Hüküm Dergisi 82. Sayı, Şule PARMAK

AİLEDE SİSTEMİ YENİDEN KURMAK

Aile kurumumuz, Batı kökenli hareketlerin tesiri ile köklü değişim yaşadı. Bugün ise aynı kökene bağlı uygulamalarla aileye saldırılar sürmektedir. Böylesi ortamda ailenin “İslâm’a Muhatap Anlayış” çerçevesinde örgüleştirilme zorunluluğu hiç bu derece hissedilmemişti. Bu sebeple ailemizi tahkim edecek hamlelere girişmek hem günümüz hem de gelecek için hayati bir önem taşımaktadır.

AİLE KÜÇÜK BİR DEVLETTİR

Aile; insan ve toplum hayatına merkezi tesir edici rolü bulunan ve devletin her organından doğrudan etkilenebilen bir kurumdur. Aileye dair yapılan çeşitli tanımlar daha çok biyolojik anlamlar sunar. Ailenin niçin var olduğu ve nasıl bir aile oluşturulması gerektiğini izaha kavuşturmak, aile kavramını daha iyi anlamlandırmayı sağlar. Ailesiz bir toplumun var olması insan fıtratına aykırıdır. Aile tüm insanlık için vazgeçilemezdir. Zaten aileyi önemli görmeyen insan topluluğu da bilinmemektedir. Ancak bir takım odaklarca daha fazla sömürü için aileyi, işlevlerini yerine getiremeyen bir kurum haline sokma gayreti sürekli mevcuttur.

Aile kavramı toplumun dilinde bilhassa husûsî aile hayatını ifade etmek için kullanılır. Bu anlam ailenin toplumu ayakta tutan dinamizmini içine aldığı gibi fertleri birbirine bağlayan tüm güzel ilişkiler bağını da barındırır. Dine bağlılık ve geleneğe saygıyı nesillerce sürdürerek toplum mayasını oluşturma vazifesi ilk olarak aileye aittir. Toplumun değerlerini ve yaşam tarzını korumanın şartlarından biri aile mayasını sağlam tutmakla ilgilidir. Aileyi devlet ve toplumun kalesi kılan sebeplerden biri de bu husustaki gücüdür. Toplumun değer algısına bu binanın dışında kabuller yerleştirmek, aile kavramımızı tahribe açık hale getirir. Örneğin bugün “eşcinsel evlilikler” e kabul oluşturulmak istenmesinde bu durum görülebilir. Burada devletin aile kurumu üzerindeki müdahaleleri mevcut aile ve geleceğin ailesini belirlemede en önemli etkendir. Aileler ile örgütlenmiş devletin gücü, diğer kurumlarla beraber aileyi gözetlemesine dayanmaktadır.

İnsanlar sürekli değişen koşulların etkisindedir. Aileyi kanunların yanı sıra kitlelerin yaşam tarzını değiştirmede tesir gücü olan telkin araçları da etkiler. Gündelik hayat içerisinde aile fertleri bu değişime hızlıca katılabilir. Bu araçları kontrol etmek ailenin işlevlerini yerine getirmesi açıdan önemlidir. Nitekim aile; fert ve toplumu kontrol edici bir mekanizma işlevi görerek de koruma sağlayabilir. Örneğin günümüz eğlence anlayışı içinde dînî ve örfî olandan uzak uygulamalar ortaya çıkmıştır. Bu durum ailenin işlevlerinden birinin denetiminden çıkmasına sebep olur. Bugün insanların yaşadığı çağa ailelerinden daha fazla benzeyebildiği bir döneme şahitlik etmekteyiz. Bu ise ailenin fert üzerindeki etkisinin azaldığı noktaları artırmaktadır. Bu durumdaki her fert daha yalnız ve daha savunmasız koşullara itilmektedir.

Aileyi muhafaza etmek pek çok sosyal problemin doğmasına engel olur. Çocuk ve kadın istismarının önüne geçmek, bireyleri birbirine kaynaştırıp problemleri çözebilecek güç üretebilmek gibi. Ailelerin dağılması ise pek çok sosyal problemi beraberinde getirir. Artarak devam eden boşanmaların getirdiği sorunlar bunlardandır. Boşanmalar psikolojik, sosyolojik, ekonomik vs. sıkıntıların yaygınlaşmasına sebep olur. Boşanma durumunda ayrı bir ev açmak ve o evin idaresi ile ilgili her durum yeniden düşünülür. Jack Goody “Avrupa’da Aile” isimli eserinde bu durumu şöyle özetler: “Boşanmada artış, yalnız annelerin sayısında artış, ev ihtiyacında artış ve ortalama ev büyüklüğünde de önemli bir küçülme anlamına gelir.”

AİLE KÜÇÜK BİR CEMİYETTİR

Aile; birleştirici ve toplayıcıdır. Toplum nazarında bağlayıcılığı önemlidir. Geleneğimizde ailenin bu rolünü üstlenmesinde etkili karakterler vardır. Aile otoritesini sağlama, aile reisi olan erkekle öne çıkar mesela. Bugün ise toplumsal cinsiyet adı altında değişen kültürün kadına ve erkeğe yüklediği anlamlar öne çıkarılmak istenmektedir. Ailenin muvazene unsuru olduğu unutularak içi doldurulamayan eşitlik ve özgürlük kavramları ile aile fertleri birbirine karşı getirilmektedir. Aile kutsiyetine zarar verici bu tutum, basit sebeplerle ailelerin dağılabilmesine göz yummaktadır. Aileler dağıldığında onun bıraktığı boşluk, fertleri yaşamdaki türlü tehlikelere açık hale getirir. Batı’nın çöküş yaşayan aile tablosunda buna dair misaller vardır. Aileye ikame olarak “alternatif aile birlikleri” adı altındaki hareketler ile aileyi oluşturan fertler birbirinden koparılmaktadır. Ailenin işlevsiz kılındığı her yerde buna benzer faaliyetlerin artacağı unutulmamalıdır.

İslâm ile yepyeni bir hüviyet kazanan aile sistemimize baktığımızda görürüz ki bir medeniyetin ihtişamında aile nizamı da belirleyicidir. Osmanlı ailesi, zamanının ve mekânının şartlarında bu nizamın parıldatıldığı güzide bir misaldir.

Bundandır ki milletimize düşmanlık edenler yeni bir sistem kurmanın vasıtası olan aile üzerine planlar yapmışlardır. Aile yapısındaki değişimler dünyayı sarsan büyük hareketlerin etkisiyle gerçekleşmiştir. Aile üzerinde etkili olan hareketlerin temelinde endüstrileşme ve endüstrileşme sonrası kapitalizm ile modernleşme vardır. Aynı zamanda farklı dünya görüşleri ve onun etkisindeki değerler sistemi de aile kurumuna bakıştaki farklılıklarda etkili olmuştur. Diğer taraftan aile yapılarındaki farklılıkların temelindeki ayırt edici husus “din” dir. Dinin toplum hayatında etkisi azaldığında kurumlar din ölçülerine uzak şekillenirken fertlerdeki dine itaat duygusu da azalır. Bu ise sekülerleşmeyi tetiklemiştir. Sekülerleşme de aileyi menfî istikamete sürükleyen önemli bir tesir olmuştur.

Ailenin yapısı ve işlevleri sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel alanlarla karşılıklı olarak etkileşime girmiştir. Sanayileşme sonrasında şehirleşmenin toplumda hâkim olması, ailelerin yaşam biçimini değiştirmenin yolunu açmıştır. Geleneksel geniş aileden modern çekirdek aileye geçiş sürecinde şehir hayatı etkilidir. Çünkü modern aile, özelliklerini şehir hayatında gösterir. Modern aile, küçültülmüş aileyi ve birbirinden bağımsızlaşmış ilişkileri öne çıkarır. Aile reisliği ve ailede otorite, birlik ve beraberlik ruhu gibi özellikler modern ailede bağlayıcı değildir. Geniş akrabalık bağlarını kabul etmek istemez. Bu ise akrabaların birbirini muhafaza etmesini ve aile hayatının korunmasını zorlaştırır. Birleştirici ve muhafaza edici aile yerine fertleri kendi dünyalarının meşgalesine hapseden bir yapı vardır. Öyle ki aileler değişen hayat şartlarının rekabeti içinde şekillenen bir görünüm alırlar. Modern ailede az çocuk istenmesinin sebeplerinden biri bunla ilişkilidir. Çünkü aileler doğacak çocukların yaşam kalitesini düşünmeye odaklanırlar. Özellikle şehir hayatının sunduğu imkanların artırdığı maddî külfet bunda etkilidir. Dolayısıyla çekirdek aile, “Kapitalizmin ihtiyaç duyduğu küçük, tecrit edilmiş ve doğum oranlarını kontrol eden” bir aile tipi oluşturur. Modern ailenin özellikleri şunu göstermektedir: Ülkemizde modern aile özellikleri bulunmakla beraber gelenekten gelen özelliklerinden tam anlamıyla kopmamış bir aile kurgusu da vardır. Bu durumu ifade etmek için geleneksel ve çekirdek aile kavramlarına nazaran oluşturulmuş “bağlantılı çekirdek aile” vb. tabirler de kullanılmaktadır.

AİLE, FERDİLEŞMİŞ TOPLULUK HAKİKATİDİR

Geleneksel geniş aile ve modern çekirdek ailenin bugün için ne ifade ettiğine bakmak, aileye dair şuurlu bir bakış elde etmemize yardımcı olacaktır. Modern aile, çekirdek aile üzerine kurulmuş ve bu haliyle bir aile tipi teklif etmiştir; lakin bilhassa son elli yıldır bu teklifinden de uzaklaşmıştır. Günümüzde artık toplumun bir alt sistemi olarak görülen modern aile dahi kabul edilemez olmuştur. Aile kavramının altına aynı cinsten oluşan birliktelikleri dahil etme çabası bunun en çarpıcı örneklerindendir. Modern ailenin geldiği nokta bir köpekle yahut ağaçla evlilik yapma gibi korkunç vakalar doğurmuştur. Artık küçültülmüş aileler yerine daha da küçük, parçalanmış hatta tek haneli olarak ifade edilen aileler vardır. Bugün Avrupa’da tek kişiden oluşan hane halkı oranı oldukça fazladır. Örneğin 2017 verilerine göre İsveç’te her 1000 evden 578’inde sadece 1 kişi yaşamaktadır. Türkiye’de bu rakamlar Avrupa ülkelerine göre daha düşük olsa da rahatsız edici boyuttadır.

Batı’da geleneksel aileye bugünün şartlarında geri dönebilmek için olağanüstü şeyler olması gerekmektedir. Oysa İslâm dünyasında aile kurumu örfî ve dînî bina üzerinde şekillenmiş olmanın getirdiği güçle hâlâ ayaktadır. Bu durum Batı’daki çöküşün mimarları tarafından tersine çevrilmek istenmektedir. Son yıllarda yaşadığımız aileyi menfî etkileyecek tüm uygulamaların arkasında bu sebep önemli bir yer tutar. Bilhassa son yıllarda aile kurumuna ilişkin uygulanan kanunlar, ailedeki değişimin tahribatını daha da derinleştirmektedir. Örneğin İstanbul Sözleşmesi bazı maddeleriyle bu çözülmenin büyük bir sebebini belirtir. Ailenin merkez unsurları olan erkeği ve kadını birbirlerine yabancılaştırmaya sebep olması, daha ötesi erkek ve kadın cinsiyetlerini dine ve örfe aykırı şekilde tanımlaması bunu göstermektedir.

Aile kurumunun ehemmiyeti yabancı ülkeler dahil olmak üzere hâlâ sıklıkla ikrar edilmektedir. Hatta aileye dönük bilhassa kadın düzenlemelerinde dikkat çekici değişikler yapılabilmektedir. Aile, milletimiz için özel bir kurumdur ve husûsî bir doğallığı vardır. Aileye ilişkin her hamle bu durum gözetilerek hazırlanmalıdır. Modernitenin oluşturduğu değer ölçülerini esas almak ailemiz için geri dönüşü olamayan çöküşe ve çok uzun süreli kayıplara yol açar. Geç kalmadan sorgulamalıyız: Acaba bugünkü ailemizi Rasûlullah (ﷺ) görseydi kabullenir miydi? Sizin çocuğunuzun gelecekteki ailesinin nasıl olmasını isterdiniz? Gelecekteki İslâm ailesine dair tahayyülümüz nedir? Son Söz: “Tek çaremiz ‘yeni nizam ve yeni insan’ için hasret duyulan aileleri inşa etmektir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir