beyrut, c.1 s.456, Hadis No:1775f

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir