Hüküm Dergisi 86. Sayı, Makaleler, Mustafa Özcan

BİYOLOJİK SAVAŞ MI, YOKSA BİYOLOJİK AFET Mİ? İLAHİ CEZA MI, BEŞERİ CEZA MI?

Son sıralarda felaketler zinciri, bölgeyi ve dünyayı devran ediyor, kasıp kavuruyor. Bölgede garip ışık kümeleri ve hüzmelerine rastlanıyor. Suriye, Lübnan ile Irak’ta olağanüstü ve garip tabiat olayları zuhur ediyor. Lübnan- Suriye sınırında rastlanan ve garip ışıklar saçan bir meteor insanları ürkütmüştür. Irak’ta kızıl ve başka bölgelerde ise mavi ışık ve şuaların görülmesi de insanlarda şaşkınlık ve korkuya neden olmuştur.

Silivri’den Sivrice’ye uzanan depremler kuşağı ve zamanı da yeni bir dönemin habercisi mi? Merkez üssü Sivrice olan deprem bütün bölgede hissedilmiştir. Merkezden çevreye yayılmış ve Filistin, Lübnan, Suriye ile Irak’ta da hissedilmiştir. Bu olağanüstü olaylar acaba yeni bir dönemin habercisi mi? Ahir zamanla ilgili küçük alametlerden büyük alametlere mi geçiliyor?

Küresel anlamda ise Avustralya yangınları, insanları şaşırtmaya devam ediyor.  Aylarca süren yangınlar, yarım milyar hayvanın telef olması ile sonuçlanmıştır. Kıyamet alametleri arasında sayılan Yemen/Aden’den ateş çıkması ancak bu kadar cesamette olabilir.  Bunun tarihte bir benzeri yoktur. Çıkış nedeni ve devamıyla ilgili farklı görüşler vardır.

Çin’de ise küresel karantinaya neden olan bir veba veya taun yaşanmıştır. Bu taun veya virüsün adı Korona virüsüdür. Küresel anlamda teyakkuz haline neden olan Korona virüsünün çıkış nedeni nedir? Çin’e karşı Batılı ülkeler ve ABD biyolojik bir savaş mı yürütüyor?

Elbette bu işlerin arkasında ABD’nin olduğunu düşünen hatırı sayılır bir kitle var.  Genellikle bu komploya inananlar Avustralya ile Çin’in beşeri bir bela veya cezalandırma ile karşı karşıya olduğunu düşünüyorlar. Bununla birlikte meseleyi biyolojik bir savaş değil de felaket veya afet olarak görenler ise bu ülkelerin beşeri değil ilahi bir cezalandırma ile karşı karşıya kaldığına inanıyor.

Hz. Peygamber’in Haber Verdiği Mucize!

Aylardır süren misli görülmemiş yangın felaketinin pençesinde kıvranan Avustralya bu duruma nasıl düştü? Bunun farklı ve bazen de iç içe birkaç izah tarzı var. Bunlardan birisi bu ülkede yaşanan ısınmadır ve bu nedenle de bitmeyen yangın fenomeni ile karşı karşıya kalmıştır. Hararetin artması yangınları tetiklemiştir.

Bir diğer izah tarzı ise bizde kara çaylak olarak bilinen kuşun, yangınları -kasıtlı olarak- körüklemesidir. Kara çaylak kuşunun oburluk sonucu avlarına kolay ulaşmak için bu yöntemi kullandığı ve yanan ağaçların dallarını yangından uzak bölgelere de savurarak/taşıyarak yangınların yayılmasına, büyümesine neden olduğu ifade edilmektedir.  Atmaca familyasından olan kara çaylağın farklı türlerinin de yine yangını kızıştırdığı ifade edilmektedir. Gri atmaca veya ateş atmacası olarak da bilinen türlerin yangınları körüklemede etkili oldukları 40 bin yıldır Avusturalya yerlileri tarafından da bilinmektedir. Bu yangının da yaralarını ancak 40 yılda sarabileceği tahminler arasında yer almaktadır. 

Kundakçı kuşlar!

Avustralya yerlileri tarafından kundakçı kuşlar olarak da anılan kara çaylak kuşu hakkında yapılan bilimsel araştırmalarda avına kolay ulaşmak için bu kuşların kasıtlı bir biçimde kundakçılık yaptıkları ve çıkan yangınları yaydıkları belirtilmektedir. 2017 yılında yapılan bilimsel bir araştırmada daha önce yangın çıkarma özellikleri bilinen kara çaylak kuşlarının bunu avlarına ulaşmak için kasıtlı olarak yaptıkları sonucuna ulaşılmıştır.  Ağızlarına aldıkları yanan dalları sağa sola fırlatarak yangının çapını genişletmekte ve Avustralya’da olduğu gibi kontrol dışına çıkarmaktadırlar.

Ateş atmacası olarak da bilinen kara çaylak kuşu, hadislerde “fevasik” zümresinden sayılmaktadır. Zarar verici özelliklerinden dolayı “fasık” sıfatıyla anılmıştır. “Kâfir” denmemiştir; zira cin ve insanın dışında kâfir olan bir varlık yoktur. Lâkin zararlı varlıklar vardır ve bunlara hadis diliyle “fasıklar” denilmektedir. Hadis-i şerifte kara çaylak ve benzerleri özellikle harem bölgesinde öldürülmesi emredilen hayvanlar arasında sayılmaktadır. Bu nedenle de Avustralya’yı yangın yerine çeviren kuşla ilgili Hz. Peygamber’in ﷺuyarıları, İslâmiyet’i tasdik eden mucizeler arasında yer almaktadır. Avustralya yangınından sonra konu bir kez daha güncele taşınmış, gündeme gelmiş ve bu uyarının bir mucize olduğu vurgulanmıştır. Fare, akrep kara çaylak (hidee ve hida), karga ve kuduz köpeğin harem dairesinde bile olsa öldürülmesi emredilmiştir. Bunların öldürülme nedenleri “fevasık” olmalarına bağlamıştır. Fısk ile nitelendirilmeleri Mübarekfuri’nin (Tuhfetü’l Ahvezi) izahıyla insan soyuna ve çevreye verdikleri zarardan ötürüdür. Nitekim Ortaçağ’da yaşanan vebaların en büyük nedenlerinden birisi yine fasık hayvan türleri arasında sayılan faredir.  Fare mikrop ve virüs taşıyan bir hayvandır.

Avustralya’dan Çin’e; Kara Çaylaktan Yarasaya!

Çinliler vahye istinat etmeyen bir kültüre sahip olduklarından dolaylı bulduklarını tüketen bir toplumdur. Şer’i anlamda hüsn ile kubh ayrımından uzaktırlar. Bu da hüsn ve kubh ayrımının zati değil ilahi olduğunu göstermektedir. Ya da hüsn ile kubhu tanımada ilahi rehberliğe muhtacız. Batı toplumları İslâm’ın yasakladığı domuzu tüketirken Çin ise fare, timsah da dahil ne bulursa yemekte ve her türlü hayvanı tüketmekte bir beis görmemektedir.   Tüketim de sınır yani haram helal tanımayan bir toplumu temsil etmektedir. Avustralya’nın savunmasız masum develeri öldürdüğü ve bundan dolayı da bu cezaya çarptırıldığı yorumları yapılırken elbette Çin’in de Doğu Türkistan konusunda sabıkalı olduğu ve 3 milyon Doğu Türkistan Müslümanını toplama kamplarında tuttuğu bilinmektedir. Korana virüsünün buna karşı bir ilahi ceza olduğu yorumları yapılmaktadır. Bu cezalandırma işleminin de Çinlilerin alışkanlıkları arasında olan yarasa çorbası tüketimi yoluyla gerçekleştiği beyan edilmektedir.  Nitekim İngiliz The Sun gazetesine göre Çinlilerin bolca tükettikleri yarasa çorbası bu virüsün kaynağıdır.

Çin mutfağının vazgeçilmezleri arasında yarasa çorbası ve eti tüketimi de vardır. Endonezya’da yer alan mağaralarda yaşayan yarasalar ve ifrazatları Çin’e tüketim maddesi olarak ihraç edilmekte, Çinliler de bu ithal yarasaları bilhassa lokantalarda tüketmektedirler. Çinlilerin bu tarz acayip zevkleri bulunmaktadır. Çinlilerin herhangi bir din ve şeriata bağlı olmamaları ve tali olarak da yeme içme kılavuzuna sahip bulunmamaları nedeniyle her türlü hayvanı tüketebilmekte, bu da garip ve korkunç hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Yeme-içme kültüründe gelişigüzel davranan Çinliler, son sıralarda Doğu Türkistan Müslümanlarına karşı tarihte eşine benzerine rastlanmayan sistematik bir mezalim ve sindirme kampanyası uygulamaktadırlar. 3 milyon kadar Doğu Türkistan Müslümanı toplama kamplarına doldurulmuştur. Kızıl Çin rejimi, İslâmiyet’i akıl sağlığıyla bağdaşmayan bir din olarak takdim etmektedir. Kızıl propaganda üzerinden hem İslâmiyet hem de Müslümanları karalamakta ve hayatlarından bezdirmekte ve hayatlarını zehir etmektedir. 

Bunun sonucunda dünya, korona adıyla bilinen Çin kaynaklı yeni bir virüs ile tanışmıştır. Daha önce de gezegenimizde yine Ebola veya Sars adıyla anılan virüsler, benzeri biyolojik afet ve felaketler yaşanmıştır.  

Son sıralarda da mutasyona uğrayan keneler de insanlar için zararlı olmaya başlamışlardı. Tabiatın hor kullanılması ve tüketim de sınır tanınmaması biyolojik afetlere davetiye çıkarmaktadır.  

1-Bir cemiyette fuhuş ortaya çıkar ve alenen yapılır hale gelince o cemiyette o zamana kadar görülmeyen hastalıklar zuhûr eder.

2-Ölçü ve tartıda eksiltmeye başladıkları vakit kıtlık ve geçim sıkıntısı baş gösterir ve başlarına zalim yöneticiler geçer.

3-Malların zekâtlarını vermedikleri vakit gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar olmasa hiç yağmur yüzü görmezler.

4- Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne verdikleri sözü bozduklarında dışarıdan düşman musallat olur da ellerindeki nimetlerin bir kısmını alır.

5-Devlet adamları da Allah’ın kitabıyla hükmetmedikleri vakit kendi aralarında savaşırlar.[1]

Bu hadisin sonuçları mücerreptir ve nitekim insanların cinsel hayatlarına özen göstermemeleri ve fıtrattan sapmaları sonucu AIDS gibi bilinmeyen hastalıklar türemiştir. Bu da yine hadislerin diliyle İslâm’ın başka bir mucizesidir. Bugün korona virüsü gibi yaygın afetler de yeme-içme kültüründeki titizliğin kaybedilmesinin bir sonucudur.

Tabiat bozulduğunda, fıtrattan sapıldığında ve kurallar çiğnendiğinde hayvanlar bir silah haline gelebiliyor.

Bunların illa da  Amerikan laboratuvarlarında biyolojik silah olarak üretilmesi gerekmiyor. Tabiatın hor kullanılması ve fıtrattan sapılması kâfidir. 

Avustralyalıların kara çaylak ve Çinlilerin yarasa ile imtihan olması gibi Ye’cüc ve Me’cüc kavmi de “negef” olarak ifade edilen deve sineğiyle imtihan olacaklar. Geçmişte Firavun kavmi de biyolojik afetlere maruz kalmışlardı.

Hz. Musa’ya  verilen dokuz ayet veya mucizenin bir kısmı da yine biyolojik afetler cümlesindendir. Bu ayet ve mucizeleri hatırlayalım: “Tufan, çekirge, haşere, kurbağa, kan,[2] asanın yılana dönüşmesi, elinin beyazlaması,[3] asanın sihirbazların yaptıklarını yutması[4] ve denizin yarılması[5]” dır.

Hz. İsa da  Ye’cüc ve Me’cüc kavminin azgınlığı karşısında Allah’a yakaracak ve bunun üzerine bu iki zümrenin başına biyolojik bela, musibet olan negef haşeratı yağacak, musallat olacaktır ve Ye’cüc ile Me’cüc kavmi bu ilahi biyolojik silahla yok edilecektir.  İnsanın burnundan giren negef haşeratı insanı derhal öldürmektedir.

Avustralya ve Çin’de yaşananlar sadece küçük bir misali ya da istikbalde zuhûr edecek daha büyük bir olayın bir peşrevidir. Gelecekte olan daha büyüktür. Nemrud’u bir sinekle yere vuran, öldüren Allah Teâlâ, azgın Ye’cüc ile Me’cüc kavmini de negef haşeratıyla ortadan kaldıracak, yerle bir edecektir. Hz. Musa’nın  duasından sonra Hz. İsa’nın  duası da azgın kavimlerin helak olmasına vesile olacaktır.

Fetih Sûresi’nin yedinci ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Hem göklerin ve yerin orduları, Allah’ındır! Çünkü Allah, Azîz (kudreti daima üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.”

La ya’lemu cunude rabbike illa hu


[1]-İbn-i Mace, Hadis No: 4019.

[2]-A’râf, 7/133.

[3]-Neml, 27/12; Şuarâ, 26/32-38.

[4]-Şuarâ, 26/32-46.

[5]-Şuarâ, 26/60-66.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir