Hüküm Dergisi 86. Sayı, Mahmut Sami GÜLCÜ, Makaleler

ACVE HURMASI VE FARE ZEHİRİ

Acve hadisinin Kur’ân’a, akıl ve bilimin kabullerine muarız olduğu meselesine geçmeden önce bir takım teknik bilgilere işaret etmenin faydalı olacağını düşünüyorum:

Çok fazla olmasa da Buhari’nin Sahihi’ne senetlerinden dolayı itiraz edenler olduğu gibi metinlerine de bazı itirazlar yöneltilmiştir. Ama bu itirazlar o hadisin mensuh ya da müevvel olduğuna işaret eder, bunu ise “merdud” kelimesi ile ifade ederler. Özellikle de Hanefîlerin bazı Buhari ya da Müslim hadisleri ile amel etmemesi o hadisin mevzu (uydurma) bir hadis olduğunu asla göstermez. Ulemadan bunu iddia eden bir tane örnek göstermek mümkün değildir. Fakat onların “Bu hadis merduddur.” ibaresini kullanmaları bu alanı tanımayanlar tarafından mevzu olarak anlaşılabilmektedir. Feyzü’l-Bârî’nin sahibi Keşmirî bu hususa dikkat çekerek şöyle der: “Hanefî usûl kitaplarında amel edilmeyen hadislerin merdud olarak nitelendirildiğini görüyoruz. Onlar bununla hadisin mertebesininin Kur’ân ile kıyaslanmayacağını kastediyorlar ki bu hususta doğru söylüyorlar; fakat bunu uygun bir şekilde ifade edememişlerdir. Uygun olan daha yumuşak tabirler kullanıp yanlış anlaşılacak ifadelerden kaçınmaktır.”[1]

Merdud Hadis

Mevzu Hadis mi Demektir?

Mustalahu’l-Hadis okuyanlar bilirler ki muhaddisler hadisleri sahih, hasen ve zayıf şeklinde üçlü taksime tabi tutarken merdud hadis diye bir tabir kullanmazlar. Buna mukabil fukahanın hadis taksiminde ise üçlü taksimin aksine makbul ve merdud şeklinde ikili taksim görmekteyiz. Ehl-i Hadis, amel etmedikleri bütün hadisleri zayıf (mevzu, metruk, münker…) diye nitelerken fukaha ise merdud diye niteler. Hadis alanında bir aylık okuma yaparak herkesin öğrenebileceği bu bilgiler bilinmezse ulemanın Buhari’deki birçok hadise mevzu dediği sonucuna varılabilir. Çünkü hiçbir müctehid “Sahih olan bütün hadislerle amel edilir.” dememiş ve bunu da zorunlu görmemiştir.  Mesela Rasûlullah’ın ﷺ bir şahit ve yeminle hüküm vermesi hadisini Hanefîler müdayene ayetine[2] ve “Müddeiye beyyine gerekir.” hadisine aykırı görerek merdud kabul ederler. Buradaki merdud, mensuh demektir. Bu alanı bilmeyen ve hadislere kastı olan birisi bu ifadeleri görünce laboratuvarda buluş gerçekleştirmiş bilim adamı edası ile “Buldum! Ben de Buhari’de mevzu hadis buldum!” diyerek önemli bir buluşa(!) imza atıyor. Ya da bütün sahih kaynaklarda “Ateşin değdiği şeylerden dolayı abdest gerekir.” hadisi ile amel eden bir Müslümana dahi rastlayamazsınız. Amel etmemeleri hadisin mevzu olduğunu mu yoksa mensuh olduğunu mu gösterir? Gıybet orucu bozar hadisine bakarak gıybet yapanın orucunu bozduğunu gördünüz mü? Bununla amel etmemek bu hadisin mevzu olduğunu mu yoksa gıybet orucun sevabını yok eder şeklinde anlaşıldığından dolayı müevvel olduğunu mu gösterir? Bütün bu teknik bilgileri yüzeysel olarak okuyup sonra da “Ben de Hanefîler gibi Kur’ân ve akla (bilim) arzederek hadisin uydurma olduğunu söylüyorum.” demek en azından insafsızlıktır.

Bu İddiada Goldziher’in Kokusu Var

Bu teknik bilgilerden sonra asıl konumuz olan acve hadisine dönebiliriz.

Allah Rasûlü’nün ﷺ genelde hurma, özelde ise acveye ilgisinin olduğunu biliyoruz. Hurmayı sevdiğini, kimi zaman sadece hurma ve su ile karnını doyurduğunu,[3] ümmetine hurmayı tavsiye ettiğini[4] özellikle acve hurmasının cennet meyvesi olduğunu haber verdiği[5] hadisini biliyoruz. Bu hadislerden birisi de acve hurmasının zehir ve sihire karşı etkili olduğunu haber veren şu hadistir:

 ( مَنْ تَصَبَّحَ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعَ تَمَرَاتٍ عَجْوَةً ، لَمْ يَضُرَّهُ فِي ذَلِكَ اليَوْمِ سُمٌّ وَلاَ سِحْرٌ ) “Kim her sabah yedi tane acve hurması yerse o gün ona zehir ve sihir tesir etmez.”[6]Bu hadisin bu ve benzer lafızlarla Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde, Ebu Davud ve Beyhaki’nin Sünenlerinde, İbn-i Hanbel’in Müsned’inde, İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’inde rivayet edildiğini görürsünüz.[7]

Bu hadis ile alakalı Ulema-i İslâm’ın değerlendirmelerine kısaca bakacak olsak şu yorumlar gözümüze çarpar:

1. Hattabi, A‘lâmu’l-Hadîs’te[8] “Bu bahsedilen hurma özel bir hurmadır. Allah Rasûlü bu ifadeyi belirli bir ağaç için kullanmıştır.”der.

2. Tahâvî Müşkilü’l-Âsâr’da,[9] Nevevî Şerhu Sahih-i Müslim’de[10] ve Kurtûbî Müfhim’de[11]bunun Medine’ye ait olan acve diye tesmiye edilen bütün hurmalar için geçerli olduğunu ve Hz. Peygamber’in ﷺ söylediği zamanda geçerli olabileceği gibi bütün zamanlara şamil olabileceğine de vurgu yapmışlardır.

3. İkmâli M‘ulim’de[12] hurmanın birçok cinsinin olduğunu, Allah Rasûlü’nün de ﷺ özellikle Âliye bölgesindeki acve hurmasına vurgu yaptığını söyleyen Kâdı ‘Iyaz, bunun toprak ile alakalı olduğunu ve bazı bitkilerin bazı bölgelerde daha verimli yetiştiğini böylelikle daha güzel vitamin depolayarak daha faydalı olduğunu söyler.

4. Aynî ise acve hurmasının zehir ve sihire karşı etkili olmasını, Hz. Peygamber’in ﷺ Medine hurması için yaptığı duanın bereketi olarak açıklamaktadır. Yani bu durum hurma ile değil dua ile alakalıdır,[13] der.

5. İbn-i Hacer ise bu yorumların yapılabileceğini fakat hadisin lafzının umum ifade ettiğinden dolayı acve hurmasının her zaman ve mekânda Allah Rasûlü’nün ﷺ buyurduğu gibi zehir ve sihire şifa olacağını söyler.[14] 6. Muasır olarak ise “Acve hurması ya da başka hurmaların zehir ya da sihire şifa olmasının söz konusu olmadığı, Peygamberin böyle bir söz söyleme ihtimalinin bulunmadığı, muhtemelen acve satmak isteyen bir yalancının uydurmuş olduğu” yorumunu görürsünüz. Acve hadisini “saçmalık” olarak niteleyen bu zihniyet, fare zehiri ile hurmayı masaya koyarak hadisin sıhhatini ölçmeye çalışmaktadır.[15] Mezkûr hadisle alakalı bazı genel yorumları burada zikretmeye çalıştım; fakat çok daha ayrıntılı malumatlara ulaşmak isteyenler ilgili hadisin şerhlerinden istifade edebilirler. Hz. Peygamber ﷺ hurma için neden “her sabah” dedi ve “yedi” sayısı ile kayıtladı? Bu tavsiyeye uyan bir kimse bütün zehir ve sihir çeşitlerinden mi korunur? Bu sadece acve ile mi alakalıdır yoksa bütün hurmalara mı şamildir? Bu ve benzeri birçok yorumu Fethu’l-Bârî ve Umdetu’l-Kârî adlı şerhlerde bulabilirsiniz.

Görülüyor ki İslâm Âlimleri de kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir. Fakat hiç kimse bu hadisi “Hurma bahçesi olan bir yalancı uydurmuştur.” ya da “saçmalık” olarak nitelendirmemiştir. Maalesef bu ifadeler, fitne hadislerini Sahâbeler uydurdu diyen Goldziher ve arkadaşlarının kokusunu taşıyor. 

Ayetleri Kim Uydurdu?

Peki bir Müslüman bu ifadeleri kullanırsa ayetleri nasıl açıklar?

Acve hadisini hurma bahçesi olan biri uydurduysa Kur’ân’da geçen “Balda insanlar için şifa vardır.”[16] ayetini kim uydurdu? diye bir soru sorulsa tarih ve teracim kitaplarından arıcılık yapmış bir ravi mi arayacağız? Ya da hadisin sahihliğini fare zehiri ile ölçen bir sünnet düşmanına fare zehiri ile bir çıta balı masanın üzerine koysam ve “Önce zehiri sonra da balı ye! Eğer zehir tesir ederse ayet uydurmadır!” desem acaba ne cevap verir?

Ya da Allah Teâlâ’nın “Bana dua edin duanıza icabet edeyim.”[17] ayetini bilen bir Kur’ân Müslümanına “Fare zehirini ye sonra da ölmemek için Allah’a dua et. Eğer ölmezsen ayetin doğruluğunu ispat etmiş olursun. Aksi takdirde ayetin uydurma olduğu hükmüne varırım.” şeklinde soru soran bir ateiste ne diyeceğini merak ediyorum. Fakat ben bir ateistin bile bu kadar akılsız davranacağına ihtimal vermiyorum.

Doktor mu Katil mi?

Daha  önce de ifade ettiğimiz gibi biz Buhari’de Kur’ân’a, akla ve bilime uymadığı gerekçesi ile reddedilen rivayetleri değerlendireceğimizi söylemiştik. İtiraz edilen bu rivayetlerin Buhari’de olmasından ve muarızların senedine değil, metnine taarruzda bulunmasından dolayı ele alacağımız hadisleri muhteva açısından değerlendirip senedi ile uğraşmayacağız. Fakat  senetlerinde geçen ravilerin hayatlarının teracim ve tabakat kitaplarından okunmasını meraklı kardeşlerime tavsiye ederim. Nitekim okuyanlar, bu hayatların Goldziher, Schacht ya da bir başka oryantalistin hayatına benzemediğini görecek; canını, cananını ve dünyadaki bütün varlığını uğruna feda etmekten bir an bile çekinmeyecekleri Peygamberleri ﷺ hakkında asla yalan söylemeyeceklerini anlayacaklardır. Eğer bunlar izan ve vicdan mahrumu ise bütün bu okuduklarını bir masal addederek hadisleri metin tenkidi adı altında, okuyup anlamaktan bile aciz kaldığı Kur’ân-ı Hakîm’e ya da akıl ve bilimin kabullerine arz ettiğini iddia ederek reddedecektir. Tabi ki metin tenkidi yapılmalıdır. Raviler ne kadar güvenli olursa olsun bir hadisin amele konu olup olmaması bakımından muhtevaya bakılması gerektiğini vurgulamak durumundayız. Ama bunu yaparken hadis usûlü kaidelerine bağlı kalmak zorunda olduğumuzu bilmeliyiz. Bunları bilmeyince Acve hadisi ile alakalı “En muteber kaynak olan Buhari’de var; ama Kur’ân ve bilim bunu kabul etmiyor. Madem bu hadisi kabul ediyorsunuz buyurun fare zehiri ile beraber acveden yiyin bakalım. Deneyini yapalım. Eğer zehirlemezse bu hadis sahihtir.” diyecek kadar ilimden, fikirden ve akıldan uzak kimseleri görebilmeniz mümkün olur. Hatta bu görüş sahipleri üniversitelerde profesörlük makamını işgal edebilir.

Siz bir doktorun hastasına “Sana aşı yaptım. Artık güvendesin. Dışarıya tedbirini almadan çıkabilir, hastalıklı ortamlarda rahat rahat dolaşabilirsin!” dediğini ya da “Coronavirüsün ilacını buldum. Bu ilaçtan sabah aldığın zaman güvendesin, virüslü insanların arasında dolaşabilirsin sana hiçbir şey olmaz!” dediğini duydunuz mu?

Duysanız bu adama ne dersiniz? Yani kısaca insanı kobay olarak kullanan adamlara doktor mu yoksa katil mi denir? Soruyorum size?

Tv programlarında fare zehiri ile beraber acve hurmasını getirip görsel olarak Buhari hadislerinin uydurma olduğunu ispatladım diyen zavallıları nazarı itibara alıp onlar hakkında yazıp çizmenin vakit kaybı olduğunun biz de farkındayız. Fakat bunları ciddiye alıp dinleyen ve ne diyeceğini bilemeyen kardeşlerimizin olduğunun farkında olduğumuz için bu açıklamaları zaruret olarak görmekteyiz.

Müslüman Hadislere Saçmalık Der mi?

Unutmamak gerekir ki bilim aynı zamanda varlığın ve eşyanın hikmetini anlama çabasıdır. O, yaşadığımız kâinatı, semanın ve arzın devam eden sistematiğini, nesneler arası ilişkileri çözmeye çalışır. M.Ö. başlayıp günümüze kadar süren bu anlam arayışı bilimin aynı zamanda tekâmül seyridir. Her geçen zaman, değişen mekân ve yeni ihtiyaçlar bilim müktesebatımızı oluşturur. Bilimin bu tekâmül serüvenine mukabil din, Peygamberler ile kemale erer. Bilim adamları bulundukları zaman ve mekânın imkanlarına göre deney ve gözlem yapabildikleri ve mutlak doğrunun o an için tespit edilen bilgi olduğunu sandıkları için kendileri ile tenakuza düşen her ilahi metni (vahiy-hadis) sığaya çekmeye kalkarlar ve kendilerince hata bulurlar. Müktesebatı tarihin ve zamanın ilerlemesine bağlı bir disiplin nasıl olur da kaynağı allamu’l-ğuyub Allah Azze ve Celle olan vahyi hesaba çekebilir? Oysaki yeri geldiğinde fikirlerinden feragat etmek zorunda kalan bir disiplin – parçacık fiziğinin Newton fiziğinin kabullerini bir kenara bırakması gibi-  hakikatin yalnızca kendisi olduğunu söylerken kendi gelişim serüvenine bakıp utanmalıdır.

O halde bir Müslümanın Allah Rasûlü’nün ﷺ hurma ile alakalı hadisini değerlendirirken saçmalık demek yerine bu konuda yapılan eski ve yeni bir takım bilimsel çalışmalara bakıp kabul etmese dahi en azından insaflı olması gerekmez mi?

Allah Rasûlü’ne ﷺ yalan isnad ederim korkusu ile uykuları kaçan Selefi Salihin’in bir hadisi araştırdıktan sonra “bulamadım” demesindeki müeddeb tavrı kendisinden beklemediğimiz bu cahil Müslümanların Rasûlullah’ın ﷺ sözlerine saçmalık diyerek bir oryantalistten daha fazla sünnete düşman olması ne anlama gelmektedir?

Allah Rasûlü’nün ﷺ laboratuvarı ve deney yapacak aletlerinin olduğunu kim iddia edebilir? Fakat medeniyetimizde önemli bir yeri haiz olan “Tıbbu’n-Nebevî” adlı bir literatürün oluşmasına kaynaklık eden Hz. Peygamber’in ﷺ hadislerine en azından bir doktora güvendiğimiz kadar güvenmemiz gerekmez miydi? Ölüm hariç her şeyin çaresi olacağını haber vererek dolaylı yoldan tıp ilmi ile iştigal etmemizi tavsiye eden Allah Rasûlü’nün ﷺ ashabına bizzat ilaç tarifi verdiğini biliyoruz. Konumuzla alakalı olarak Ebu Davud’da şöyle bir olay nakledilir: Sad hasta olduğunda Rasûlullah ﷺ ziyaretine gider. Sad der ki: “Rasûlullah elini göğsüme koydu. Ben elinin soğukluğunu kalbimde hissettim. Sonra: ‘Sen kalp hastalığına yakalanmışsın! Sakif’in kardeşi Haris İbn Kelede’ye git o tababet ilmini biliyor. Medine’nin acve hurmasından yedi tane alsın, onları çekirdekleri ile beraber öğütsün sonra onu süt ve yağ ile karıştırarak sana yedirsin.’ buyurdu.”[18]

Bilimsel Deneyler

Konuyla alakalı olarak üç Müslüman doktorun Ürdün’ün güneyinde çokça bulunan bir yılan türü (Cerastes cerastes) ve bir akrep türü (Leiurus Quinquestriatus) zehirlerini kullanarak yaptıkları bilimsel bir deneyden kısaca bahsetmek yerinde olacaktır.

Deneyde 10 adet fare kullanılıyor. Bunlardan 5 tanesi deney için 60 saat civarında aç bırakılıyor ve sonrasında hurma ekstresi ile besleniyor. Kontrol grubu olan diğer 5 fare ise ne aç bırakılıyor ne de sıra dışı şekilde besleniyor. Bu farelere ölümcül dozda olmak üzere eşit oranda yılan zehiri veriliyor. Daha önce hurma ekstresi ile beslenmiş olan 5 fareden 3’ü ölümcül dozda verilen zehre rağmen hayatta kalmayı başarıyor. Ayrıca, deneklerde hurma ekstresi ile beslenmeden önce alyuvarların yıkım süreci katsayısı 0,542 olarak ölçülürken hurma ekstresi ile beslendikten sonra bu sayı 0,09 olarak kaydediliyor.[19]

Yine Cidde Melik Abdulaziz Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Fakültesi’ndeki doktorların bir akciğer hastalığı olan “IPF/İdiopatik Pulmoner Fibrozis ve Zehirlenme Vakalarına Karşı Nebevi Bir İlaç Olan Acve Hurması” başlıklı makalesi[20]ve San’a Üniversitesi Mikrobiyoloji bölümü öğretim üyesi Dr. Erva Abdurrahman Ahmed’in “Hastalıklı ve Zararlı  Mikroplardan Korunma ve Şifa Bulma Noktasında Hurmanın Eşsizliği” adlı makalesi[21] de bu hususta önemli ilmi çalışmalardandır. Bütün bu hakikatler ortadayken hiçbir araştırma yapmaksızın mücerred oryantalist mantığı ile Allah Rasûlü’nün ﷺ hadislerini uydurma ve saçmalık olarak nitelemek izan ve imana sığar mı?

Birileri aksini iddia etse de biz bir Müslüman olarak kim itikad ederek Acve hurmasını Allah Rasûlü’nün ﷺ tavsiyesi üzerine her sabah yerse zehirden de sihirden de muhafaza edileceğine inanıyoruz. Mustafa Sıbai Hocanın da işaret ettiği gibi bilim adamlarının bu konuda yapacakları her çalışma yeni hikmetlerin keşfine medar olacaktır. Tıp ilmi bu meseleye daha fazla eğilse çok daha önemli buluşlar gerçekleştirecektir. Sihirden korunmak ise tamamen psikolojik yani imani bir durumdur.[22] Nasıl ki bir Müslüman Felak ve Nas sûreleri ile sihirden korunuyorsa Allah Teâlâ’nın inayeti ile hurma ile de korunması mümkündür. Önemli olan, meselelere Müslümanca yaklaşmakla alakalıdır. Üstadın ifadesi ile

“Sende insan ve toplum, sende temel ve bina

Ne getirdin götürdün bildirdinse amenna” diyoruz.


[1]-Keşmirî, Feyzü’l-Bârî, Dâru’l-Kütübi’l-‘İlmiyye, Beyrut, I, 51.

[2]-Bakara Sûresi’nin 282. ayetine müdayene ayeti denir. Bu ayet Kur’ân-ı Kerîm’in en uzun ayetidir.

[3]-Buhari, Hibe, 1.

[4]-Müslim, Eşribe, 152/153.

[5]-Tirmizi, Tıb, 22.

[6]-Buhari, Tıb, 52.

[7]-Buhari, Hadis No: 5445/5768/5769/5779; Müslim, Hadis No: 2047; Ebu Davud, Hadis No: 3876; Beyhaki, Hadis No: 16591/19627/19628; Müsned-ü Ahmed, H. No: 1459/1547/1592/1593; Musannef İbn Ebî Şeybe, H. No: 23943; Müşkilü’l-Âsâr, H. No: 5678/5679/5680/5681.

[8]-Hattabi, A‘lâmu’l-Hadîs, Câmiat-u Ümmü’l-Kura, 1988, III, 2054.

[9]-Tahâvî, Şerhu Müşkili’l-Asar, Müessesetü’risale, 14, 360.

[10]-Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim, Dâru’l-Fayha, Dımeşk, 2010, V, 6.

[11]-el-Kurtubî, el-Müfhim, Dâr İbn Kesîr, Beyrut, 2008, V, 322.

[12]-el-Kadı ‘Iyaz, İkmâlu’l-Mulim bifevâidi Müslim, Dâru’l-Vefa, Mısır, 1998, VI, 531.

[13]-‘Aynî, Umdetu’l Kârî, Dâru İhyai’t-turâs, Beyrut, tsz, 21, 286.

[14]-İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Dâru’l-Marife, Beyrut, 1379, 10, 240.

[15]-https://www.youtube.com/watch?v=RS4oCqsuwFE

[16]-Nahl, 16/69.

[17]-Mü’min, 40/60.

[18]-Ebu Davud, Tıb 12.

[19]-Abdul-Karim J. Sallall, Zuhair S. Amrl and Ahmed M. Disi, lnhibition of Haemolytic Activity of Snake and Scorpion Venom by Date Extract, Department of Biology, Jordan University of Science and Technology, PO Box 3030, lrbid, Jordan, and zDepartment of Biology, University of Jordan, Amman, Jordan.

[20]-Dr. Leyla Ahmed el-Hamdi ve Deyna İbrahim Mevsılî, el-Ilacu’n-Nebevi bitemri’l-Acve fî hâlâti’t-tesemmüm ve’t-teleyyüfi’r-rievî bi’l-cazûlîn, el-Mu’temeru’l-‘Alemî’l-‘Aşir li’l-‘İcâzi’l-‘Alemî fi’l-Kur’âni ve’s-sünne, s.s.126-145.

[21]-Dr. Erva Abdurrahman Ahmed, İcâzu’t-temri fi’ş-şifa ve’l-vikayeti mine’l-mîkrûbâti’d-dârrati ve’l-Mümerridat, el-Mu’temeru’l-‘Alemî’l-‘Aşir li’l-‘İcâzi’l-‘Alemî fi’l-Kur’âni ve’s-sünne, s.s. 160-205.

[22]-Mustafa Sıbâi, es-Sünne ve Mekanetuha fi’t-teşriî’l-İslamî, Beyrût, Dâru’l-Varrak, 2007, 315.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir