Erdal ERKAN

ASHAB-I KEHF’LE BEYAZ SARAY’DA ÖĞLE NAMAZI

Uluslararası siyasi gözlemciler, analistler Batı Emperyalizmi’nin siyaset ajanı gibi çalışmakta, müslümana aşağılık duygusu telkin etmekte. Onları dinleyen, “özgürlük heykeli” altında “toplumsal kölelik” andı okumaktan başka çare olmadığını düşünür. Hollywood yapımı filmlerdeki FBI ve CIA vurguları da çökmesi hayal dahi edilemeyen bir ABD efsanesinden bahsediyor. Aslında bu yöntem Firavun’dan bakiye, bir tarz-ı siyaset. O da küçük putlar arasına koyduğu dev heykeliyle kendini göremeyen halka, “Ben sizin en büyük ilahınızım.” demiş, milletini, hürriyeti hayal dahi edemeyen köleler haline getirmişti.

Moğollar hicri yedinci asırda İslam coğrafyasını işgal ettiğinde yenilgiler, ümmeti teslimiyetin en uç noktasına getirmiş ve şu söz her tarafta söylenir olmuştu: “Ve izâ gîle leke: İnne’t-Tatar inhezemu felâ tusaddik / Moğollar hezimete uğradı dense sakın inanma!”. Müslümanlar iki asırdır yaşadıklarından o derece etkilendi ki, bugün önemli bir bölümü Batının liderliğini kabul etmekten başka çare olmadığını düşünüyor.

Allah-u Ekber Dedikçe Roma Küçülür

Kur’an-ı Kerim, zayıf iradeli insanlarda algı yanılmasına yol açan bu durumu namazla aşmaya davet eder. Bunun için Cenab-ı Hak, Allah Resulü ’ne “inzar”dan önce namazı emretti. Efendimiz hayatın her şubesini Allah Azze ve Celle’nin muradına göre tayin edecek olan “Esaslı Söze/Vahye” (Müzzemmil: 5) namazla muhatap olabildi.

Kulluk şuuruna sahip olmak, sonra da insanları o şuuru kuşanmaya davet etmek güçlü bir irade ister. Çünkü kulluk, bazen Habib-i Neccâr gibi ölüme ramak kala, “Sizden dünyalık istemeyenlere ittiba ediniz.” demeyi, bazen de Firavun’un sarayında, “Rabbim Allah dedi diye öldürecek misiniz, Musa’yı?” diye sormayı emreder. O irade de ancak namazla kazanılır.

Arap-İslam sentezine karşı “sadece İslam” diyen Allah Resulü ’ne bütün yollar kapandığında Allah Teâla direnişi seccadenin üzerinde yönetmeyi emretmiş ve şöyle buyurmuştu: “Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı ikame et.”

İkame edilen namaz âdemoğluna eşyayı hakiki suretinde gösterir. Namaz secdedeki mümini devleştirir, saraydaki münkiri ise cüceleştirir. Sahabe, yaşadığı dönemdeki, “Teslim olun, küfrün iktidarı sarsılmaz.” anlayışına namazla karşı koydu.

Mümin, namazla izzet ve azametin sadece Allah Teâla’ya ait olduğunu ilan eder. Bunun için namaza çağrı da, namaz da, “Allah-u Ekber”le başlar. Ruküye giderken, secdeden kalkarken, otururken “Allah-u Ekber”… İnsan fıtratı namazda coşar ve emperyalizmin devasa kuruluşlarına tek başına meydan okur: Allah-u Ekber… Yani Allah Azze ve Celle büyük olarak gördüğünüz her şeyden daha büyüktür. O kadar ki, bütün büyükleri tek bir zeminde cem etseniz tamamı onun büyüklüğü karşısında zerreye bile tekabül edemez. Müslüman Allah-u Ekber dedikçe Firavun küçülür, Roma küçülür, Amerikan efsanesi son bulur. Çünkü Allah-u Ekber, Firavun’dan Roma’ya kadar bütün emperyalistleri yıkan kudrettir.

Varoluş Manifestosu: Fatiha

Allah Resulü “Lâ salate illâ bi Fatihati’l-Kitâb / Fatiha’sız namaz olmaz.” buyurdu. Bu yüzden her rekâtta Fatiha okunur. Çünkü Allah-u Ekber mukaddime, “Fatiha” ise varoluştur. Surenin ilk ayetiyle bütün ideolojiler ve onlara dayalı siyasal sistemlerin gerçekte hiç olduğu ilan edilmektedir: “el-Hamdülillahi Rabbi’l-Alemîn.” Bu ayet-i kerime, herkesi ve her şeyi layık olduğu yere gönderiyor. Mümin, ilk ayetle bir ailenin, kabilenin ya da ırkın ilahına değil Âlemlerin Rabbi’ne hamd ettiğini ilan ediyor.

Namaz hayatın merkez noktasıdır. Bütün hadiseler ondan hareketle şekillenir. Allah Resulü ’nün ifadesiyle namaz, “Amûduhu es-Salâh / İslam’ın esası”dır. Bütün oluşlar ve erişler o esas çerçevesinde teşekkül eder. Müslüman duruşunu namaza göre ayarlar. Yıkıldığı yerde Allah-u Ekber elinden tutar, onu izzetin zirvelerine taşır. Hele bir de sahabe (radiyallahu anhum) gibi ödenmiş bedellerin nihayetinde dendiğinde bir “Allah-u Ekber”, bütün bir şehri sarsar. Bunun şartı ise “Allah-u Ekber”i dille söylenen bir ifade olarak değil, hayatı tayin eden bir düstur olarak görmektir. Bilal b. Rebah (radiyallahu anh) Mekke’de “Ehad/Allah birdir.” ikrarını yıllar sonra Medine’de tekrarladığında, “Ezan-ı Muhammedi”yi duyanlar, “Bilal döndüyse Allah Resulü de dönmüştür.” zannıyla sokaklara dökülmüş, kalabalıklar Bilal-ı Habeşi’ye doğru akarken Medine titremişti: “İrtecceti’l-Medine”.

Namaz her dönemde diriliş üssü oldu. O ilham verdi. Mezalik-ı akdamda ayakların nasıl sabit kalacağını namaz öğretti. Namaz kılanlar, Ruhban değil, Rabbani oldular. Evde, çarşıda, gecede, gündüzde, soğukta, sıcakta saf olup namaza durdular. Kilise kadrosu gibi dağa çekilip, şehri sultana bırakmadılar.

İmam Rabbânî

Rabbânî alimler saraylardaki ihtişam karşısında sarsılıp secdeye kapananları kollarından tutup, “Kalk azizim! el-Azamet-ü lillah / Azamet Allah Azze ve Celle’ye aittir.” diyerek uyardı. Nitekim İmam Rabbani de, her nev’i baskıya direnip sultana secde etmedi, karşısında eğilmedi. Bundan dolayı tutuklandı, hapsedildi. Hapisten çıktığında hükümdarın meclisine yarıya kadar örülü kapıdan secde halinde alınacağını görünce, başıyla eğilmemek için sırtını dönüp de içeri girdi.

Kedi Suretinde Bir Sultan

İz b. Abdisselam bir bayram günü Mısır kalesine gider. İçeriye girdiğinde insanların istikbal için hükümdarın çıkışını beklediğini görür. Kapı açılınca, Sultan Eyyüb, Mısır âdetlerine göre saraydan çıkar, huzurdaki valiler, komutanlar ise secdeye kapanır. Tam da bu esnada İz b. Abdisselam hükümdara dönüp: “Ey Eyyüb! Yarın hesap gününde Allah Azze ve Celle, ‘ben sana Mısır’ın idaresini verdim, sen de orada içkiyi mübah kıldın’ diye sorduğunda nasıl hesap vereceksin?” der. Hükümdar, “Gerçekten böyle bir şey oldu mu?” diye sorar. İz b. Abdisselam, askerlerin arasında yüksek sesle, “Evet, falan dükkânda içkide, diğer münkerat da satılıyor, sen de Mısır’da yaşayıp gidiyorsun, devleti idare ettiğini zannediyorsun.” der. Hükümdar: “Efendim Ona ben müsaade etmedim. Babamın zamanından kaldı.” diye kendini savunur.

Bunun üzerine İz b. Abdisselam, “Desene sen de ‘Biz babalarımızı bir hayat tarzı üzere bulduk ve yollarına ittiba ettik.’ diyenlerdensin.” diye mukabelede bulunur. Haber bir anda bütün Mısır’da yayılır. Herkes İz b. Abdisselam’ı konuşmaktadır. Saraydan dönünce öğrencilerinden el-Bâcî, “Hocam! Korkmadınız mı?” diye sorunca İz b. Abdisselam, “Vallahi yavrum! O an Allah Azze ve Celle’nin azametini zihnimde canlandırdım. Birden Sultan önümde kedi gibi oluverdi. / Fesâre’s-Sultanu Guddâmî ke’l-Gıddi.” (bk. Subkî, Tabakâtu’ş-Şafii’yyeti’l-Kübrâ, V, 82).

Zulüm Tapınağı

Pentagon Farzedin ki, Batının kuvvetini resmeden noktalarından birindesiniz ya da bilvesile emperyalizmin “zulüm tapınağı” Pentagon’a davet edildiniz. İlgililer nezaretinde bütün birimleri dolaştınız, yeni silahların tanıtım programına katıldınız. Oradan donanma birliklerinin olduğu alana geçtiniz, uçakların inişini, kalkışını seyrettiniz, hayran kaldınız. Müesses nizamın muazzam gücünü ayne’l-yakîn görmüş oldunuz. Borsaya gittiniz, işlem hacimleri moralinizi bozdu. Sonra, “Bunlara teslim olmaktan başka çare yok” kanaati sizde daha da güçlendi. Nihayet Beyaz Saray’a geçtiniz, heyetler arası görüşmeler başladı. Bütün bunlar olurken öğle vakti girdi, ezan okundu ve siz Beyaz Saray’da bir yere seccadenizi serip namaza durdunuz: “Allah-u Ekber…. Elhamdü lillahi Rabbi’lAlemîn….”. Fatihâ’dan sonra Kehf Suresi’ne başladınız, zahirde Beyaz Saray’da, hakikatte ise, “Rabb’lerine inanan gençlerle” (Kehf: 13) berabersiniz; Sureyi kıraate devam ediyorsunuz, yüreğinize semadan sekînet yağıyor. İmparator Dokyanus’un yerinde Obama var; Siz de Ashab-ı Kehf gibi, “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasının otoritesini tanımayız.” (Kehf: 14) diyorsunuz. Selamdan sonra tekrar görüşmelerin yapıldığı odaya döndünüz. Bir anda bütün birimleriyle ABD, mümin nazarında bir kibrit çöpüne dönüştü. Batının, müesses haliyle hakikatte deniz kenarında çocukların kumdan yaptığı “Oyuncak Ümran”dan farksız olduğunu anladınız. Batı günbatımına ya da güçlü bir dalga gelene kadar yaşayacak. Aksini düşünenler Firavun, Roma ve Moğolların neden yok olduklarını cevaplasın.

Birazdan yine Ezan-ı Muhammedî okunacak, namaza başlayacak, “Allah-u Ekber” diyecek, bu defa Fatiha’dan sonra Nasr Suresi’ni okuyacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir