Halil Burak PARLAKYİĞİT, Hüküm Dergisi 86. Sayı, Makaleler

İDLİP’TE NELER OLUYOR?

2011 Mart ayında “Arap Baharı”nın etkisiyle bir grup öğrenci, Suriye’nin Dera kentinde Esad karşıtı eylemlere başlamıştı. Bu eylemler sırasında rejim askerlerinin göstericilere ateş açmasıyla ortalık kan gölüne dönmüştü. Bu orantısız güç karşısında Dera’da başlayan eylemler farklı şehirlerde de ayaklanmalara sebep oldu. Bu zalim rejimin yıkılmasını isteyen Suriye halkı birkaç ay içerisinde tüm ülkede gösterilerine devam etti.

Yapılan gösteriler sonucunda Esad ile halkı arasında çıkan iç savaş, dokuz yıldır devam ediyor. Bu dokuz yılda yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Başta Rusya olmak üzere Esad’ı destekleyen ve koruyarak daha fazla katliam yapmasına sebep olan Batılı devletler de bu zulme ortak oldular.

Resmi rakamlara göre ülke içinden göç ettirilen insan sayısı 7 milyonu aştı. Yaklaşık 3 milyon insana hala yardım ulaştırılamadı. Rejim güçleri, Suriye’de yüzlerce defa kimyasal silah kullandı. On binlerce kişi Esad Rejimi’nin cezaevlerinde türlü türlü işkencelere maruz kaldı.

Terör örgütleri, on binlerce çocuğu kaçırıp terör eğitimi vererek örgütlerin çeşitli eylemlerinde kullanmaktadır. Kaldı ki bunlar sadece resmi rakamlar. Kim bilir daha nice masum insanlar var…

Yoğun Saldırılar

Neden Başladı?

Astana sürecinde sözde çatışmasızlık bölgesi olarak ilan edilen Suriye’nin İdlip kentinde son zamanlarda yoğun bir şekilde bombardıman başladı. Bunun en önemli nedeni Esad ordusunun İdlip’in tamamını almak istemesidir. Halep ve Doğu Guta’nın ardından sıranın İdlip’te olduğunu belirten rejim güçleri, sözde ateşkesleri dinlemeyerek İdlip’e ilerleyişini sürdürmektedir. İdlip kırsalında bulunan Eriha, Maaret El Numan ve Han Şeyhun kentleri bu hava saldırılarında önde gelen kentler olarak göze çarpmaktadır. Esad ordusunun bu bölgeleri bombalaması orada bulunan M5 karayolunu ele geçirmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Bu karayolunu önemli kılan sebep; İdlip, Şam, Halep ve Laskiye şehirlerini birbirine bağlayan stratejik bir noktada bulunmasıdır. Hava saldırıları ve top atışları sonucunda Han Şeyhun’u ve diğer bölgeleri ele geçiren Esad ordusunun İdlip şehir merkezine ilerleyişi devam etmektedir.

Bu bölgelerde yaşayan insanlar, yoğun hava saldırısının ardından Türkiye sınırına doğru göç etmeye başladı. Yaklaşık 400 bin kişi İdlip şehir merkezine yakın yerlere geldiği bildirildi. Çetin kış şartlarında bu kadar insanın yurtlarından zorla çıkarılması beraberinde büyük sıkıntılar meydana getirmiştir. Nereye gittiklerini bilmeden yollara dökülen bu insanlar bir an önce savaşın sona erip evlerine dönecekleri günleri hayal ediyorlar. Göç eden ailelerin bazıları kamplara yerleşerek, bazıları akrabalarının yanına, çoğu ise boş buldukları alanlara çadır kurarak tabiri caizse ölmemeye çalışıyorlar. Bu hayatta kalma savaşını yerinde görmüş biri olarak durumun ehemmiyetini daha iyi anladım.

Oradaydık

Saldırılar başladığında biz de oradaydık. Yüz binlerce insanın araçlarla büyük bir konvoy oluşturduğunu gördüğümde çok şaşırmıştım.. Kilometrelerce uzanan bu konvoy, Türkiye sınırına doğru hareket ediyordu. Göç yolunda rastladığımız bir pikabın arkasında yaşlı bir teyzenin hasta olarak yattığına tanık oldum. Nereye gideceklerini bilmeden kaçıyorlardı hava saldırılarından. Kimi otobüslere binerek, kimi kamyonların arkasında, kimi yürüyerek o bölgeden kaçmaya çalışıyordu. Üstüne montunu bile giyemeden savaştan kaçan çocukların durumu içler acısıydı.

Bu durum karşısında yola devam ederken İdlip’te bulunan bir çadırkente geçtik. Orada yardımsever insanların desteği ile çocuklara mont dağıtımı gerçekleştirecektik. 500 kişilik kamp mevcudu, bir gün içerisinde 2 bin kişi olmuştu. Biz hazırlığımızı 500 çocuk için yapmıştık; ancak kampın yarısına mont dağıtabilmiştik. Daha sonra yardımsever insanların destekleriyle diğer kişilere de ulaşıp ihtiyaçlarını giderebildik.

Peki Ne Olacak?

Aslında bu sorunun cevabını Allah’tan başka kimse bilmiyor. Suriye çalışmalarını sürdüren bazı sivil toplum kuruluşlarında görevli kişilerle ettiğimiz sohbette savaşın 20 yıl daha süreceğini söylüyorlardı. Bu cümle karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Ama anlattıklarında hak vermiştim onlara. Gerçekten dünyadaki birkaç devletin haricinde kimse Suriye’de savaşın bitmesini istemiyordu. Stratejik önemi olan Suriye’de her devletin bir çıkarı vardı. Kimi sıcak denizlere inmek istiyor kimi silah satmak için uğraşıyor kimi petrol derdinde kimi de bana da bir parça yer düşer mi diye kapıda bekliyor. Durum böyle olunca savaşın uzun yıllar devam edebileceğine bende muttali oldum. Suriye şuan da taş taş üstünde kalmamış durumda. Ne karayolu var ne barınacak evleri var ne altyapı hizmeti var ne de su var… Hiçbir şey yok. Sadece çadırlarda yaşayıp hayatta kalmaya çalışan milyonlarca insan var. Dualarımız bir an önce bu savaşın ve zulmün sona ermesi için bize düşen ensar olmak görevini üstlenebilmektir… 2011 Mart

ayında “Arap Baharı”nın etkisiyle bir grup öğrenci, Suriye’nin Dera kentinde Esad karşıtı eylemlere başlamıştı. Bu eylemler sırasında rejim askerlerinin göstericilere ateş açmasıyla ortalık kan gölüne dönmüştü. Bu orantısız güç karşısında Dera’da başlayan eylemler farklı şehirlerde de ayaklanmalara sebep oldu. Bu zalim rejimin yıkılmasını isteyen Suriye halkı birkaç ay içerisinde tüm ülkede gösterilerine devam etti.

Yapılan gösteriler sonucunda Esad ile halkı arasında çıkan iç savaş, dokuz yıldır devam ediyor. Bu dokuz yılda yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Başta Rusya olmak üzere Esad’ı destekleyen ve koruyarak daha fazla katliam yapmasına sebep olan Batılı devletler de bu zulme ortak oldular.

Resmi rakamlara göre ülke içinden göç ettirilen insan sayısı 7 milyonu aştı. Yaklaşık 3 milyon insana hala yardım ulaştırılamadı. Rejim güçleri, Suriye’de yüzlerce defa kimyasal silah kullandı. On binlerce kişi Esad Rejimi’nin cezaevlerinde türlü türlü işkencelere maruz kaldı.

Terör örgütleri, on binlerce çocuğu kaçırıp terör eğitimi vererek örgütlerin çeşitli eylemlerinde kullanmaktadır. Kaldı ki bunlar sadece resmi rakamlar. Kim bilir daha nice masum insanlar var…

Yoğun Saldırılar

Neden Başladı?

Astana sürecinde sözde çatışmasızlık bölgesi olarak ilan edilen Suriye’nin İdlip kentinde son zamanlarda yoğun bir şekilde bombardıman başladı. Bunun en önemli nedeni Esad ordusunun İdlip’in tamamını almak istemesidir. Halep ve Doğu Guta’nın ardından sıranın İdlip’te olduğunu belirten rejim güçleri, sözde ateşkesleri dinlemeyerek İdlip’e ilerleyişini sürdürmektedir. İdlip kırsalında bulunan Eriha, Maaret El Numan ve Han Şeyhun kentleri bu hava saldırılarında önde gelen kentler olarak göze çarpmaktadır. Esad ordusunun bu bölgeleri bombalaması orada bulunan M5 karayolunu ele geçirmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Bu karayolunu önemli kılan sebep; İdlip, Şam, Halep ve Laskiye şehirlerini birbirine bağlayan stratejik bir noktada bulunmasıdır. Hava saldırıları ve top atışları sonucunda Han Şeyhun’u ve diğer bölgeleri ele geçiren Esad ordusunun İdlip şehir merkezine ilerleyişi devam etmektedir.

Bu bölgelerde yaşayan insanlar, yoğun hava saldırısının ardından Türkiye sınırına doğru göç etmeye başladı. Yaklaşık 400 bin kişi İdlip şehir merkezine yakın yerlere geldiği bildirildi. Çetin kış şartlarında bu kadar insanın yurtlarından zorla çıkarılması beraberinde büyük sıkıntılar meydana getirmiştir. Nereye gittiklerini bilmeden yollara dökülen bu insanlar bir an önce savaşın sona erip evlerine dönecekleri günleri hayal ediyorlar. Göç eden ailelerin bazıları kamplara yerleşerek, bazıları akrabalarının yanına, çoğu ise boş buldukları alanlara çadır kurarak tabiri caizse ölmemeye çalışıyorlar. Bu hayatta kalma savaşını yerinde görmüş biri olarak durumun ehemmiyetini daha iyi anladım.

Oradaydık

Saldırılar başladığında biz de oradaydık. Yüz binlerce insanın araçlarla büyük bir konvoy oluşturduğunu gördüğümde çok şaşırmıştım.. Kilometrelerce uzanan bu konvoy, Türkiye sınırına doğru hareket ediyordu. Göç yolunda rastladığımız bir pikabın arkasında yaşlı bir teyzenin hasta olarak yattığına tanık oldum. Nereye gideceklerini bilmeden kaçıyorlardı hava saldırılarından. Kimi otobüslere binerek, kimi kamyonların arkasında, kimi yürüyerek o bölgeden kaçmaya çalışıyordu. Üstüne montunu bile giyemeden savaştan kaçan çocukların durumu içler acısıydı.

Bu durum karşısında yola devam ederken İdlip’te bulunan bir çadırkente geçtik. Orada yardımsever insanların desteği ile çocuklara mont dağıtımı gerçekleştirecektik. 500 kişilik kamp mevcudu, bir gün içerisinde 2 bin kişi olmuştu. Biz hazırlığımızı 500 çocuk için yapmıştık; ancak kampın yarısına mont dağıtabilmiştik. Daha sonra yardımsever insanların destekleriyle diğer kişilere de ulaşıp ihtiyaçlarını giderebildik.

Peki Ne Olacak?

Aslında bu sorunun cevabını Allah’tan başka kimse bilmiyor. Suriye çalışmalarını sürdüren bazı sivil toplum kuruluşlarında görevli kişilerle ettiğimiz sohbette savaşın 20 yıl daha süreceğini söylüyorlardı. Bu cümle karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Ama anlattıklarında hak vermiştim onlara. Gerçekten dünyadaki birkaç devletin haricinde kimse Suriye’de savaşın bitmesini istemiyordu. Stratejik önemi olan Suriye’de her devletin bir çıkarı vardı. Kimi sıcak denizlere inmek istiyor kimi silah satmak için uğraşıyor kimi petrol derdinde kimi de bana da bir parça yer düşer mi diye kapıda bekliyor. Durum böyle olunca savaşın uzun yıllar devam edebileceğine bende muttali oldum. Suriye şuan da taş taş üstünde kalmamış durumda. Ne karayolu var ne barınacak evleri var ne altyapı hizmeti var ne de su var… Hiçbir şey yok. Sadece çadırlarda yaşayıp hayatta kalmaya çalışan milyonlarca insan var. Dualarımız bir an önce bu savaşın ve zulmün sona ermesi için bize düşen ensar olmak görevini üstlenebilmektir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir