Erdal ERKAN, Hüküm Dergisi 2. Sayı

HAKKARİ’DEN EDİRNE’YE YENİDEN İMAM-HATİP ÇAĞI

28 Şubat süreci İslam’ı ortadan kaldırmaya yönelik kapsamlı bir inkar hareketiydi. İslam’a ait değerler aşağılandı, yargısız infazlar yapıldı. Muhterem Erbakan’ın pek çoğu diyanet teşkilatında imam-hatip olarak görev yapan alimlere verdiği iftar yemeği “devletin illegal örgütlerle toplantısı” formatında verildi. Aydın Doğan’ın medyası Müslümanların Taksim’de cami yapılması talebini cumhuriyete düzenlenen bir suikast gibi haber yaptı. “Şehir anneleri” diye isimlendirilen ve her hallerinden gizli örgütlerin elemanları oldukları zahir olan kara elbiseli bir grup kadın haber bültenlerinde yayına alınıp Muhterem Mahmud Efendi’nin öğrencilerine iftiralar serdetti. Müslümanları sokağa çekebilmek için camide cinayet işlendi; Hızır Hoca şehid edildi.

Küfür yobazları en rezervli saldırıyı İmam Hatip Liselerine karşı yaptı. Dönemin Cumhurreisi mason Süleyman Demirel bir konser sonrası ayağa kalkıp “işte çağdaş Türkiye” diyerek Kur’an’la büyüyen imam Hatip nesline karşı, onuncu yıl marşıyla yetişenlerden yana taraf olduğunu ilan etti. Devletin zirvesi, milletin sırtında taş taşıyarak yaptırdığı okullara karşı tavır aldı.

Masonlara göre İmam Hatip öğrencisi haddini aşmıştı, bu yüzden okulları kapatılmalıydı, zira kendisine tayin edilen alanın dışına çıkmış, siyasetçi, hukukçu, edebiyatçı olmuş, memleketi idare etmeye başlamıştı. İslam’ı iman, ibadet ve ahlakla sınırlandırmanın Allah’a isyan, sekülarizme itaat olduğunu söylüyor, Allah’ın kullarını ideolojilere değil Rablerine kul olmaya davet ediyordu. Hutbede, duvar gazetelerinde ezilen ümmetten bahsediyor, birbirlerini mesuliyet almaya çağırıyorlardı. Dergilerinde, Büyük Doğu Mecmuası’nda olduğu gibi, “Allah’a isyan olan yerde kula itaat edilmez.” hadis-i şerifini manşet yapıyorlardı. Aslında bu ve benzeri manşetlerle talepleri açıktı, mutabakat milletle, tarihle olmalı, Milli mücadeleyi yapan iradeye itaat edilmeli, İslam’a, hayatın her şubesinde özgürlük alanı açılmalı, diyorlardı. Durumdan vazife çıkaranlar yıldırım kararla imam-hatip liselerinin orta kısmını kapatıp öğrencilerin üniversiteye girmelerini engelledi. Genelkurmaybaşkanı hızını alamayıp sürecin bin yıl süreceğini söyledi, millete meydan okudu. Sıkıntısız bir gelecek hayal eden bazı Müslümanlar tehdidi fazla ciddiye alıp hayat tarzını değişti. Hali tenkit eden ne bir konuşma akdetti, ne de bir yazı kaleme aldı. Buna mukabil eski dostlarını radikal gördü, saf değiştirdi. Aile efradının tesettürünü cuntacıları rahatsız etmeyecek bir şekle sokup, İslamî olmaktan çıkardı. İstikbal korkusuna kapılan bazı aileler ise çocuklarının kaydını başka okullara aldı, imam hatiplerin öğrencisi azaldı. Süreçle birlikte pek çok okula el kondu. Bazıları da ilgisizlikten kapandı.

Ve mekeru ve mekerallah

Gün geldi, “Ve mekeru ve mekerallah….” ayeti yine tecelli etti, yani cuntacıların planı Allah’ın planı karşısında çöküverdi. Küfür yobazlarının çok muhkem görünen stratejik hamleleri ancak on küsur yıl dayanabildi. İmam Hatibe meydan okuyanlar yenilip geri çekilmek zorunda kaldı. Hak-batıl mücadelesinde masonlar, apoletliler ve medya kaybetti, seccadesinin üzerinde ellerini kaldırıp, “bu milletin evladını Hz. Muhammed’in yolundan ayırma Ya Rab!” diye yalvaran piri faniler kazandı. Şimdi Anadolu’nun en küçük ilçelerine de İmam Hatip Okulları açılmakta.

İmam Hatip Okullarını Bekleyen Tehlike

Ne var ki süreçle birlikte bazı Müslümanlar, “ruhsat” olarak benimsedikleri duruşları zamanla “azimet” gibi algıladı. Çarşaf ve pardesü gitti, tunik geldi. Başörtüsünü bağlama şekilleri değişti. Okulla, başörtüsü arasında tercihe zorlanan ve okulu tercih eden öğrencilerde bu değişim daha da belirgin oldu. “Zaruret” kavramı, hevalara göre tanımlandı, kızların başlarını açıp okumaları ya da çalışmaları yönünde fetva (!) verildi.

Bir zamanlar nisbi de olsa batılılaşmaya karşı direnen ilahiyatlar da bu süreçten etkilendi, yetiştirdiği öğrencilerle batıyla bütünleşme yarışı içerisine girdi. 28 Şubat’tan önce liberal batıcı, kapitalist batıcı, sosyalist batıcı vardı. 28 Şubat’tan sonra listeye Müslüman batıcılar da eklendi. İlahiyata pardesüeyle giren kız öğrenciler, etek-ceketle ya da etek-pantolonla mezun oldu. Öğrenciye ilim yerine mücerred bir öz güven verildi. Fıkıh bilmediği halde kendini Ebû Hanife, hadis bilmediği halde Buharî zanneden, aklına uyanı dinden sayan, uymayanı reddeden, selef referans gösterildiğinde “onlar da alim ben de” diyen bir nesil yetişti. İşte yeni imam hatiplerde bu usûlde yetişen hocalar da görev yapmakta hatta 28 Şubat sürecinin etkisinin azalmasıyla öğretmen olarak atanan bu ruhsatçı gençler kendileri gibi bir nesil yetiştirmeye başladı bile. Bu yüzden yeni İmam Hatip okullarını bekleyen en büyük tehlike ruhsatla okuyan ve zamanla onu azimet gibi gören bu öğretmenlerdir.

Kur’an kursları, medreseler, vakıflar 4+4+4 sistemiyle varlıklarının tehlikeye girdiği yönündeki serzenişi bırakıp, millet evladının fevc fevc imam hatiplere akın etmesini Allah Teala’nın bir lutfu olarak görmeli ve hizmetlerini onların daha iyi yetişmesi için yeniden yapılandırmalıdır. Medreselerde ki programın yurtlarda bu okulların zeki talebelerine uygulanması durumunda İslami ilimlerin öğretilmesiyle alakalı problem önemli ölçüde çözülecek, işte o zaman Hakkari’den Edirne’ye gerçek anlamda imam hatip çağı başlayacaktır.

Mevcut yapıdan müşteki olanlar, yeniden ilim ve fikir sarayları inşa etmenin gerekliliğine inanlar, eğer imam hatipler için bir şeyler yapmazsa ülkenin bu en zeki evlatları son on yılın gizli inkar harekatı olan dünyevileşmeden en ziyade etkilenen kadroların elinde heba olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir