Hüküm Dergisi 1. Sayı, Mahmut Sami GÜLCÜ, Makaleler

BÜYÜK DAVANIN KÜÇÜK YİĞİTLERİ

Kâbe’de yan yanayız. Mushaf-ı Şerif okurken “biz” diye geçen zamirlerde beraberiz. Aynı dua cümlelerine “âmin” diyoruz. Aynı cennette olacağımızı hayal ederken onlar dünya cehenneminde biz ise dünya cennetindeyiz. Duymuyoruz, görmüyoruz, görmek istemiyoruz.

Acılarımız var. Ümmet coğrafyasından ağıtlar yükseliyor. Randevulerinizden, hamasi nutuklarınızdan vakit bulup ta Âlemi İslam’a kulak verirseniz Arakan’da Budist zulmü altında diri diri yakılırken “Bizden başka Müslüman yok mu?’ diye feryad eden müslümanı duyacaksınız. Suriye’de Esed’in uçaklarının bombaladığı camisini yaşlı gözlerle seyrederken “Kurtarın bizi ey Müslümanlar!” diyen arşı titreten mazlumların yardım çığlıklarını dinleyeceksiniz. Gazze’de çocuklarını direnişe kurban veren ve “Eğer bu şehadetler ümmetin birliğine vesile olacaksa varlığımız bu ittihada armağan olsun.” diyen annenin İslam âlemini tek vücut olmaya davetini işiteceksiniz.

Her gün yeni katliamlar ve sonrasında yeni ağıtlar. İslam coğrafyası matem yurdu haline geldi. Artık, ajanslardan “yüzlerce ölü var” diye geçilen haberler ilgi görmüyor. Afganistan’da, Arakan’da, Şam’da ya da sair İslam beldelerinde ağlayan kadınlar, yaşlılar, çocuklar… Evet onlar bizden bizde onlardan, fakat acılarını ”ötekiler”olarak yaşıyorlar.

Matem yurdunun küçüklerini düşünün. İki yaşında ağaç yapraklarıyla beslenen Arakanlı Nurbahar’ı, ya da abisinin parçalanmış bedenini kolundaki bileklikten tanıyan yedi yaşındaki Suriye’li Bedir’i. Bir de, Birleşmiş Milletler Çocuk Beyannamesi’nin haklarını güvence altına aldığı Paris’in Londra’nın ya da diğer batı başkentlerinin çocuklarını düşünün. Siz ey Müslümanlar! Hz Muhammed’in çocuk beyannamesini ilan edene kadar ümmetin çocukları matem tutmaya devam edecek.

Vahşi ideolojiler onlara yaşama hakkı tanımasa da, küçücük bedenlerinde cesaret hisarları inşa eden “ümmetin çocukları”, Uhud ordusuna katılabilmek için Hz Peygamber(sav)’e kendilerini arzeden ve güreş tutuşan Semure bin Cündeb ve Rafi’ bin Hadic’in(radiyellahuanhuma) halefleri onlar. Dünya çocukları yeni oyuncaklarla sevinirken onlar günaşırı bulabildikleri ekmekle mutlu olacaklar. Akranları okulda başarılı olmak için yarışırken onlar ellerindeki taşlarla ülkesini yıkmaya gelen tanklara karşı koymanın telaşında olacaklar. Ve kimisi dünyanın gözü önünde Abdullah b. Cahş(ra) gibi parçalanan bir beden bırakıp kimisi de babasından öğrendiği şehadet türküsünü haykırarak semaya yükselecek.

Çocuklar neden katledilir? Sadece küçük bir taş atacak kadar gücü olan çocuklardan ne isterler ki? Kurdukları sömürü sistemini ileride başlarına geçirecek çocuklarla aynı dünyada yaşamak istemediklerinden ve küçücük Muhammed’leri geleceğin en büyük tehdidi olarak gördüklerinden belki.

Firavunu saran korku onları da kuşatmış ve her doğan çocuğu Musa zannediyorlar. İşte bu yüzden Humus’lu Fatıma’nın dünyaya yeni gelmiş yavrusu ve belki yeni Musa’lar doğurur diye annesi Fatıma yaşasın istemediler.

Ümmetin çocukları küçük bedenleri ve dağ gibi yürekleriyle okumasını bilenlere sürekli aynı mesajı verirler. Küfür cehennem gibi ordularla üzerlerine gelse de onlar babalarından kendilerine kalan İslam Davası’nın sonsuza kadar savunucuları olacaklar. Ümmetin çiğnenen namusunu müdafaa etmekten aciz saray beylerine de zulme karşı direnmenin dolar banknotlarıyla değil göğüs kafesinde ki imanla olacağını anlatırlar. Çünkü onlar, dünya çocukları gibi gece yatağa yattıklarında annelerinin okuduğu masallarla değil Selahaddin-i Eyyübilerin İzzeddin el Kassamların destanlarıyla büyürler. Ümmetin küçük mazlumlarına ve onları şehadet ninnileriyle büyüten annelerine selam olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir