Hüküm Dergisi 2. Sayı, Selim SEYHAN

ALLAH RASÛLÜ ’NÜN (SAV) KADIN TALEBELERİ

Onlar Allah Rasûlü(sallallahu aleyhi ve sellem)’in kadın talebeleri. Dün imânları uğrunda türlü işkencelere katlandılar. Ümmü Şerik oldular üç gün aç ve susuz kaldılar. Zinnire oldular işkenceden gözlerini kaybetmelerine rağmen imanlarını kaybetmediler. Sümeyye oldular şehadete yürüdüler.

Müslüman olduğundan dolayı kocasının boşadığı Ümmü Süleym oldular, Medine yollarına düştüler. Mescid-i Nebî’nin inşâsı esnasında infak edecek bir şey bulamayınca da tek tutanağı olan yavrusunu getirip “Hadimuke Enes/Enes sizin, Enes İslâm davasının hizmetçisi olsun ya Rasûlellah” dediler. Uhud’da Nesibe oldular Allah ve Rasûl davasını müdafaa ederken kolunu kaybettiler. Hicâb ayeti nazil olunca da düşmanla artık göğüs göğüse savaşamayacağı için hayıflandılar. En yakınlarını kaybetmesine aldırmadan “Eruni Rasûlellah/Bana Allah’ın Rasûlünü gösterin” diyen Sümeyra oldular, O’nu görünce de “Küllü musibetin ba’deke celel /Seni sağ salim gördükten sonra bütün musibetler bir hiçtir ya Rasûlellah” diyerek âbideleştiler. İki oğlunun şehadetine sevinen Afra oldular Allah Rasûlüne gelip “Diğer oğlum henüz şehid olamadı. Acaba Cennette diğerlerinden daha mı geri kaldı” diye sorarak üzüntülerini ifade ettiler. Esma Binti Yezid oldular Yermuk savaşının en kritik anında çadır direğini eline alarak savaş meydanına daldılar ve dokuz Bizans askerini yere serdiler. Kadisiye’de dört evladını kaybeden Hansa oldular şehadet haberlerini müjde gibi kabul ettiler. Özlemiyle yanıp tutuştuğu şehadete ancak seksen altı yaşında kavuşan Ümmü Haram oldular Hala Sultan nâmıyla Kıbrıs’ımızın manevi bekçisi ünvanını kazandılar.

Zeynep oldular verdikleri sadakalarla, gece namazlarıyla, Ümmü Derda oldular zühtleriyle, takvalarıyla temâyüz ettiler. Sıbyan mekteplerinin temelini atan Ümmü Varaka oldular, körpecik beyinlere Allah’ın kitabını nakşettiler. Arzuladıkları şehâdet mertebesine de Allah Rasûlü(sallallahu aleyhi ve sellem)’in haber verdiği gibi evlerinde kavuştular. Fatıma oldular Hasanlarını, Hüseyinlerini İslam ahlâkıyla yetiştirdiler. İlmiyle temâyüz eden Aişe (r.a) oldular “Dininizin üçte birini bu Hümeyra’dan öğrenin” iltifatına mazhar oldular. Ellerini semaya kaldıran Havle oldular, çaresizliklerini Rablerine şekva edip rahmet-i ilâhiyeyi coşturdular. Derdine derman olan ayet-i kerimelerle Cebrâil Medine semâlarını teşrif etti. Mehir meselesinde Mescitde devlet başkanı Ömer’i ikâz ettiler, hakikatin ortaya çıkmasına vesile oldular. Ümmü Seleme (r.a) oldular, Hudeybiye’de Peygamber(sallallahu aleyhi ve sellem)’e çıkış yolu gösterdiler.

Onları bügün Âlem-i İslâmın farklı köşelerinde aşılmaz dağlar gibi tankların önünde dikilirken görürsünüz. Tahrir meydanında yumruğunu sıkmış bir halde çağdaş firavunlara haddini bildirirken görürsünüz. Cephedeki mücâhitlerin morali bozulmasın diye şehid olan evlâdı için gözyaşlarını içine akıtırken görürsünüz. Gökten yağan misket bombalarıyla can veren yavrularına sarılıp “einuna ya müslimun” diyerek yalvarırken görürsünüz. İsrail askerleri babasını götürürken bir buçuk milyarın yüzüne “ Ârun aleykum/ utanın” diyerek, ümmetin üzerindeki ölü toprağını silkerken görürsünüz. Evlatlarına mama bulma telaşıyla çaresizlik içinde bir yardım kuruluşundan diğerine koşarken görürsünüz. Kışın ortasında yavrusuyla başını sokabileceği bir çadır ararken görürsünüz.

Fakat onları “Ya rubbe kâsiyetin fi’ddünya âriyetun yevme’l-kıyâmeh/Nice kapalılar vardır ki, kıyâmet günü açık muamelesi göreceklerdir.” ikâzına muhatap olacak bir kıyafetle, şehvet yüklü bakışların odağı olarak göremezsiniz. Moda dergilerine kapak olacakmış gibi vücut hatlarını belli eden rengârenk elbiseler ve sıkma başlarıyla kaldırımlar arşınlarken göremezsiniz. İslâmcı kadın yazar kisvesi ve ilmihâl seviyesindeki bilgisiyle din adına ahkâm kesmek için televizyon televizyon koştururken göremezsiniz. Kilisede dua eden Hıristiyanlar gibi poz verirken, ağyarın eline koz verirken göremezsiniz.

Evet onlar izzetiyle, iffetiyle İslam kadınları. Belki onların haklarını koruyan bir uluslararası teşkilatları yok. Ama onların her şeyi görüp gözeten Mevlâ’sı var. Kâfirler istemese de dinini tamamlayacak olan Rableri var. Kevser havzının başında bekleyen Peygamberleri var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir