Hüküm Dergisi 83. Sayı, Muhammed Said BUDAK

HÜRRİYETİMİZ NİZÂM-I İSLÂM

Âdemoğlu her şeyi hesapsız bir şekilde yapmak, mutlak hür olmak peşindedir. Herkesin kısıtlama olmaksızın bir hayat istemesi tabiidir. Fakat hayat her zaman istediğimiz gibi olmayabilir. Her ne kadar istemesek de katlanmak zorunda olduğumuz bir takım durumlar/ kaideler vardır ve dâimâ var olmaya devam edecektir. İnsan yaratılış gereği yalnız kalmaktan haz almayan bir varlıktır. Fıtratı onu sürekli birileriyle yaşamaya iter. Hayat şartları gereği maddî-mânevî sürekli birilerine ihtiyaç duyar. Misal; bir bayanın ev işlerine elinin yatkınlığı erkeğinkine nispetle daha fazladır. Aynı şekilde bir erkeğin de kadına nispetle çalışma dayanıklılığı, iş gücü daha fazladır. Bu gibi sebeplerden dolayı mahir oldukları alanlar farklıdır. Dolayısıyla birçok alanda birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Böyle olunca da kadının noksan kaldığı yerde erkek, erkeğin noksan kaldığı yerde kadın birbirini tamamlar. Hayatı ve içinde bulunduğumuz imtihanı kolaylaştırmak adına meşru şartlar içinde bir araya gelmeleri gerekir. Bu birliktelikle de aile oluşur. Sadece aile hayatı değil, dostluklar da böyledir. Her insan müşkil vakitlerinde ızdırâbını ya da mesrûr anlarında sürûrunu paylaşmak için yanında birilerini görmek ister. Umûmî manada insan cemiyetten uzak duramaz. Kurulan aileler, arkadaşlıklar hepsi insanları bir ictimâîleştirmeye götürür. Cemiyet ise bir nizâm gerektirir. Bu nizâmı ve herkesin hakkını muhafaza eden bir yapının yani bir devletin olması da şarttır. Dolayısıyla da ‘’ kısıtlamalar’’ zarûrî olarak zuhûr edecektir.

Mutlak Hürriyet

Devlet, cemiyeti kargaşa olmadan bulunduğu toprak bütünlüğünde adaletle bir arada tutan bir yapıdır. Devlet, herkesin kabullendiği bir nizamdır. Mazlumları zâlimlerden kurtarmak, İslâm’ı yeryüzüne hâkim kılmak için fetihler yolunda atılan ilk adım, bir medeniyetin tam merkezde yeri olan bir yapıdır. Devlet olmadan bir olamaz, ümmet olamayız. Son asırda Batılı devletlerin türlü türlü oyunlarıyla dünyaya öngördükleri hayat şekli, devlet standartları hâkim oldu. Ahlaktan yoksun olan Batı’nın tesis ettiği bir nizâm, Müslümanın hayatına nasıl tatbik edilebilir ki? Modernleşmek nâmına geçilen bu nizâmda hürriyet, müsavat ve noksansız bir adalet mevcut! Yine bu nizâma göre herkes mutlak hür olmak istiyor. Peki mutlak olarak hür olunabilir mi? İçinde bulunduğumuz devletin kaidelerine tabi olmadan bir hayat mümkün olmadığı gibi nereye gidersek gidelim devletsiz de yaşayamayız. Çünkü devletin olmadığı bir yerde bir nizâm oluşmaz. Nizâmın, adaletin olmadığı yerdeyse insanlık zulme mâhkum olur. İnsanlar asli ihtiyaçlarını gereğiyle karşılamaktan aciz kalır ve cemiyetin mevcudiyeti muhal olur. Devlet, zarûrî bir gereksinimdir. O hâlde mutlak hürriyet diye bir şey de olamaz.

Bir asır önce Batı’nın çirkef ahlak nizâmına karşı çıkan Osmanlı’yı yıktılar, geriye kalanları da parçalara ayırıp tek başına bir şey yapamayacak devletler hâline getirdiler. Bu parçalar yeniden bir bütün olup Osmanlı ruhunda büyük bir İslâm devleti olmamaları için hepsine aynı; İttihad-ı İslâm’a aykırı bir sistem dayattılar. Netice itibariyle bugün içinde bulunduğumuz hâle geldik. Hürriyet, müsavat için geçilen bugünki sistemde güya herkes eşittir. Herkes dilediği şekilde hayatını idâme ettirebilmektedir. Fakat işin aslı hiç de böyle değildir. Evet, bugün herkes dilediği gibi her türlü fuhşiyâtı yapabilmektedir. Kimse de buna ses çıkart(a)mıyor. Tam aksine bir şey diyenler de kınanıyor. Eskiden ise İslâm’ın hâkim olduğu sokaklarda fuhşiyâtı nehyetmeyen kınanırdı. Maalesef sokaklarımıza Batı’nın çirkef ahlak nizâmı hâkim olduğu günden beri işler tersine döndü.

İhtiyacımız İslâm Nizâmıyla Bir Devlet

Bir devlet, yönetim kaidelerini cemiyeti muhafaza edebilmek ve kargaşayı önlemek adına tebaasındaki herkesi gözeterek tanzim etmelidir. Aksi hâlde cemiyetteki kargaşanın ardı arkası kesilmez. Ancak içinde bulunduğumuz dünya nizâmı İslâm’a zıt bir nizamdır. Bu sebeple de Müslümanların hakları çoğu zaman ihmal ediliyor, nazara alınmıyor. Günümüzde herkes sosyal medyada hürriyet savaşçısıdır! Lakin yıllardır birçok alanda Müslümanlara psikolojik baskılar, fizikî zulümler olmasına rağmen kimsenin sesi çıkmıyor. İddia edildiği gibi herkes eşit! Ama nedense Müslümanların hakları korunmuyor, riayet edilmiyor.

Bir Müslüman İslâmî kıyafetleriyle sokağa çıktığında gerici, yobaz denilerek kınanıyor, hakir görülüyor; ama neredeyse çıplak denilecek bir şekilde dışarı çıkıp cemiyetin ahlakını bozanlara ilerici, çağdaş gözüyle bakılarak tek kelam edilmiyor. Sokakların çıplaklığı sebebiyle dışarıya çıkmaktan hayâ eden Müslümanların dini hassasiyetleri, mâneviyatları hiç kâle alınmıyor. İlim tahsil etmek isteyen Müslüman gençler, edebinden dolayı okul derslerinde faal olamıyorlar. Çünkü bu sisteme göre kendi inançlarına ters, karma eğitimi olan bir ortamda okumak zorunda kalıyorlar. Bu sebeple kendilerine lazım gelen şeyleri sormak da her zaman mümkün olmuyor. Derslerde gerektiği kadar faal olamayan Müslüman genç, istediği eğitimden kısmen ve zorunlu olarak mahrum kalıyor. Maalesef içinde bulunduğumuz bu sistemden umûmî manada idrak ettiğimiz “hür olmak” Batı’ya ya da yüzünü Batı’ya tevcih edenlere aittir. Ancak birlik ve beraberlikten söz edilebilmesi için devlet ile cemiyetin aynı fikirde olması gerekir. Aynı gemide olmayan ya da aynı gemide olup da rotaları bir olmayan devlet ile cemiyetin bir olması, aynı dava için ter dökmeleri muhaldir. İçinde bulunduğumuz nizâmda güçlü olan güçsüzü, dinsiz olan dindarı ezmek, yok saymak peşinde. Özellikle de bu durum Müslümanlar için böyledir. Bugün bir hayvanî vicdanın bile kaldıramayacağı Bilâd-ı İslâm’daki zulümlere insanlığın gözü kör, kulağı sağır olmuştur. Oysa şer’i bir devlet olan Osmanlı çok uluslu bir devletti. Güçlü olanın değil, haklı olanın sözü makbuldü. Müslümanların haklarını nasıl muhafaza ettiyse gayrimüslimlerinkini de aynı hassasiyetle muhafaza ederdi. Maalesef Osmanlı’dan sonra geçilen modern nizâmda mukaddes olan tahkîr edildi, tahkîr edilense mukaddes oldu.

Hülâsa

Bugün dünyaya hâkim olan sistemlerden anladığımız; insanlığa fayda verecek, onları hakkıyla muhafaza edecek, dinlerine ve fikriyatlarına ihtiram gösterecek, hürriyetlerini lüzûmuyla koruyacak bir nizâmın olmadığıdır. Bin dört yüz yıllık İslâm tarihimiz ise herkesin insanca yaşama hakkının olduğunu, dînî ve fikrî hürriyetlerine devlet tarafından zorbalıkla mâni olunamayacağını, zâlimi korumanın aksine adaletin tecelli edeceğini, bereketli beldelerin sömürülmek yerine ihya edileceğini, şanlı İslâm devletlerimizle bizlere idrak ettirmiştir. Müslümanlar için zarûrî olan ve insanların hakikî manada hür olabilmesi için muhtaç olunan “Şer’i Devlet”in oluşmasında öncelikle İslâm ahlakına sahip bir cemiyetin oluşması gerekir. İslâmî bir cemiyetin ve devletin oluşmasında ise hepimiz vazifeliyiz ve mesulüz. Bu cemiyetin oluşmasında en tesir edici şey de ailedir. Evlerimizde İslâm’ı hâkim kılmadan onu sokaklara, devlete taşımak tamamen muhaldir. Bu sebeple gayretimiz İslâm’ı evimizde hâkim kılmak, daha sonra onu sokaklara, devlete taşımak olmalıdır. Bize ait olmayan bu dünya nizâmının değişmesi için gayretimiz yoksa bize ait olanın gelmesini istemiyor, hâlimizden memnunuz demektir. Bir köşeye çekilip vazifeyi başkalarına bırakmaksa bugünün cihadından kaçmaktır. Oysa Kur’ân-ı Kerîm’in hep üzerinde durduğu şeydir cihad.

Efendimiz (ﷺ) ise kendi zamanında cihattan kaçanlara yüz çevirmiş, onlarla muhatap olmayı kesmişti. Âlem-i İslâm ve insanlığın kurtuluşu için üzerimize düşen vazife, hep birlikte gayret edip yeniden ayağa kalmak; kaldığımız yerden adaleti, ahlakı, vicdanı, bunların hepsine şâmil olan İslâm’ı yeryüzüne hâkim kılmaktır. Bunun için de dünyevî ilimlerle birlikte şer’i ilimleri tahsil etmeli, onları hayatımızda tatbik ederek noksan kaldığımız yerleri doldurmalıyız. O zaman insanlığın kurutuluşuna vesile olacak olan o muazzam nizâm, küllerinden yeniden doğacak ve yeryüzüne hâkim olacaktır biiznillah.

Üstâdın da dediği gibi;

Allah’ın izniyle dünyaya

Yağacak bir rahmet, biz geleceğiz

Sarıldı çekirdek toprağa, suya

Durmaz bu hareket, biz geleceğiz!

Soygunu, vurgunu kaldırmak için

Zulmü beşiğinde öldürmek için

Milletin bahtını güldürmek için

Edeceğiz gayret, biz geleceğiz!

Aşk ile, ad ile, ilmü-irfanla

Yürekleri tutuşturan imanla, biz geleceğiz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir