Ahmed BUHARALI, Hüküm Dergisi 84. Sayı, İhsan Şenocak, Makaleler

AŞK, VECD VE CİHAD YOLUNDA MÂVERÂ YÜRÜYÜŞÜ

Medine “Başkentler Başkenti”, bütün mekânlar ve zamanlar ise “sürgünler ülkesi”dir. Veliler, sürgünler ülkesindeki Mü’minleri Allah Rasûlü’nün asrındaki liyakat payından ve üstünlük ölçüsünden nasibdâr olabilmek için Başkentler Başkenti Medine’ye çağırır. Çünkü Medine bize, cennetin öz ülkemiz, dünyanın ise sürgün yeri olduğunu anlatır.

Başkentler Başkenti’ne aşkla, vecdle, tevbeyle kabul edilir insan. Bu yüzden Sezai Karakoç, “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkenti’ne” şiirinin her bölümünü

“Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim” mısralarıyla bitirir.

Tasavvuf, Allah Rasûlü’ne ﷺ olan zâhirdeki ittibanın hakikatine ermek,  şeriat kapısından girip aşk ve vecd denizine dalmaktır. Kök, şeriattır. Kökleri şeriat olan bir ağaç, gökleri dallarında taşır. Köklere inmeden göklere yükselmek muhaldir.

Her ruh, saf hâliyle hakikate âşıktır; lakin günahın zulmeti ondaki nuru yok ettiğinden insan bazen “Mâverâ” zannederek “Mâsivâ”ya gider; haramda kurtuluş arar. Kurtuluşun tek yolu ise Mâverâ’dır. Mâverâ yolunda ruh, Sevgili’ye kavuşmanın şevkiyle bütün acıları unutur. Bu yüzden Uhud muharebesinden sonra küffârı takibe memur kılınan Sahâbedeki cennet arzusu, Cemalullah’a nâil olma şevki onlara bütün acıları unutturdu: “Müslümanlarla harbeden kâfirler gürûhunu takip hususunda gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Bir farkla ki siz Allah’tan, onların beklemedikleri şeyleri umup bekliyorsunuz!”[1] En sevdiklerini şehid veren Sahâbe , yürek acısını da beden yarasını da cennet aşkıyla sardı ve Uhud’tan sonra da yürüdü küffâr üzerine.

İslâm’ın bidayetinde Ribatlar gece ibadet, gündüz cihad eden murabıtların karargâhıydı. Âbitler zühtte derinleştikçe kendilerini yakıp yıkan “ben”den kurtulur; Başkentler Başkenti’ne ulaşma arzusuyla yanıp tutuşurdu. Abdullah b. Cahş, Enes b. Nadr o aşkla Uhud’da ölüme meydan okudu. Bu yüzden Hz. Mevlana ölüme, “şeb-i arus/düğün gecesi” dedi.

Mâverâ yolu, insanın zenginliğe ve makama olduğu gibi hastalığa ve fakirliğe de bakışını değiştirdi.  Para da makam da izafi bir nesnedir sûfinin gözünde. Bu yüzden fâni olanı bırakır, bâkî olana yönelir.

Tasavvufun ulu hocaları hanla hânümanla uğraşmaz, insanları Mâsivâ’dan Mâverâ’ya yürümeye çağırır.   

Varlığını Sünnet-i Seniyye’de eriyip yok olma üzerine inşa eden Meşâyıh-ı Kirâm, insanları cennet yolunu açması cihetiyle Medine’yi Başkentler Başkenti yapan Allah Rasûlü’nün ﷺ sünnetine ittibaya çağırdı. İttiba ile nefsin bendleri yıkıldı.

İttibanın sebep planında her hâlleriyle Allah Rasûlü’ne ﷺ bağlılığı remzeden veliler, insanların hidayetine sebep olmada ciddi bir paya sahipler. Bu yüzden Üstad Necip Fazıl, Abdülhakim Arvasi’ye dair şu mısraları kaleme alır:

Benim efendim!

Ben sana bendim!

Bir üfledin de

Yıkıldı bendim.

Ben ki denizdim,

Dağbaşı bendim.

Şimdi sen oldun,

Âleme pendim.

Benim efendim!

Benim efendim,

Feza levendim!

Ölmemek neymiş;

Senden öğrendim.

Kayboldum sende,

Sende tükendim!

Sordum aynaya:

Hani ya kendim?

Benim efendim!

Benim efendim!

Emri yüklendim!

Dağlandım kalbden

Ve mühürlendim.

Askerin oldum,

Başta tülbendim;

Okum sadakta,

Elde kemendim.

Benim efendim.

Yol bilenle yürünür. Aşk yolu Mâverâ; külahlı Yunus Emre’nin, sarıklı Akşemseddin’in irfan ocağından Kavuklu Mimar Sinan, Rütbeli Barbaros çıkarır.

Mâverâ yolundaki en büyük hatalardan biri; İslâmiyet’in yalnız namaz, oruç, hac ve zekâttan ibaret olduğu zannedilerek Allah’ın  bütün bir hayatı tayin etmek üzere inzâl buyurduğu Kitab’ın ibadete hasredilmesi ve şeriatın ruhu mesabesinde olan tasavvufun tesbih çekmekten ibaretmiş gibi görülmesidir. Mâsivâ’ya dalan insanlığın kurtuluş yürüyüşü olan Mâverâ yolculuğu, küfürle cihadı, nefisle cihaddan ayırmadığımız gün başlayacak.


[1]-Nisâ, 4/104.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir