Hüküm Dergisi 2. Sayı, Selahaddin SANCAKTAR

İSLAM ORDULARI GELİYOR TESLİM OLUN EY YAHUDİLER!

Mekke’de Daru’n-Nedve’nin yayımladığı yasaklar bildirisine göre, “Lailahe illellah Muhammed Rasulüllah demek yasak, metafta namaz kılmak yasak, Ebû Bekir’in evi önündeki sokakta toplanıp Kur’an-ı Kerîm dinlemek yasak, Şi’bı Ebî Talib’e hapsedilen Müslümanların sokağa çıkması yasak, onlara yiyecek vermek ya da satmak yasak… “

Yasağı ilk olarak köle kadınlar çiğnedi: Ümm-u ‘Ubeys, Zinnîre, Benû’-lMüemmel’den bir cariye, Nihdiyye ve kızı (İbn Esîr, Usdu’l-Gabe, VII, 353) bütün baskılara ve işkencelere göğüs gerip, “Allah birdir.” dedi. Amir b. Füheyre, Bilal b. Rebah (radiyallahu anhuma) acılar mahşerinde dimdik ayakta durup Ebû Cehil’in yüzüne Allah Azze ve Celle’nin, “Muhakkak bizim ordularımız galip olacak.” ayetini okudu.

Mekke’de av hayvanını öldürmenin, ağacın dalını koparmanın yasak fakat Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kanını dökmenin helal addedildiği (Beled: 2), ümmetin etrafındaki çemberin her geçen gün biraz daha daraldığı bir zamanda Kur’an Allah’ın ordularının galip olacağı, şehrin yakın bir gelecekte büyük muzdaribler tarafından kuşatılacağı müjdesini verdi (Saffât: 173-7). Bu ayetleri dinleyen sahabenin hem sayısı az, hem de maddi anlamda güçleri yoktu. Buna rağmen Peygamber ve ashabı en küçük bir şüpheye mahal vermeden büyük fethin ayetlerini okudu. Ammar, Sümeyye, Yasir, Zeyd b. Harise, Habbab b. Eret (radiyallahu anhum) de okudu. Bu, hayatın her şubesini kuşatan bir iman ve irade sınavıydı. Hicret ise onun en kesif olduğu fasıldı. O ve ashabı Mekke’den ayrılıp, Medine’ye doğru ilerlerken yolda bu ayeti de okudular. “Nasıl galip olabiliriz ki işte hicret de ediyoruz, bu, açıkça bir yenilgidir.” demediler. Sahabe hicreti bir kaybediş değil, büyük zafer öncesi geri çekilme olarak gördü. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun için tam sekiz yıl bekledi. On bin kişilik bir orduyla hicri sekizinci yılının ramazan ayında Medine’den yola çıktı.

Efendimiz Mekke’ye yaklaşık 16 km mesâfede olan “Merru’z-zahrân” da akşamleyin karargâh kurdu. Ortalık kararınca ashaba ordu mevcûdunun sayısınca ateş yakmalarını emretti (İbn Sa’d, et-Tabakâtu’lKübrâ, II, 135). Her ateş bir topluluğa işaret edecek, uzaktan bakıldığında on bin ateş, on binlerce sahabi gibi görünecekti. Böylece Kureyş’e korku salınacak, savaş teşebbüsleri önlenmiş olacaktı. Bu sırada Ebû Süfyân Erak’tan, “Merru’z-zahrân”da ki İslam ordusunu izliyordu. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebû Leyla ve arkadaşlarına; “Ebû Süfyan Erak’ta, gidin alın.” (eş-Şamî, Subulu’l-Hüda ve’r-Reşad, V, 215) diye emretti. Ebû Süfyan merak içerisinde ateşe doğru ilerlediği sırada Ebû Leyla ve arkadaşları tarafından yakalanarak Efendimiz’in huzûruna getirildi.

Küfür tugayları baş komutanı Ebû Süfyan Merru’z-zahrân’da Müslüman oldu. Böylece küfür başını kaybetti. Hz. Abbâs: “Ey Allah’ın Resulü! Ebû Süfyân övünmeyi sever, ona iftihâr edebileceği bir lütufta bulunsanız” deyince, Efendimiz: “Kim Ebû Süfyân’ın evine girerse, emniyettedir. Kim kendi evine kapanır, ordumuza karşı koymazsa, emniyettedir. Kim de Harem-i Şerîf’e girerse o da emniyettedir.” buyurdu( İbn Hişâm, es-Siretu’n-Nebeviyye, IV, 46).

Ebû Süfyân İslam ordularının geçit merasimini izledikten sonra Mekke’ye döndü. Harem-i Şerif’e vardı. Heyecân içerisinde kendisini bekleyen Mekkelilere şöyle hitap etti: “Muhammed, karşısında durulamayacak bir ordu ile geliyor: Kim Ebû Süfyan’ın evine girerse emniyettedir. Kim silahını bırakır, evine kapanırsa emniyettedir. Kim de Harem-i Şerîf’e sığınırsa emniyettedir. Ey Kureyş! Müslüman olun ki, selâmet bulasınız.” dedi.

Kur’an-ı Kerim Mekke’de devlet terörünün hakim olduğu bir zamanda, “bizim ordularımız galip olacak” demişti. Bu haberden sonra Müslümanlara evler, sokaklar kapandı. Ambargo başladı. Ekmek bulamaz hale geldiler. İşkenceler arttı. Mekke Müslümanlar açısından yaşanamaz bir şehir oldu. Ölümün kapıda beklediği bir gece Allah Resulü kalabalıklar arasından geçip Sevr üzerinden Medine’ye hicret etti. Ondan önce gidenler olduğu gibi sonra da hicret edenler oldu. Fakat hiçbiri yakın bir gelecekte Allah’ın ordularının galip geleceğine dair inancını yitirmedi.

Sahabe zafer ayetlerini dinlerken sayıları çok azdı. Fakat bir irade abidesi gibiydiler: “İşittik ve itaat ettik.” derlerdi. Bu gün Müslümanların sayısı bir buçuk milyarın üzerinde Mekke’de nazil olan ayetler onlara da hitap ediyor. Sahabe gibi zaferin yenilgi yenilgi büyüyeceğine, her işgalin büyük fetih öncesi bir geri çekilme olduğuna inanır, ensar muhacir arasındaki kardeşliği tesis eder, tek sancak altında toplanabilirsek, yeryüzü yakında İslam ordularının Kudüs’e doğru yola çıktığına şahit olacaktır. İşte o zaman, Yahudi orduları baş komutanı Şimon Peres İsrail televizyonlarına çıkıp: “Teslim olun Ey Yahudiler! Hz. Muhammed’in ümmeti geliyor. Silah bırakmaktan başka çaremiz kalmadı.” diyecektir. Bu ayetleri Mekke’de Ammar’ın Bilal’in yol arkadaşlığında okursanız onların inandığı gibi inanacak ve onların asker olarak görev aldığı birliklerde olacaksınız. İşte o zaman Afganistan’da Amerikan uçaklarına, Gazze’de İsrail tanklarına taş atarken zafer muştuları söyleyen çocukları daha iyi anlayacaksınız. Onlar korkmuyorlar. Çünkü Kur’an-ı Kerim onlara Allah’ın ordularının galip olacağını söyledi. Buna inanıyor ve o günü bekliyorlar. Zerre miktarı tereddütleri yok.

Hayret!

Ebu Süfyân’ı dinleyenler, derin bir hayret içerisindeydi. İslam’ın bu en azılı düşmanı şimdi bütün Mekkelilere “Müslüman olun, kurtulun”, diyordu. İslam’ı ortadan kaldırmak için seferler düzenleyen adam şimdi İslam’ın azametinden bahsediyordu. Herkeste bir telâş başladı: Kimi küfrediyor, kimi bağırıp çağırıyor, kimi de karşı koymak için hazırlık yapıyordu. Bağıranlar arasında Ebû Süfyan’ın eşi Hind binti Utbe de vardı. Hind, Ebu Süfyan’ın yanına varıp sakalından tuttu. “Ey Galib hanedanı! Şu kocamış ahmağı öldürünüz! Çünkü o, dininden dön¬müştür! Kavminin ne kötü bir gözeticisidir o! Allah, Kureyşîlerin senin gibi elçisini hayırdan uzak¬laştırsın!” dedi. Ebu Süfyan, Hind’e: “Sakalımı bırak! Allah’a yemin olsun ki; eğer Müslüman olmazsan senin de boynun vurulur! Hemen evine gir!” dedi. Bunun üzerine kocasının sakalını bıraktı ( İbn Esîr, a.g.e., II, 223). Kendini dinleyen müşriklere son bir daha, “Yazıklar olsun size! Bu kadın sizi aldatmasın. Muhammed öncekilere benzemeyen büyüklükte bir ordu ile geliyor (Mubarekfûrî, er-Rehîgu’l-Mahtûm, 370) dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir