Erdal ERKAN, Hüküm Dergisi 5. Sayı

BİR DAVA ATLASI VE DÜŞÜNCE SİSTEMİ OLARAK BÜYÜK DOĞU

Üstad Necip Fazıl, “Ve’budullah/Allah Azze ve Cellle’ye ibadet edin.” buyruğuna muhatab olan müminleri, arayış halinde “Seyri ilallah/Allah’a doğru yürüyüş”e davet etti:

Seni aramam için beni uzağa attın!

Âlemi benim, beni kendin için yarattın!                 (Çile, 42).

Üstad bu arayışta aklı, insanı tevhide kavuşturan bir köprü olarak görür. Ne “dogmada” olduğu gibi aklın önemini inkar eder ne de felsefede olduğu gibi ona mutlak anlamda itaat eder. İslam’ın yol verdiği ölçüde akla, “Bu iş ne seninle ne de sensiz olur.” der.

Üstad, arayışı perdeleyen, zaman zaman da kulu bütünüyle arayıştan alıkoyan dünya zevklerini eşyayı değerlendirmede en sahici kıymet ölçüsü olan ölümü anarak aşar:

Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir!

Mezarda geçer akçe ne ise onu biriktir                    (Çile, 139).

Batı’nın Kıymet Ölçüsü

Batı ile İslam arasında ilim, fikir ve sanatta ittisali imkansız bir kopukluk vardır. Batı, batı; İslam’da İslam’dır. Nitekim kitle imha silahlarını icad etmek Batı nazarında bilim; İslam’da ise tesebbüben katliamdır. Hadisenin bu boyutuna dikkat çeken Üstad, sığ bir nazarla, “Batı’nın ilmini ve fennini alalım; kültüründen uzak duralım.” diyenlere karşı çıkar, Ulu hocalar gibi bilgiyi, “memduh/övülen” ve “mezmum/yerilen” olmak üzere ikiye ayırır. Batı’nın maslahat ve menfaati için kullandığı bilginin ancak “öz-posa” ayırımına tabi tutulduktan sonra meşru olabileceğini söyler.

Üstad, Tanzimat’tan sonra hayranlıkla izlenen Batı’yı, muzdar konumunda olan birinin ancak ölmeyecek kadar yiyebileceği domuz eti hükmünde görür. Ona göre Batı’dan ya zaruret durumunda ya da en doğruyu en yanlışla kıyas etme noktasında istifade edilebilir. Ruhsatı doğuran nedenler ortadan kalkınca da tekrar azimete dönülür.

Üstad, Batı’da ilim ve kültür faaliyetleri için bulunanları, zeki ve kurnazlığı ile temayüz eden Prometheous’un gökten ateşi çalıp aydınlanmaları için insanlara vermesine benzetir. Ona göre, ilim için Batı’ya gidenler Prometheous’un zeka ve aceleciliğini dikkate alan “ulvi bilgi casusları” gibi olmalıdır.

Medeniyet Savaşçıları

Büyük Doğu, şiir, tiyatro, sosyoloji, felsefe, tasavvuf, ilmihal, … gibi hayatın hemen her şubesinde hem fikir, hem de hareket olarak vardır.

Üstad, Allah demenin yasak olduğu bir devirde İslam Medeniyeti’ne sözcülük yapan, Başyücelik Tasavvuruyla da İslam Nizamı’nın müesses yapısını güncelleyen fikir ve hareket adamıdır. “Davayı temellendirici baş eseri” olarak gördüğü İdeolocya Örgüsü başta olmak üzere diğer bütün kitap ve yazıları, Ehl-i Sünnet akidesine bağlı aksiyoner medeniyet savaşçılarının yetişmesi, onların eşya ve hadiseleri İslamî nazarla görmeleri için kaleme alınmıştır.

Üstad’ın Büyük Doğu davasına varis olarak gördüğü, Medeniyet savaşçılarının hareket alanı ise Anadolu merkezli bütün bir yeryüzüdür: “Her türlü mekan ve mıntıka hasisliğinden mücerred ve münezzeh hakikat, mutlaka her yeri kaplayacaktır.” (İdeolocya Örgüsü, 13).

Büyük Doğu’nun Etkisi

Felsefe ve akıl zaman zaman küstahlaşarak İslam’ı susturma iddiasında bulunmuştur. Fakat her defasında ulema, aklın silahlarını kullanarak onu tabii sınırları içerisinde kalmaya mecbur etmiştir. Üstad da, yirminci asrın şımarık aklını kendi silahlarıyla mağlup edip ona ağır darbeler indirmiştir.

Cumhuriyet’le birlikte İslam’ın ilim, fikir ve sanat vadileri bütünüyle kapatıldığında Üstad fikir ve sanat vadilerini, ilmi vadinin de koordinatlarını hatırlatacak şekilde yeniden açtı. Fikrî kıymet ölçülerine İslamîlik ayarı yaptı.

Direk ya da dolaylı olarak İslam’ın yetersizliğinden bahisle yeni arayışlar içerisine girenlere, yanlış yerlerdeki tecessüslerinin onları hakikatten ebediyyen mahrum bırakacağını söyledi.

Üstad, teşkilatı olmadığı halde bir teşkilat çatısı altında hizmet eden cemaatlerden daha etkiliydi. Farklı meşreplere aidiyeti olan bütün mukaddesatçı gençliği kucakladı. O ümmetin -nevi şahsına münhasır- mütefekkir-mürşidiydi.

Büyük Doğu, Müslüman Türk’ün olduğu kadar Müslüman Kürd’ün de davasıydı. Üstad, bir ırkın üstünlüğüne dayalı her söylemin merdud olduğunu, “Ne Mutlu Müslümanım Diyene” cümlesiyle ifade etti. Bu cümleyi de Büyük Doğu davasının hulasası olarak kıymetlendirdi (Sahte Kahramanlar, 147).

Ümmetle buluştuğu noktayı ifade sadedinde ise şunları söyledi: “Ülkücüsü, Akıncısı, Mücadelecisi, Nurcusu, Süleymancısı, MTTB’lisi, filanı, falanı diye hiçbir tefrike yer vermeksizin bildireyim ki, Allah ve Sevgilisi’ne hüvesi hüvesine bağlı her genç hangi çevredense o çevrenin yanlış ve doğrularını gösterici nurdan alnında bir pertev taşıyor demektir ve başımın tacıdır.” (Rapor 5-6, 84).

Üstad, bütün davası birkaç ekmek daha fazla kazanmak olan Müslümanlar güruhuna karşı “Kim var diye seslenildiğinde sağına ve soluna bakmadan fert fert ben varım cevabını veren” ve davası için “Anadanyardan geçen” bir nesil yetiştirdi.

Büyük Doğu, çağdaş ideolojilerin genişleme alanını daralttığı gibi İslam içerisinde tasarlanan modernizm mezhebinin de zaaflarını tesbit edip, onları sorguladı ve marjinalleştirdi.

Büyük Doğu’dan “Diriliş” gibi bir büyük düşünce sistemi çıkabildi fakat o aynı etkiyi İslamî ilimler alanında gösteremedi. “Düşünemediğimizi düşünmedikçe, düşünebilmekten uzak yaşayacağız.” hükmü gerçek oldu ve Büyük Doğu asıl olması gereken alanın dışında sanat ve fikir sahasında varlığını sürdürdü.

Büyük Doğu’nun muhit bir nazarla kuşatılamaması ve ona varis olduğunu zannedenlerin gerçekte başka şeyleri ”temellük” etmesi, onun fikri manada güncellenmesine de engel oldu.

Devleti’nin bir eyaletinin sınırlarına tekabül eden küçücük bir coğrafyaya hapsedilen bir millete, coğrafi sınırlarının İspanya’dan Hindistan’a, ilmî ve fikri hududunun ise ezelden ebede kadar uzandığını söyleyen Büyük Doğu, neyin, nerede, niçin ve nasıl olması gerektiğini gösteren hem devasa bir dava atlası hem de bir düşünce ve hareket sistemidir.

Bir önceki sayıda Amerikan-İngiliz çevrelerin artık kırıntı fikir imaline mahkum olduğunu söylemiştik. Bu durum, Amerikan-İngiliz çağının kapanmaya yüz tuttuğu anlamına gelir. Eşya boşluk kabul etmez. Dünya yeni bir devre hazırlanıyor. İslam’ın saf haliyle eşya ve hadiseye hakim olması demek olan Büyük Doğu’nun hayata tatbik vakti gelmiştir. Hz. Musa’yı Fravun’a yalnız başına göndermenin – haşa- stratejik bir hata ya da hayalperestlik olmadığını kabul eden “aydınlar heyeti” zahmet buyurup fildişi kulelerinden iner -ellerini değil- bedenlerini de taşın altına koyarsa Büyük Doğu Çağı’nın şafak evresinde olduğunu göreceklerdir. Muvaffakiyet Allah Azze ve Celle’dendir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir