Hüküm Dergisi 5. Sayı, Recep YILDIZ

HA TÜFEĞİ OLMAYAN ASKER, HA ÖFKESİ OLMAYAN FİKİR

İslamî tefekkürün bir tahliye, bir de inşa boyutu vardır. Tahliye, inşa kadar önemlidir. Tahliye olmadan inşaya başlamak senteze yol açar. Bunun için peygamberler muhatablarını tevhide, tahliye ile çağırırlar. Şirksiz ve şeksiz bir imanın şartı tahliyedir. Üstad da, Büyük Doğu’yu inşa ederken önce zihinleri, “bilim ve ideoloji zırhı” içinde korunan hurafelerden, yalan tarihten ve sahte kahramanlardan temizledi.

İdeoloji ve hurafe merkezleri her devirde “tahliye” harekatına sert karşılık verdi. Mekke müşriklerini de asıl rahatsız eden İslam’ın kuşatıcı tahliye operasyonu olan “lâ ilahe illellah/Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.” ifadesiydi. İslam, “ilah tahliyesi”ni yok sayma edatı olan cinsini nefyeden “lâ” ile terkib etti. “Lâ” Allah Azze ve Celle’den başka her şeyi hükümsüz ilan etti. Çünkü “lâ” da hem inkar, hem nefret hem ayrışma hem de öfke vardır. Allah Resulü muhataplarını mustakim olmaya, ideolojik saldırılara karşı fikir öfkesi taşımaya, yanlışı kesin bir dille reddetmeye davet etti.

Hesaplaşma

Üstad’ın öfke dili de kelime-i tevhidin birinci faslı olan ‘lâ ilahe’den doğdu. Vurgusu ise misafir olarak kabul ettiği insanlar tarafından evi işgal edilen bir mağdurun isyan dilidir. Bu vurgu şiirine de, nesrine de hakimdir.

Üstad, resmi tarihle ve yaşadığı zamanla hesaplaştı. İslam’ı yok sayıp Türkleri Orta Asya’da ki müşrik yapıya bağlamak isteyen seçkinler sınıfıyla hesaplaştı. Cumhuriyet aydınlarının “Kızıl Sultan” nitelemesine karşı “Abdulhamid: Ulu Hakan” kitabını yazarak şahıslarla, “Sosyalizm” kitabıyla ideolojilerle, “Son Devrin Mazlumları” kitabıyla rejimle hesaplaştı. Sakarya Türküsü ise, “bir hesaplaşma manifestosu”dur.

Üstad, saf aşk ve berrak vecdten yoksun İslamî ruh ve ideolocyayı şahsi keyif ve tefsirlere kurban eden, onu ölü kalıplarda donduran ham ve kaba softa tipiyle de hesaplaştı. İslam’ı çağa uyduran modernizme de, onu donduran softaya da karşıdır. Kuruyan tefekkür mecrasını yeniden O açtı. Bütün bunları yaparken öfkeden de istifade etti. Onda öfke, muhalif unsurları nefy, muvahhit güçleri ise dirilişe teşvik eden muharrik güçtür. Bu yüzden Ona göre insanla hayvan arasındaki esas farklardan birisi fikir öfkesidir: “İnsan başını sıçan kafasından ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Ha tüfeği olmayan asker, ha öfkesi olmayan fikir!”

Fikir, öfkeyle yoğrulduğunda kararlılık ifade eder. Muhkem olur. Ne tevil ne de nesh kabul eder. Muhatap, sentez yollarının bütünüyle kapandığını anlar.

Üstad’a göre “fikir öfkesi”, fikri, bilkuvve olmaktan, bilfiil hale getirir: “Kollarımız, kuvveti nasıl sinir cümlemizde bulursa, herhangi bir dünya görüşü de, sinir cümlesini fikir öfkesinde ele geçirir. Fikir öfkesi, düşünüş tarzlarının asabî cihazı, manivelâsı, icra müessiridir. Zihin onun sayesinde dinamizme kavuşur, yıldırımlaşır, kudrete erer, cansız bir ölçü kalıbı olmaktan kurtulur. Tek kelimeyle fikir öfkesi, kıymet hükümlerimizin hamle ve irade kaynağı… Onsuz fikir, duvarda veya sandıkta, evde veya dükkânda, kalabalıkta veya tenhada, ikide bir ötmekten başka hikmeti olmayan aptal bir guguklu saattir. Fakat öfkesiz fikir ne kadar acıklı bir manzaraysa, fikirsiz öfke de o nisbette merhamete lâyık bir levhadır. Ruhî teessürlerini herhangi bir görüş sistemine irca edemeden, rasgele bağıran-çağıran, kıran-döken, tepinen-dövünen bünyelere, haklı olarak hasta der, geçeriz.

Harikulâde muvazene, öfkesiz fikirle fikirsiz öfkenin arasında yerini bulan, müşterek bir akıl ve sinir nakliyetindedir.” (Hücum ve Polemik)

Muhalif Dil

Üstad, bir taraftan inşada bulundu diğer taraftan ise öfke ve hicivle muhalif bir dil geliştirdi. Bilim zırhı altında saklanan inkarı tarumar etti, mütekebbire haddini bildirdi. Bilimi hurafeleştiren, “bilim” adına atılan her adımı inkarın delili olarak sunan materyalistler aya ayak basmayı da bu bağlamda değerlendirmişlerdi. Hatta Rus astronot Gagarin, “Fezada Allah diye bir şey yok.” diye bir açıklama yapmıştı. Üstad da, “Feza Pilotu” şiirinde onun ideolojik körlüğünü derin bir öfke sağanağı altında tahlil ve redetti. Kâinatı kaplayan nâmütenahi delili göremeyen astronutu, “Başında çelik külah, sırtında plastik gocuk olan ve bir odun parçasına at diye binen çocuğa benzetti.” Büyük bir başarıya imza atmanın mağruriyeti içerisinde olan astronota, gittiği ayın fezadaki milyarlarca ışık, yol ve mesafeye kıyasla dünyaya bir karış mesafede olduğunu hatırlattı. Onu, kavanozun içinde iken kendini okyanusta zanneden balığa benzetti.

Her nevi bilimsel adımı, inkarın delili olarak gören ve büyük bir mağruriyet içerisinde Müslüman inancıyla alay eden astronota öyle bir soru sordu ki, ona ilahi takdire teslim olmaktan başka çaresi olmayan bir kul olduğunu riyazi bir kesinlikle hatırlattı:

Yirminci asrın ablak yüzlü pilotu!

Buldun mu ay yüzünde ölüme çare otu?                (Çile, 410).

Üstad, “tahliye eden” öfke dilinden dolayı defalarca yargısız infazlara muhatap oldu. Toplamda üç yıl sekiz ay hapis yattı. Karakol, mahkeme, hapishane gündeminden hiç düşmedi. Adaleti tesis ve tevzi etmeye memur heyetten herkes için olması gereken adaletin onun için de tahakkukunu istedi: “Eğer kanun bir tansiyon aleti gibi yalnız gördüğünü kaydeden, hatır ve gönül dinlemeyen, bir çöpçü ile hükümet reisini bir tutan ulvi terazi ise bu terazinin üzerinde sıfır noktasını geçecek bir sıkletimiz yok.”

Vasiyyet

Üstad, vasiyyetinde de öfke ve muhabbete dikkat çekti; her ikisinin de muhatablarını tayin etti: “Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını! Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız.”

Büyük Doğu’nun muhatap ve karşıtları üzerinde fevkalade müessir olmasının arkasında Üstad’ın söyleme tarzının ya da nasıl söylediğinin payı büyüktür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir