Ahmet YAZICI, Hüküm Dergisi 3. Sayı, Söyleşiler

EYMEN ŞA’BANİ: ULUSLARARASI SİSTEM BEŞŞAR’IN, ÜMMET İSE SURİYELİ MÜSLÜMANLARIN YANINDA

Suriye’deki olaylar iki yıla yaklaştı. Dünya sessizliğiyle Beşşar Esad’a destek vermeye devam ediyor. Hür ordu ise bütün strateji uzmanlarını hayrete düşüren başarılara imza atmakta. Süreci ve müslümanların son durumunu Suriyeliler Derneği Başkanı Eymen Şa’banî ve Suriyeli gazeteci Ahmet Fadıl ile konuştuk.

Suriye Cihadı Rabbanidir

Hüküm: Suriye’deki cihad yakında ikinci yılını dolduracak. Rejime karşı direnen Özgür Suriye Ordusu gün geçtikçe güçleniyor, yeni başarılara imza atıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Eymen Şa’banî: Bilinmelidir ki bu cihad, oluşu ve devamlılığı itibariyle Rabbanî’dir. Cihadın Başkumandanı Allah Resulü, muhafızı ise Allah Azze ve Celle’dir. Aynı şekilde mücahidlerin İslam sancağı altında Esed’e ve yandaşlarına karşı savaşmalarını takdir eden de Allah Teala’dır. Şunu diyebilirim ki; Her iki taraf da Allah Tealâ’nın takdiri ile hareket etmekte, zalim ve çetesi dalalete, mücahidler de İslam İnkılabı’na doğru yol almaktadır.

Ahmed Fadıl: Rejim, Hafız Esed’in iktidarı gasp etmesinden sonra Bilâd-ı Şam’ın İslam vasfını yok edebilmek için bütün imkanlarını kullandı. Fakat Şam-ı Şerif ’ten İslam mührünü silemedi.

Rejimin ihanet ve zulüm dosyalarını ayrıca Beşşar Esed’in kibir ve cehaletini, bu inkılabın zafere ulaşmasının alameti olarak görüyorum. Zulüm ve cehalet, çok yakında Beşşar’ı helak edecektir.

Dera’lı Mücahid Çocuklar

Hüküm: İnkilab nasıl başladı?

Ahmed Fadıl: Der’a şehrindeki okullarda okuyan çocuklar Arap Baharı’nın doğuş yeri olan Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de olanları görünce etkilendiler. Çocukluk fıtratı gereği duydukları o sloganları söylemeye ve duvarlara yazmaya başladılar. Onlar, sırf bu yüzden tutuklanıp hapse atılacaklarını, işkence göreceklerini akıllarından bile geçirmemişlerdi. Ne var ki onlar dünyada hiçbir çocuğun muhatap olmadığı işkenceye maruz kaldılar. Bu durum millette büyük bir infiale sebep oldu.

Zülm İle Abad Olunmaz

Hüküm: Daha sonra nasıl bir mecrada gelişti?

Eymen Şa’banî: Der’a şehrinde meydana gelen olaylardan sonra halk, Beşşar’dan problemi çözecek bir açıklama bekledi. Beşşar Millet Meclisinde suç ortaklarının coşkulu alkışları altında bir konuşma yaptı. Ancak hiçbir şey olmamış, milletin çocukları Der’a’da katledilmemiş gibi güldü, kahkahalar attı. Rejim tarafından katledilen şehidlere saygı göstermedi. Milletimizle alay etti. Konuşması istihzai bir atmosferde başladı ve aynı şekilde bitti. Halkın reform beklentileri cevapsız kaldı.

Ben bu konuşmanın bu şekilde akdedilmesini, cihadın Allah Teala tarafından yönlendirildiğine bir işaret olarak görüyorum. Nitekim Beşşar, milletten özür dilese ve çocuklara işkence yapan sorumluları cezalandırsa idi belki de inkilab sadece Der’a ile sınırlı kalacaktı. Ancak Allah Azze ve Celle, bu ümmetin ve Şam-ı Şerif ’in hürriyetini murad etti. Bu toprakların yeniden İslam’ın minaresi olmasını istedi. Beşşar’da bunun önünde engeldi. Siyasi ihanetleriyle milletin ayağa kalkmasına bir anlamda zemin hazırladı.

Beşşar, Türkiye Hükümeti’nin dostane ıslahat telebini, ‘Biz insanlara demokrasiyi öğretiyoruz.’ diyerek reddetti. Meseleyi birkaç suni reformla halledebileceğini zannetti. Ama bir defa cihad ateşi tutuşmuştu. Artık bunu İslam İnkilabı’ndan başka hiçbir şey söndüremezdi.

Alimlerin Talebi

Hüküm: Suriyedeki alimlerin yüksek bir nüfuza sahip olduklarını biliyoruz. Olaylar başlayınca çözüm noktasında rejimle bir temasları oldu mu?

Ahmed Fadıl: Beşşar, olaylar başladığında alimlerle bir araya geldi. Onlardan kendisine nasihat etmelerini istedi. Alimler de ona gereken Der’a şehrindeki okullarda okuyan çocuklar Arap Baharı’nın doğuş yeri olan Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de olanları görünce etkilendiler. Çocukluk fıtratı gereği duydukları o sloganları söylemeye ve duvarlara yazmaya başladılar. Onlar, sırf bu yüzden tutuklanıp hapse atılacaklarını, işkence göreceklerini akıllarından bile geçirmemişlerdi. Ne var ki onlar dünyada hiçbir çocuğunun muhatap olmadığı işkenceye maruz kaldılar. Bu durum millette büyük bir infiale sebep oldu. u Ahmet Yazıcı ayazıcı@hukumdergisi.com www.hukumdergisi.com MART 2013 15 bütün öğütleri verdi. Eğer Beşşar, alimlerin nasihatlerinin çok az bir kısmıyla amel etseydi durum böyle olmazdı.

Beşşar, alimlerin ve ileri gelen şahsiyetlerin önünde verdiği hiçbir sözü tutmadı. Sadece konuştu, yapmayacaklarını vadetti. Ekranlara çıkıp planladığı reformların, Batılı ülkeleri bile şaşırtacağını iddia etti. Sonunda Millet Meclisi seçimi yapıldı ve Şerif Şehade ile Ahmed Şellaş gibi en vasıfsız insanlar başa geldi.

Hürriyet Düşmanları

Hüküm: Cihad iki yıldır devam ediyor. Yakında zaferle son bulacağına dair işaretler alabiliyormusunuz?

Eymen Şa’banî: Allah’ın izni ile rejimin siyaset sahnesinden çekilmesine çok az bir zaman kaldı. Çünkü Rejim içerde ve dışarda bütün dayanaklarını kaybetti. Sadece Suriye’de değil bütün Arap aleminde Şiî-Rafizî düşüncesi insanî ve ahlakî olarak çöktü. Sürekli takiyye yapan Rafiziler, Hizbullat (Hizbullah) ve İran, artık ümmet tarafından müthiş bir nefretle kınanıyor.

Cihad, Özgürlük, Sosyalizm ve Direniş kelimelerini dillerinden düşürmeyenler, varlıklarını bunlar üzerine bina edenler, iş ciddileşince cihadın da, hürriyetin de en büyük düşmanı ve İran’ın kardeşi oldu.

Sıkıntılar mahşerinde Cemali tecelliler zuhur etti. Oyuna ve eğlenceye dalan gençler, cihad başlayınca Bosna Savaşı’nda olduğu gibi bütün varlıklarıyla İslam’a yöneldi, herbiri birer şehadet aşığı oldu.

Uluslarası Sistemin İfası

Eymen Şa’banî: Suriye halkı nazarında “Uluslararası sistem” çökmüştür. Çocuklar bile “BM özel temsilcisi”, “Siyasi gözlemci” gibi nitelemelerle alay ediyor, bu noktada yapılan bütün girişimlerin gerçekte rejimin ömrünü uzatmaya yönelik olduğunu düşünüyor. Arap televizyonlarına yansıyan bir çocuğun şu sorusu bunun en açık kanıtıdır: “Güvenlik Konseyi, Suriye’deki soykırımı durdurmak için izin bekliyor, peki Mali’deki müslümanları katletmek için neden böyle bir izne ihtiyaç duymuyor?!’ Ben bunu çifte standarda dikkat çekmek için söylüyorum. Yoksa uluslararası bir müdahaleye karşıyım. Bizim tek talebimiz var, o da ağır hasta gibi ancak koltuk deynekleriyle yürüyebilen bu rejime Batı, İran ve Rusya payanda olmaktan vazgeçsin. Bunu yapmaları durumunda rejim çökecek, milletimiz büyük zaferini ilan edecektir.

Sufi-Selefi Dayanışması

Cihad ümmeti birbirine yaklaştırdı. Sufî, Selefî, İhvan ve Tebliğ cemaati medyada yer alan haberlerin aksine tek bir cephede toplandı. Hepsinin hedefi, “Bu zalim ve zorba rejimi yıkmak ve İslam Devleti’ni kurmaktır.”

Rejim, ümmet dayanışmasını parçalayabilmek için yoğun bir gayret içerisinde. Mesela bir grup ajan, Halep şehrinde bulunan bir evliya makamını yakıp, suçu Nusra cephesine attı. Nusra cephesi de gecikmeden hadiseyi şu cümlelerle kınadı: ‘Sufi kardeşlerimizle bu hususta zıt fikirlere sahip olsak da sorunların bu şekilde çözülmesine kesinlikle karşıyız.’

Türkiye Suriyeli Müslümanların Yanında

Suriye cihadı dünya müslümanlarının yakınlaşmasına zemin hazırladı. Bu noktada gözlerimle gördüğüm bir olayı size anlatmak istiyorum: “Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde, Suriye’deki olayları Türk insanına anlatmak için bir konuşma yapıyordum. Bu esnada salonda bulunan bir kişi elbiselerini tek tek çıkartmaya başladı. Öyleki üzerinde sadece zaruri giysileri kaldı. Saati, yüzüğü, cep telefonu ve cebinde bulunan parayı yardım sandığına attı. İç giyisileriyle salonu terkederken de şöyle dedi: ‘Bunlar sahip olduğum herşey. Evime bu şekilde gideceğim. Suriye’deki kardeşlerimin hissettiği gibi bende soğuğu hissedeceğim.” Yine aynı ilin Çerkezköy ilçesinde insanlar yardımlarını takdim ettikten sonra bir zat yanımıza geldi ve bir Türk kardeşime şöyle dedi: “Acaba bizi köye götürecek birini ayarlayabilir misiniz? Zira yanımdaki her şeyi Suriye’deki kardeşlerim için verdim. Üzerimde yol ücreti kalmadı.’’ Diğer İslam ülkelerinde de benzer manzaralar söz konusu. Uluslararası sistem Beşşar’ın, ümmet ise Suriyeli müslümanların yanında.

Bu cihad, tarih ve siyer kitaplarında hayatlarını okuduğumuz Ammar b. Yasir, Bilal-i Habeşi, Suheyb er-Rumi gibi erleri, fedakar Sümeyye, sabırlı Hansa, hastalara yardım eden Refide, cesur Ümmü İmara ve cömert Hatice (radiyallahu anhunne) gibi büyük ruhlu insanların tekrar yetişmesine zemin hazırladı.

Bu cihad, iyi ile kötüyü, Hak ile batılı ayırdı. Allah’ın izniyle biz kazanacağız. Bilad-ı Şam, İslam devletini ilan etmeye hazırlanıyor. Öyle bir İslam devleti ki; Osmanlı onunla geri gelecek.

Son olarak bu söyleşiyle bize, davamızdan bahsetme ve sıkıntılarımızı duyurma imkanı veren Hüküm Dergisi’ne teşekkürlerimizi arz ederiz.

Hüküm: Biz teşekkür eder, Cenab-ı Hak’tan muvafakiyetler dileriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir