Halid İSTANBULLU, Hüküm Dergisi 84. Sayı, İhsan Şenocak, Makaleler

HZ. MUSA’NIN ÖLÜM MELEĞİNE VURMASINI İHTİVA EDEN HADİS SAHİH Mİ?!

Tarihte Ehl-i Bidat’ın, Cehmiyye’nin[1]; asrımızda ise Ebu Reyye[2] başta olmak üzere hadis inkârcılarından modernistlere kadar pek çok ismin Kur’ân-ı Kerîm’e ve akla aykırı oldukları iddiasıyla inkâr ettiği hadislerden biri de Hz. Musa’nın  insan sûretinde ruhunu kabzetmeye gelen “ölüm meleği”ne tokat atmasıdır. Buhari’nin mevkuf olarak rivayet ettiği hadis, Müslim’de merfu rivayet olarak şu şekildedir:[3]

Ebu Hureyre’nin  rivayetine göre Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Ölüm meleği Hz. Musa’ya geldiğinde ona ‘Rabbinin ölüm emrine icabet et!’ dedi. Bunun üzerine Hz. Musa, ölüm meleğinin gözüne vurarak onu çıkardı. Melek, Rabbine dönerek: ‘Sen beni ölmek istemeyen bir kuluna gönderdin. Gözümü çıkardı.’ dedi. Allah  meleğe gözünü iade etti ve ona şöyle buyurdu: ‘Kuluma ikinci defa git ve dünya hayatını mı -ahireti mi- istediğini sor. Devamla eğer hayatı istiyorsan elini bir öküzün sırtına koy, onun öttüğü yerdeki her bir kıl için bir yıl yaşayacaksın de.’  Ölüm meleği bunları Hz. Musa’ya haber verince Musa: ‘Her kıla mukabil bir yıl yaşadıktan sonra ne olacak?’ diye sordu. Allah Teâlâ: ‘Sonra öleceksin’ buyurdu. Hz. Musa: ‘Eğer bunun sonu ölümse ruhumu hemen şimdi arz-ı mukaddese bir taş atımı mesafede al!’ diye niyazda bulundu. Allah Rasûlü buyurdu ki: ‘Eğer siz de benimle birlikte olduğunuz bir hâlde Beyt-i Makdis’te -Musa’nın- kabrinin civarında olsaydık size yolun kenarında kızıl bir kum tepesinin yanında onun merkadını gösterirdim.”[4] Hadis inkârcıları, akla ve nakle uymadığını iddia ederek bu rivayeti reddetmektedir.

Hadisi İnkâr Edenlerin Dayanakları

1. Hz. Musa nasıl Allah’ın emriyle gelen bir meleğe tokat atarak onun gözünü çıkarabilir?

2. Eğer Hz. Musa bunu bilerek yaptıysa ölüm meleğini küçük görmüş, onun üzerinden Allah’ın emrini de hafife almıştır. Bir Peygamberin Allah’ın melek vasıtasıyla tasarrufuna karşı çıkması muhaldir.

3. Eğer Hz. Musa gelenin ölüm meleği olduğunu bilmiyorsa neden Allah Teâlâ insan sûretindeki meleğin gözünü çıkaran Hz. Musa’ya kısas yapmamıştır?

4. Meleklerde insanlar gibi körlük, şaşılık gibi bedensel kusurlar oluşur mu?

5. Ölüm, Allah’a ulaşmaksa niçin “Ulu’l-Azm Peygamberi” olan Hz. Musa ölümü çirkin görür de ruhunu kabzetmeye gelen meleğe tokat atar?

Ezcümle hadis inkârcıları şunları söylemektedir: “Nasıl olur da Hz. Musa ‘Rabbine icabet et!’ diyen meleğe tokat vurur? Bu ilahi emre isyan değil midir? Meleğe tokat vurulur mu? Peygamber böyle bir hâdiseye nasıl irtikab eder? Bu rivayet ne akla ne de Kur’ân’a uyar. Yalnız başına bu hadis dahi Buhari’deki bütün hadislerin sahih olduğu yönündeki iddiayı çürütmek için kâfidir.

Hadis Akla Aykırı mı?

Allah Teâlâ’nın gözü iade etmesinden anlaşıldığına göre ölüm meleği Hz. Musa‘ya  iki defada insan sûretinde geliyor. Lakin ilk gelişte melek olduğunu ve ruhunu kabzetmeye geldiğini ifade etmiyor. Hz. Musa  da bir anda karşısında içeriye girmek için izin talep etmeyen ve kendisine “Rabbine icabet et! Canını almaya geldim” diyen bir adam görüyor.

Hâdisenin akılla idrakten uzak olduğunu iddia edenlerin evlerine bir adam girse ve kendilerine: “Allah Teâlâ’nın size takdir ettiği ömrün sonuna geldiniz. Canınızı almaya geldim. Ses çıkarmayın ve itiraz etmeyin!” dese bu durumda ev sahibi evine girene mukavemette bulununca değil; bilakis hırsızın sözüne kanıp tepkisiz kalınca sorumlu olur. Hz. Musa  da karşısında canını almak isteyen insana tokat atarak nefs-i müdafaada bulunmuştur.

Bu Hadis-i Şerif, “Ben Mehdi’yim, ben Allah Teâlâ tarafından görevliyim” gibi ifadelerle istismar edilerek dinle aldatılan Müslümanlara,  Hz. Musa  gibi zâhire göre hareket edip nefs-i müdafaa yapmalarını telkin etmektedir. Zira can, Allah Teâlâ’nın kullara bir emanetidir. İnsanın parmağını kesmesi nasıl haramsa tedavi gibi haklı bir gerekçe olmadan kesilmesine seyirci kalması da haramdır. Çünkü Allah Azze ve Celle: “Kendinizi öldürmeyin.[5] buyurmaktadır. Buna göre kişinin intihar etmesi nasıl haramsa nefs-i müdafaaya gücünün yetmesi durumunda tepkisiz kalması da öyle haramdır.

Tokatta Emr-i İlahi’ye İsyan Var mı?!

Hz. Musa’nın  insan sûretinde gelen ölüm meleğine tokat atması iddia edildiği gibi Allah Teâlâ’nın emrine karşı koyma anlamına gelmez. Zira gelenin ölüm meleği olduğunu bilmeyen Hz. Musa’nın  bu hareketi, “Kendinizi öldürmeyin.” âyeti bağlamında düşünüldüğünde görülmektedir ki Hz. Musa  can emanetini koruyarak dolaylı yoldan ilah-i emre ittiba etmiş oldu. Zira Bu yüzden Hz. Musa’nın  meleğe tokat atması ne şeriata ne de akla aykırı bir durumdur.

İnsan Sûretinde Gelen Meleği Peygamber Tanıyabilir mi?

Kur’ân-ı Kerîm meleklerin insan sûretinde Peygamberlere ve Hz. Meryem’e geldiğini, onların da melekler haber verene kadar gelenlerin melek olduğunu anlayamadığını haber vermektedir.

Nitekim Hz. Lût’un  kavmini helak etmek için gelen melekler Hz. İbrahim’e  uğradıklarında, Hz. İbrahim  insan zannederek onlara kızartılmış bir buzağı takdim etmişti.[6] Buzağının kesilip hazırlanması sürecinde melekler, Hz. İbrahim’le  birlikte olmasına rağmen “Ulu’l-Azm Peygamber” olan Hz. İbrahim  gelenlerin melek olduğunu anlayamamış, yemek için takdim ettiği buzağıyı yemeyince  içine bir korku düşmüştü. Bunun üzerine insan sûretindeki melekler ona: “Korkma! Biz Lût kavmine gönderildik[7] demişlerdi.

Meleklerin yemek yemediğini pekâlâ bilen Hz. İbrahim  gelenlerin insan sûretindeki melekler olduğunu anlasaydı abesle iştigal etmez, onlara buzağı takdim etmezdi. Buna rağmen onlara kızartılmış buzağı takdim etmesi göstermektedir ki Hz. İbrahim  insan sûretindeki melekleri tanıyamadı.

Hz. Musa’nın  ölüm meleğine tokat atmasının Kur’ân’a uygun olmadığı iddiasında bulunanlar, en azından mevzunun cevabını arayacak bir akılla Kur’ân-ı Kerîm’e müracaat etselerdi Allah Teâlâ’nın melekleri insan sûretinde de gönderdiğini görecek, hadisi kabul etmenin değil, inkâr etmenin Kur’ân-ı Kerîm’e muhalif olduğunu idrak edeceklerdi.

Hz. İbrahim’e  gelen melekler daha sonra Hz. Lût’a  gitti. “Elçilerimiz Lût’a geldiğinde Lût onlardan dolayı huzursuz oldu, onlara karşı çaresizlik hissetti. ‘Zor bir gün!’ dedi.”[8] Çünkü Hz. Lût’un  kavmi erkek misafirler geldiğinde onlara musallat olmaktaydı. Bu yüzden hemen Hz. Lût’un  evine yöneldiler. Hz. Lût  da kendilerine, “Ey kavmim! Şunlar kızlarım; sizin için en nezih olanı onlarla evlenmektir. Allah’tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu![9] dedi.

Kendisini kavminin mânevî babası olarak gören Hz. Lût  erkek misafir zannettiği meleklere sarkıntılığı önlemek için kavminden evine hücum eden erkeklere ümmetinin kızlarıyla evlenmeyi teklif etti. Bütün bu ifadeler Hz. Lût’un  gelenlerin melek olduğunu, onlar haber verene kadar anlamadığını göstermektedir. Nitekim melekler onu teselli makamında şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla zarar verecek şekilde dokunamayacak.[10]

Hz. Lût  kıssasında da açıkça görüldüğü gibi Peygamber, Allah Azze ve Celle’nin insan sûretinde gönderdiği melekleri tanıyamamış bu yüzden kavmine karşı onları koruma mücadelesi vermişti. Nihayet Allah Azze ve Celle şehrin altını üstüne getirmişti.

Mabedin duvarına tırmanıp Hz. Davud’un  yanına giren melekler de insan sûretindeydi. Bu yüzden Hz. Davud  telaşlanmış, onlar da kendisini “Korkma!” diye teskin etmişti.[11]

Melek, Hz. Meryem’in  karşısına da insan sûretinde çıkmıştı: “Meryem’e Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.[12] Bu yüzden Hz. Meryem : “Eğer Allah’ın rızasını kaybetmekten korkan biri isen senden Rahman’a sığınırım.” dedi.[13] Eğer Hz. Meryem  ona görünenin melek olduğunu bilseydi, ona dokunmayacağını da bilecek ve ondan Allah Azze ve Celle’ye sığınmayacaktı. Daha sonra melek, Meryem aleyhesselama şöyle dedi: “Ben temiz bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim.[14]

Ölüm meleğinin Hz. Musa’ya insan sûretinde gelmesini hadisin inkârına gerekçe yapanlar ya Kur’ân-ı Kerîm okumuyor ya da hadisi inkâra gerekçe yaptıkları husus üzerinden algı oluşturacak, daha sonra aynı yoldan âyetleri de tartışmaya açacaktır. Zira melek, insan sûretinde sadece Hz. Musa’ya  gelmemiş; Hz. İbrahim, Hz. Lût, Hz. Davud ve Hz. Meryem’e de gelmiş, onlar da gelenlerin melek olduğunu anlayamamıştır.

Cebrail de Allah Rasûlü’ne ﷺ insan sûretinde gelip diz kapaklarını O’nun diz kapaklarına yaslayıp ellerini de dizleri üzerine koymuş ve ona “İman, İslâm, İhsan, Kıyamet ve alametleri” bağlamında sorular sormuştu. Melek ayrıldıktan sonra Allah Rasûlü ﷺ Hz Ömer’e :“Soru soranın kim olduğunu biliyor musun?” diye sormuş, Hz. Ömer de “En doğrusunu Allah ve Rasûlü bilir.” deyince Efendimiz ﷺ: “Cibril size dininizi öğretmek için geldi.” buyurmuştu.[15] 

Hz. Musa’nın Meleğe Vurması

Hadise karşı çıkanların itiraz ettikleri hususlardan biri de Hz. Musa’nın  Allah Teâlâ’nın bir elçisi olan meleğe tokat atması hâdisesidir. Rivayetlerin genelinden anlaşıldığına göre bu olay, Hz. Musa’nın  evinde gerçekleşmiştir. Ev, insanın izinsiz girilemeyen mahremidir. Nitekim Allah Teâlâ: “Ey iman edenler! Kendinizi tanıtıp izin almadan ve hane halkına selam vermeden kendi evlerinizden başka evlere girmeyin.[16] buyurmaktadır. Hz. Musa  insan sûretinde evine giren ve ruhunu kabzetmeye geldiğini söyleyen meleğe, melek olduğundan dolayı değil, nefsini müdafaa etmek gayesiyle tokat atmıştır.[17] Buna göre Hz. Musa  meleğe değil, evine izinsiz giren ve kim olduğunu bilmediği şahsa vurmuştur.

Allah Teâlâ, Hz. Musa’ya  ölüm meleğini insan sûretinde göndererek onu kendisine ilahi bir emanet olarak verilen canını koruma noktasında imtihan etmiş olabilir. Eğer melek Hz. Musa’nın  ruhunu kabz etmek için gelmiş olsaydı buna ne Hz. Musa’nın tokatı ne de en güçlü devletlerin orduları karşı koyabilirdi. Zira ne Fravun’un ne de Nemrud’un adamları ölüm meleğinin zalimlerin canlarını almalarına mâni olabilmiştir. Bu husus delalet etmektedir ki Allah Teâlâ insan sûretindeki ölüm meleğini Hz. Musa’yı  imtihan etmek için göndermiştir.[18]

Hz. Musa , ölüm meleğine tokat vurduğunda onun melek olduğunu bilmediğinden bu hareketinin ilah-i emri hafife alma gibi bir anlam taşıdığını söylemek Peygambere iftiradır.

Niçin Kısas Olmadı?

İnsan sûretindeki ölüm meleği, Hz. Musa’nın  evine girip canını alma talebini ona iletince gelenin melek olduğundan habersiz olan Peygamber, tokat atarak meleğin gözünü çıkarmıştır. Bu, Hz. Musa  için mübahtır. Zira Allah Rasûlü de ﷺ Müslümanın evini gözetleyenin gözünü çıkarmayı mübah kılmıştır.[19] Nitekim Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadiste Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Kim bir topluluğun evine onların haberi olmadan bakarsa o halka bakanın gözünü çıkarmak helal olur.[20]Peygamberlerin şeriatları birbirine benzer. Allah Rasûlü ﷺ için caiz olan bir durum Hz. Musa  için de caiz olmalıdır.

Allah Rasûlü ﷺ: “Kim malı için öldürülürse şehittir.[21] buyurmaktadır. Buna göre bir Müslüman, malından daha değerli olan canını korumak için evine giren birinin gözünü çıkarsa kendisine kısas uygulanmaz.  

Peygamberler mukteda bih olduklarından, kendilerinden zelle sadır olduğunda da uyarılırlar. Nitekim Tebük’e giderken münafıklara izin veren Allah Rasûlü ﷺ, Allah Teâlâ tarafından uyarılmıştır.[22] Müşriklerin lider kadrosundan bir gruba İslâm’ı tebliğ ederken huzura gelen âmâ Sahâbi Abullah İbn Ümmi Mektûm , Kur’ân-ı Kerîm’den bazı âyetleri kendisine izah etmesini söyleyince sözünün kesilmesinden rahatsız olan Efendimiz ﷺ ikaz edilmiştir.[23] Hz. Musa’nın  bu hareketinden dolayı ikaz edildiğine dair bir rivayetin olmaması göstermektedir ki tokat hâdisesi nefs-i müdafaa bağlamında mülahaza edilmiştir.

Hz. Musa’nın Eceli Değişti mi?!

Hz. Musa  tokat vurunca ölüm meleğinin ruhunu kabzetmeden geri gitmesi ikinci defa tekrar gelmesi “Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.[24] meâlindeki âyet-i kerîmeye aykırı değildir. Bu durum, “Benim katımda söz değiştirilmez.[25] âyetiyle de çelişmez. Zira burada ne ecelin tehiri ne de Allah Teâlâ’nın hükmünün değişmesi söz konusudur. Zira ruhu kabzetme vazifesiyle gönderilen ölüm meleği, Allah Teâlâ’nın Hz. Musa’nın ruhunu ne zaman kabzedileceğini takdir ettiğini bilmiyordu. Çünkü melekler de hâdiseleri Allah Teâlâ’nın bildirdiği kadar bilebilirler. Hüküm, bize göre değişmiş zannedilebilir. Allah Azze ve Celle ise ezeli ilmiyle Hz. Musa’nın  meleğe tokat atacağını ve geri döneceğini dolayısıyla ruhunun bir sonraki seferde kabz edileceğini bildiğinden O’nun ilminde bir değişiklik söz konusu değildir.

Hz. İbrahim de oğlu İsmail’i yere yatırdığında bıçağın onu kesmeyeceğini, oğluna bedel olarak Allah Azze ve Celle’nin kurban göndereceğini bilmiyordu.[26]  Hz. İsmail de babasına: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.[27] derken de rol yapmıyordu. Çünkü hiçbir Peygamber, Allah Teâlâ bildirmeyince Levh-i Mahfûz’da ne yazılı olduğunu bilemez.

Hz. Musa’nın Meleğin Gözünü Çıkarması

İnsanın uyanıkkenki hâliyle uykudaki hâli bir birinden farklıdır. Öğle vakti gözünü kapattığında güneşi dahi göremeyen insan, rüyada gözü kapalıyken de görür. Rüyada elleri, kolları bağlı işkence edilen biri kan ter içinde uyandığında vücudunda darbe izlerine rastlayamaz. Ruhun acı çekmesiyle bedenin buna katılması aynı şeyler değildir. Çünkü uyanıklık ve uyku hâllerinin koşulları birbirinden çok farklıdır. Nasıl insanın normal hâliyle uykudaki hâli bir birinden farklıysa meleğin hâlleri de -Allah-u A’lem- öyledir. Ölüm meleği, Hz. Musa’ya  insan sûretinde geldiğinden, bir insan diğerine tokat attığında neler olabiliyorsa ölüm meleğinde de aynı durum gerçekleşmiştir. Meleği yaratan, onu insan sûretine dönüştüren, tokatın etkisiyle gözünü çıkarmaya da kâdirdir. Yaratmak da yönetmek de Alllah Azze ve Celle’ye mahsustur.[28]

Bazı âlimler de meleğin insan sûretine girmesinin tahyîl ve temsilden ibaret olduğunu, hakikatte bizim gibi gözü ve bedeni olmadığını söylemektedir. Bu görüşü tercih eden ve hadisin sahih bir te’vilinin olduğunu söyleyen İbn Kuteybe şöyle demektedir: Melekler rûhânî varlıklar olduklarından ruh gibi mütalaa edilirler. Sanki onlar bedenleri olmayan ruhlar gibidirler.[29] İbn Kuteybe’nin mütalasına göre her ne kadar Hz. Musa  bir sûret görse de bu, temsilden ibarettir.

Eğer bu ve bunun gibi hadisleri inkâr edenler bu rivayetleri oryantalistlerden önce bir hocanın halkasında duysalardı yaldızlı sözlere kanmaz, âyet ve hadisten delillerle iddiaları ait olduğu fikir çöplüğüne gönderirlerdi.

Peygamber Ölümü Kerih Görür mü?

Mezkûr hâdise itiraz edenlerin bir kısmı, Allah’ın salih kulları ölümü arzularken nasıl olur da Ulu’l-Azm Peygamberlerden olan Hz. Musa  ölümü kerih görerek meleğe tokat atar, demektedir?!

Dikkatle mütalaa edildiğinde görülmektedir ki hadiste Hz. Musa’nın  ölümden hoşlanmadığına dair bir ibare yoktur. Bilakis hadisin son kısmı, uzun bir hayat yaşamakla ölüm arasında muhayyer bırakılan Hz. Musa , Rabbine gitmeyi tercih etmiştir.

Meleğin Hz. Musa’yı  ölmek istemeyen bir kul olarak nitelemesi, ‘Rabbinin ölüm emrine icabet et!’ talebine tokatla karşılık vermesine bağlı olarak yaptığı bir değerlendirmedir. Nitekim hadisin sonunda (الان/şimdi) “Ruhumu hemen şimdi kabz et![30] demesi Rabbine ulaşma noktasındaki şevkini göstermektedir. Hz. Musa , meleğin gördüğünün hilafına ölümü kerih görmemekte; bilakis arzu etmektedir.

Melekler, Allah Teâlâ’nın kendilerine tevdi buyurduğu vazifeleri kâmilen eda ederler. Lakin görev alanları dışında ya da Allah Teâlâ’nın murad etmediği hususlarda isabet edemezler. Nitekim Allah Teâlâ yeryüzünde halife yaratmayı murad ettiğinde melekler, cinlerin yeryüzünde fesad çıkarmasına bağlı olarak insanların geneli için “Yeryüzünde fesad çıkaracak ve kan dökecek insanı mı halife yaratacaksın?[31]demişti.

Hz. Musa’nın  ölümü arzu etmemesi doğru kabul edilse bile yine de bu hadis, Kur’ân-ı Kerîm’le ve hadislerin umûmî manası ile çelişmez. Zira insanların fıtratında ölümden çekinme duygusu vardır. En zorbaların önünde de hakkı ilan eden Peygamberler, beşer olmanın bir hususiyeti olarak belli şeylerden tedirgin olmuştur. Nitekim Hz. Musa , yere attığı asasının hızla sürünen bir yılan olduğunu görünce tedirginlik olmuş bunun üzerine Allah Azze ve Celle onu teselli babında “Dedi ki: ‘Onu tut al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.”[32] buyurmuştur. Allah Rasûlü de ﷺ benzeri çekincelerden dolayı önlemler almış, müşrikler onu ararken O, Sevr mağarasında ikamet etmiştir.  “Allah seni insanlardan koruyacak.”[33]âyeti nâzil oluncaya kadar bir grup Sahâbi tarafından korundu. âyet nâzil olunca Efendimiz:“Dağılın beni Allah korumaktadır.” buyurdu.[34] İslâmiyet’i tebliğde de herkes dağıldığında da cephesini terketmeyen, Huneyn’de  dimdik durup ashabını toparlanmaya çağıran Allah Rasûlü’nün de ﷺ insan olarak çekinip korktuğu noktalar olmuştur.

Bu yüzden hiçbir insan niçin ölümden korkuyorsun diye ayıplanmaz. Nitekim Allah Azze ve Celle ölümü Kur’ân-ı Kerîm’de musibet[35] olarak zikretmiştir. Allah Teâlâ’nın bu âyette ölümü musibet olarak tesmiye ettiğini söyleyen Kurtubî, ulemanın her ne kadar ölüm büyük bir musibet, ağır bir imtihan olsa da ondan gafil olmanın, hatırlamaktan yüz çevirmenin, tefekkürü terk etmenin daha büyük bir musibet olduğunu ifade ettiğini nakletmektedir.[36] Yine Allah Teâlâ ölümü ibtila/imtihan olarak zikretmiştir: “Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle imtihan ederiz.[37]

İnsanın başına bir musibet geldiğinde, hastalık isabet ettiğinde, benim canımı al diye değil; “Ya Rabbi! Bana şifa ihsan et.” diye dua eder. “Bizimle karşılaşmayı ummayanlar[38] âyet-i kerîmesinde zemmedilenler dünyayı tercih edip ona meyledenlerdir.  Sizden hiçbiriniz, isabet eden bir zarar sebebiyle ölümü temenni etmesin. Mutlaka onu temenni edecekse şöyle söylesin: ‘Allah’ım! Hakkımda hayat hayırlı ise yaşat. Ölüm hayırlı ise canımı al.[39]

                        Hülâsa

Allah Teâlâ’nın kâinattaki hakîmâne tasarruflarına bakıp tefekkür edenler Hz. Musa’nın  ölüm meleğine tokat atmasının Kur’ân-ı Kerîm’e ve akla aykırı bir durum olmadığını görecektir. Lakin ulemadan önce oryantalistleri dinleyenler mevzuya doğru yerden bakmayınca yanlış görüyor sonra da yanlışın kendi bakış açısından değil de hadisten neşet ettiğini söylüyor.

Hadis, hem senet hem de metin cihetiyle sahihtir. Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’nin gölgesinde düşünüldüğünde nakle ya da akla aykırı olmadığı görülecektir. Hadisin sıhhati etrafında şüpheler oluşturmaya matuf bütün istifhamlar ya rivayetle Kur’ân-ı Kerîm arasındaki irtibatı görememekten ya da zihinleri karıştırıp sünneti itibarsızlaştırma düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Hadis ne zannedildiği gibi İslâm’ın Peygamber tasavvuruna ne de Allah Rasûlü’nden ﷺ mervi hadislerin ruhuna aykırıdır. Zira hem Kur’ân-ı Kerîm hem de Hadis-i Şerifler meleklerin insan sûretine girebildiğini ve Allah Teâlâ bildirine kadar Peygamberler tarafından dahi tanınamadığını haber vermektedir.

Dünya imtihan yeridir. Allah Teâlâ da ölüm meleğini insan sûretinde göndererek Hz. Musa’nın  can emanetine nasıl sahip çıktığını, ölümle hayat arasında kaldığında tepkisinin ne olacağını ölçerek ondan sonra gelenlere bir cihetle ibret, can müdafaası cihetiyle de üsve-i hasene olmasını murad etmiş olabilir.

Melek Hz. Musa’ya  insan sûretinde gelince insanlık âleminin şartlarına bürünmüş, Hz. Musa’nın  vurmasıyla da gözü çıkmıştır. Bir insanın rüyada gözünün çıkması nasıl gerçek hâline zarar vermiyorsa bir meleğin beşer âleminde gözünün çıkması da onun aslî sûretine bir halel getirmez.

Hz. Musa’ya , meleğin gözünü çıkarmasından dolayı kısas uygulanmamıştır. Çünkü İslâm şeriatı gibi O’nun şeriatı da evin içine izinsiz giren bir şahsa karşı nefs-i müdafaa yapmayı meşru kabul etmiş, bu bağlamda gözünü çıkarmayı da mübah bir amel bağlamında değerlendirmiştir.

Vahyin bütünüyle gaybî olduğunu görmezden gelerek Allah Rasûlü’nün ﷺ nübûât kabilinden söylediği hadisleri “olamaz” diyerek inkâr eden zihniyetin, Hz. Musa’nın  Allah Teâlâ bildirmeyince meleği tanımamasından yani gaybiyyât ile münasebetinin sadece Allah Teâlâ’nın bildirdikleri ile sınırlı olmasından hayret etmesi anlaşılabilir değildir. Hadisi inkâr etmek açıkça Allah’ın Rasûlü’ne ﷺ din öğretme cüretkarlığıdır. Bu bağlamda çağımız âlimlerine düşen en mühim vazifelerinden biri ise bir hadis müdafaası olan İbn Kuteybe’nin “Te’vîli”ni günümüz modern aklının itirazlarını da dikkate alarak yeniden telif etmeleri ve bu telifleri ders olarak okutmalarıdır. Böylece hem müstakim talebelerin oryantalistlerin şüphe batağına kaymasına mâni olunacak hem de yalan furyasının önüne geçilecektir.


[1]-Bedruddin el-Aynî, Umdetu’l-Kârî, Kahire, ty., VIII, 119.

[2]-Ebu Reyye, Edvâ’ ale’s-Sunneti’l-Muhammediyye, Kahire, 1980, 196.

[3]-Ayrıca hadis Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde, Abdurrezzak Musannef’inde, Nesai’nin Sünen’inde, Beğavî’nin Şerhu’s-Sünnesi’nde, İbn Cerîr’in Tarih’inde, İbn Hibban’ın Sahih’inde, Hâkim’in Müstedrek’inde yer akmaktadır.

[4]-Müslim, Fedâil 42; Buhari, Cenâiz 68, Enbiyâ 31.

[5]-Nisâ, 4/29.

[6]-Bkz. Hûd, 11/69.

[7]-Hûd, 11/70.

[8]-Hûd, 11/77.

[9]-Hûd, 11/78.

[10]-Hûd, 11/81.

[11]-Bkz. Sâd, 38/21-25.

[12]-Meryem, 19/17.

[13]-Meryem, 19/18.

[14]-Meryem, 19/19.

[15]-Buhari, İman 1; Müslim, İman 1.

[16]-Nûr, 24/27.

[17]-Aynî, a,g,e, VIII, 120.

[18]-Aynî, a,g,e, VIII, 120.

[19]-Aynî, a,g,e, VIII, 119.

[20]-Müslim, H. No: 5538.

[21]-Buhari, H. No; 2480.

[22]-Bkz. Tevbe, 9/43.

[23]-Abese, 80/1-10.

[24]-Yunus, 10/49.

[25]-Kâf, 50/29.

[26]-Aynî, a.g.e., VIII, 119.

[27]-Saffât, 37/102.

[28]-A’râf, 7/54.

[29]-İbn Kuteybe, Kitâb-u Te’vîli Muhtelifi’l-Hadîs, el-Mektebetü’l-İslamî, Beyrut, 1989, 333.

[30]-Muhammed Emîn el-Hererî, Şerh-u Sahîh-i Müslim, Dâru’l-Minhâc, Cidde, 2009, XXIII, 298.

[31]-Bakara, 2/30.

[32]-Tâhâ, 20/21.

[33]-Mâide, 5/67.

[34]-Muhammed b Cerîr, el-Câmiu’l-Beyân fî Te’vîli’l-Kur’ân, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 2005, IV, 647-48.

[35]-Mâide, 5/106.

[36]-Muhammed b Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi-u li-Ahkâmi’l-Kur’ân, er-Risâletü’l-Alemiyye, Beyrut, 2012, VIII, 264.

[37]-Bakara, 2/155.

[38]-Yûnus, 10/7.

[39]-Buhari, H. No: 6351; Müslim, H. No: 6688.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir