Hüküm Dergisi 86. Sayı, Makaleler, Selim SEYHAN

FETİH MUŞTUSU: NASR SÛRESİ

Bilindiği gibi Mü’minler, Mekke döneminde fakir ve güçsüzdü; müşriklerin kendilerine yaptıkları zulme karşılık verecek durumda da değillerdi. Hidâyet elçisi bu duruma çok üzülüyordu. Fakat Medine döneminde Allah Azze ve Celle’nin lütfuyla Mü’minler güçlenerek kendilerine haksızlık eden inkârcılara karşı kendilerini müdafaa edecek duruma geldiler ve sonrasında fetihler başladı. Ve Nihâyet Mekke’den hicret ederken Sevr mağarasında gizlendiğinde yanında sadece Hz. Ebû Bekir  olan Allah Rasûlü ﷺ binlerce Sahâbî ile birlikte Mekke’yi fethetmiş, şirkin karargâhını teslîm almıştı.  Böylece daha önce müşriklerin “sihirbaz, şâir, kâhin, mecnûn” gibi yakışıksız ithâmlarına, hakaretlerine mâruz kalan Peygamber-i Ekber ﷺ rahatlamış, bu fetihler sâyesinde ve özellikle Mekke’nin fethinden sonra Arap kabileleri savaşmaksızın İslâm’ın hâkimiyetini kabûl etmiş, akın akın İslâm’a girmişlerdi.

Bütün bunları muştulamak üzere: “اٍذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ /Allah’ın yardımı gelip fetih gerçekleştiğinde وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ في دينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاً / Ve insanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde; فَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَـوَّاباً / Rabbine hamdederek şanının yüceliğini dile getir ve O’ndan af dile; şüphesiz O, tevbeleri çok kabûl edendir.” âyetleri nâzil olmuştur.

Mekke’nin Kapıları Açılacak

Öncesindeki sûre gibi bu sûre de Allah Rasûlü’ne ﷺ ve O’nun şahsında bütün Mü’minlere bir hitâbtır: Ey Habîbim! Sen önceki sûrede ifâde edildiği üzere tevhîd ve ihlâs ile Allah’a ibâdet ve kulluk edip sırf onun dinine sarıldığın, mücâhede ederek fiilî duâlarınla kavlî duâlarını te’yîd edip ona yardım ettiğin zaman, Kerîm Kitâbı’ında “Elbette biz elçilerimize ve inananlara hem dünyâ hayâtında hem de şâhitlerin (şâhitliğe) duracakları günde yardım ederiz.”[1] diye yazan, “Eğer siz Allah(ın dinin)e yardım ederseniz, (Allah da)size yardım eder.”[2] diye vaad eden, “Elbette ben ve elçilerim gâlip geleceğiz.”[3] diye müjdeleyen; seni gönderen, senin tek ma’bûdun olan Allah Azze ve Celle’nin yardımı ile fetih gelecek, Mekke’nin kapıları açılacak, sana oranın havasını teneffüs etmeyi bile çok görenlerin huzurunda elpençe dîvan durduğunu, insanların Allah’ın dinine fevc fevc/dalga dalga girdiklerini göreceksin. İşte o zaman bütün bu nimetlerin gerçek sâhibini sakın unutma; Rabbini överek tesbit et!… Eski kırgınlıkları unutup yeni din kardeşlerini bağrına basarak bembeyaz bir sayfa aç, onlar için de kendin için de Rabbine istiğfar et. Hata ettiğinde hatasını anlayıp özür dileyenleri herkes sevdiği gibi O da çok sever.

Şânında “Böylece Allah, Senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar.”[4] buyrulan Peygamber-i Ekber’in ﷺ ismet sâhibi olmasına rağmen af dilemesinin emredilmesi ya ümmeti için af dilemesi veya ma’sûm olsa bile Allah’tan  af dilemek kullukta kemâlin bir gereği olduğu için olabilir. Allah Azze ve Celle karşısında alçak gönüllülük sergilemesi, her şeye rağmen ibâdetlerini mükemmel görmeyip O’ndan af ve özür dilemesi şeklinde yorumlanabilir.

Ey İbn Abbas! Sen Ne Düşünüyorsun?

Her ne kadar “Allah’ın yardımı”, müfessirlerimiz tarafından “dinin kemâle ermesi, son şeklini alması” şeklinde yorumlansa da asıl maksat Mekke putperestlerine veya bütün düşmanlarına karşı Allah Azze ve Celle’nin Hz. Peygamber’e ﷺ yardım etmesi ve O’nu zafere kavuşturmasıdır. “Fetih”ten maksat ise başta Râzî’nin “fetihlerin fethi” dediği Mekke’nin fethi olmak üzere Hz. Peygamber’e nasip olan bütün fetihlerdir. Mecâzî ma’nâda fetih “Hz. Peygamber’e verilen ilimler, dünyâ nimetleri, cennet” olarak da yorumlanmıştır.[5] Nitekim İbn-i Abbas’dan  şöyle rivâyet edilir: “Bir gün Hz. Ömer , Bedir Harbi’ne iştirâk etmiş yaşlı sahâbîlerle birlikte beni de istişâre meclisine dâhil etti. Sahâbîlerden biri buna içerledi ve Hz. Ömer’e: ‘Bu, neden bizimle berâber oluyor? Hâlbuki bizim onun yaşında çocuklarımız var.’ dedi. Hz. Ömer : ‘Bildiğiniz bir sebepten dolayı.’ diye cevap verdi. Derken bir gün beni çağırdı ve büyük sahâbîlerin meclisine aldı. O gün beni onlara ispat etmek istediğini hissediyordum. Sahâbîlere: ‘Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde… diye başlayan Nasr Sûresi hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye sordu. Bir kısmı: ‘Yardım görüp fetih gerçekleşince Allah’a hamd ve istiğfar etmekle emrolunmaktayız.’ dedi. Kimi de hiç yorum yapmadı. Hz. Ömer  bu sefer bana hitâben: ‘Ey İbn-i Abbâs! Sen de böyle mi düşünüyorsun?’ dedi. Ben: ‘Hayır!’ dedim. ‘Peki, ne diyorsun?’ diye sordu. Ben de: ‘Bu sûre, Allah Rasûlü’nün ecelinin geldiğini kendisine haber verdi. «Allah’ın yardımı ve fetih sana gelince -ki, bu senin ecelinin geldiğinin alâmetidir- Rabbini hamd ile tesbih et, bağışlanma dile! Çünkü o tevbeleri kabûl edendir.» buyruluyor.’ dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer : ‘Ben de bu sûreden senin söylediğinden başkasını anlamıyorum!’ dedi.”[6]

Bundan dolayı adını ilk âyetinde geçen nasr/yardım kelimesinden alan bu sûreye Peygamber-i Ekber’in ﷺ vefâtına işâret ettiği için Tevdî/vedâ sûresi de denilmiştir. Nitekim bu âyetler indikten sonra Hz. Peygamber’in ﷺ ancak seksen gün gibi kısa bir süre yaşadığı rivâyet edilmektedir.[7]

En Büyük Fetih Seni Bekliyor

Kardeşim! Bu sûre sana diyor ki sen de Peygamber-i Ekber ﷺ gibi tevhîd ve ihlâs ile Allah Azze ve Celle’ye ibâdet ve kulluk edip onun dinine sımsıkı sarıldığın, fiilî duâlarla yetinmeyip kavlî duâlarınla mücâhede ederek emre âmâde olduğunu gösterdiğin zaman, Kâinâtın Sâhibi sana da yardım edecek, görünmeyen ordularıyla seni te’yîd ederek Mekke’nin kapılarını Habîbi’ne açtığı gibi Washington’un, Londra’nın, Paris’in, Tel Aviv’in, Pekin’in, Moskova’nın kapılarını da sana açacak, en azılı Allah ve Rasûl düşmanlarının bile aman dilediklerini, kalem ve kelâmıyla seni ta’cîz edenlerin, sana hakaret edenlerin senden af dilediklerini, insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini, dünyâlıkların önüne serildiğini göreceksin. İşte o zaman sakın dünyâ seni aldatmasın, nimetler şımartmasın, hazlar ve hızlar savurmasın, Peygamber-i Ekber’in ﷺ izinde giderek sen de müstakîm bir hayat yaşa, bütün bu nimetleri sana ihsân eden Rabbini hamd ile tesbit et!… Daha önce sana “örümcek kafalı, mürteci, yobaz” gibi türlü hakaretler yapmaktan geri durmayan eski düşmanlarını/yeni din kardeşlerini bağrına bas; eski günleri unutup yeni bir sayfa aç, onlar için de kendin için de Rabbinden af dile. O zaman O’nun ğufrânının seni de onları da çepeçevre kuşattığını göreceksin. Böylece onlarla birlikte yeni fetihlere, yeni baharlara uyanacaksınız. Ölüm meleği seni selâmladığında da cennetin kapıları senin için ardına kadar açılacak, böylece en büyük fetih de gerçekleşecektir!


[1]-Mü’min, 40/51.

[2]-Muhammed, 47/7.

[3]-Mücâdele, 58/21.

[4]-Fetih, 48/2

[5]-Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, XXXII, 153-155; Şevkânî, Fethu’l-Kadir, V, 602-603.

[6]-Buhârî, Tefsîr 110/4, Menâkıb 25; Tirmizî, Tefsîr, 110/3362.

[7]-Bkz. Kurtubî, Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân, XX, 233.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir