Hüküm Dergisi 2. Sayı, Murat TÜRKER

BÂTILA ALET EDİLEN HAK BİR DAVA: VAHDET MESELESİ

“Yakınlaşma propagandasından maksat, sanki her iki mezhebin birbirine yakınlaşması değil, ehl-i Sünnet’in Şia mezhebine yakınlaştırılmasıdır!” Mustafa es-Sıbâî

Kendilerine Allah’ın emir ve yasaklarını bildiren elçiler gelmeden önce şirk ve tuğyan üzerine yaşayan hiçbir kavmin ‘tefrika’ ve ‘ayrılık’ gibi bir gündemi yoktu. Ne zaman ki, o kutlu insanlar, ümmetlerinin karşısına çıkıp Hak Din’i tebliğe başladılar; bu çağrıya muhatap olan insanlar arasında gitgide derinleşen bir ihtilaf vuku bulmaya başladı.

Bu öyle bir davetti ki; Hak ile bâtılın arasını iyiden iyiye ayırıyor; şirk ve isyana demir atmış hayatlara, ötelerdeki çetin azabı nazara vererek müdahalede bulunuyordu. Devrin seçkinlerinin zulme yaslanan kurulu düzenlerini bozan, günahın binbir türlüsüyle sarmaş dolaş olmuş yaşantıları derinden sarsan bu çağrı işitildiğinde, bâtıl üzerine tesis olunmuş birlikler bozuldu; toplumun merkezine kesif bir ayrışmanın gölgesi çöktü. Baba ile oğul ayrı saflara düştü; aileler parçalandı; önü alınamaz kamplaşmalar vücut buldu.

Eğer toplumun birliğinin bozulmaması hiçbir şeye feda edilemeyecek seviyede merkezî öneme sahip bir mesele olsaydı; insanlık tarihiyle yaşıt bu tebliğ mekanizması herhalde tecrübe ettiğimizden çok daha farklı çalışırdı. Toplumsal birliğin ne pahasına olursa olsun korunması asıl olsaydı, peygamberler, ihtilafı körüklememe adına davetlerini daha kabul edilebilir bir form ve biçimde sunarlardı.

Ama öyle olmadı; Hakk’a davet ile birlikte küfre sırtını dayayan ‘içtimâî ahenk’ bozuldu. Toplumlar, tefrika denilen gerçekle tanıştılar; tevhid ve hakikatin, vahdet ve birlikten çok daha üstte yer alan değerler olduğu anlaşıldı.

Tevhidin ve hakikatin ikamesi adına, varsın bir kâğıttan kaplan hükmünde olan sunî birliktelikler zîr-ü zeber olsundu. Hakk’ın yükseltilmesi uğruna, varsın çürük zemine bina edilmiş ittifaklar çatırdasındı; elmasla kömürün fıtrî olmayan beraberliği son bulsundu.

Bugün de ‘vahdet’, ‘ümmetin birliği’ gibi meselelere bakarken, bu son derece hayatî olguları hedef ittihaz etmekten dûr olmamalı ama hakikat mihenginden vize alamayan birlikteliklerin merdud ve mezmum olduğunu da akıldan çıkarmamalıyız.

Evet, Kurân, bizi tefrikaya düşmemeye, dağılıp parçalanmama konusunda şuurlu olmaya davet ediyor ama hemen akabinde topyekün Allah’ın ipine sarılma kaydını nazara vererek, nasıl bir bütünlüğün muteber olduğunu sarahate kavuşturuyor. Vahdet, ittihad gibi kıymetli mefhumlar, modern zaman Müslümanları için vazgeçilmez ehemmiyette olsa da, bundan daha önemli olan husus, kimlerle ve ne üzerine ittihad edileceği meselesidir. “Allah’ın ipi” terkibinden kastın ne olduğu konusunda çeşitli görüşlere rastlansa da, bunun Kur’ân olduğuna dair müfessirler arasında –Müslim’de geçen bir hadise de dayanarak- yaygın bir kanaat vardır. O halde Allah’ın ipine sarılma ikazı, Kur’ân’a bilâ kayd-u şart itaati, bu itaat de katıksız olarak Resul’e (s.a.v) ittiba etmeyi âmirdir. Dolayısıyla ne üzerinde, kimlerin ittifak edeceği, âyetin mazmununda mündemiçtir. Yani ittihad emri / tavsiyesi, Müslüman etiketiyle arz-ı endâm ettiği halde, mü’minlerin yolundan ayrı yollar benimsemiş, Sünnet ve Sahabeye bakışta son derece arızalı bir yaklaşım sergileyen bid’at ve küfür ehli ile birleşmeyi değil, Ehl-i Sünnet dairesi içinde olan ama bir takım dünyevî-hissî sebeplerle tefrikaya düşmüş mü’minlerin bütünleşmesini telkin etmektedir.

19. asırda Hindistan-Pencap’ta zuhur eden Kadıyanîlik hareketi de birlik ve bütünlüğü sloganlaştırarak ortaya çıkmıştı fakat genel olarak o coğrafyada ve belli ölçüde tüm İslâm âleminde bir çözülüşün ve küfre yem oluşun zeminini oluşturmaktan kurtulamadı. İtikadı, tevhidi paranteze alan ve küfrüyle, bid’atiyle her oluşuma kucak açmayı salık veren bu ‘türedi’ vahdet söylemi, hem ümmetin hasımlarının hareket alanını genişleterek elini güçlendirdi; hem de eşya ve hadiseleri hakikat mihengine vurma hasletini körelterek, bâtıla müşteri yığınlar meydana getirdi.

Vahdet mi; ale’r re’si ve’l ayn ama kiminle!?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir